Ben Leylama gidiyorum çekil önümden Leyla
Nevzat ÖZKAYA

Ben Leylama gidiyorum çekil önümden Leyla

Arkadaşlardan birisi bir kitaptan Leyla ile Mecnun ile ilgili şu pasajını paylaşmış.

“Leyla mı çok sevdi yoksa mecnun mu?..

Leyla'ya sormuşlardı hani bir gün:
"Sen mi Kays'ı daha çok sevdin; yoksa o mu seni?"diye.
"Elbette ben onu daha çok sevdim!" demişti Leyla.
Kays adını duyar duymaz gözünden yaşlar boşanarak "Elbette ben onu daha çok sevdim!"
"Nedir delilin nasıl ispat edersin onu daha çok sevdiğini üstelik o senin için çılgınlığa varmış, aklını yitirmiş mecnun olmuşken?"

O vakit Leyla ağlayarak:
"Dostlar!.."demişti. "Sırdır ki gizli gerektirir, sevgilinin adını dile düşürmek hakikatte ayıptır. Kays bir dağ delisi gibi davrandı gitti sahralarda çöllerde, aşkımızı ona buna anlattı. Ben kimseciklerle paylaşmadım onun sevgisini. İçimde büyüttüm büyüttüm büyüttüm... Budur ki benim onu daha çok sevdiğime delildir.”

- Mecnun kime anlattı aşkını Haminneciğim?
-Kurtlara kuşlara Dilşeker’im yalnızca ağzı var dili yok kurtlara kuşlara. Buna rağmen sırlarına halel geldi sevdaları dillere düştü şiirlere nakış oldu.

Sevgi dediğin aşk dediğin mahremdir dile getirmek mahremine halel getirmektir.”

Yazar bu hikayeyi naklederken anlatmak istediği aşkın mahrem olduğu ve asıl aşkın da bu olduğudur sanırım.

Ama yanlış baştan başlıyor. Bir defa bu aşk hikâyesinde “Leyla mı çok sevdi yoksa mecnun mu?” sorusu büyük bir garabet. Garabet bununla bitmiş değil daha yeni başlamış durumda. Sonra “Leyla'ya sormuşlar hani bir gün: "Sen mi Kays'ı daha çok sevdin; yoksa o mu seni?"diye.” Leyla gibi birine böyle bir soru sorulur mu? Sorulması kesinlikle yanlış. Ve Leyla’ya verdirdikleri cevap da keza öyle büyük bir garabet.

Evet verdiği cevap: “"Dostlar!.."demişti. "Sırdır ki gizli gerektirir, sevgilinin adını dile düşürmek hakikatte ayıptır. Kays bir dağ delisi gibi davrandı gitti sahralarda çöllerde, aşkımızı ona buna anlattı. Ben kimseciklerle paylaşmadım onun sevgisini. İçimde büyüttüm büyüttüm büyüttüm... Budur ki benim onu daha çok sevdiğime delildir.””

Allah aşkına bir bakın bu cevapta aşklarını sevgilerini sır olarak gören Leyla nasıl da ifşa ediyor o sırrı. Çünkü sır olduğuna inanan Leyla ve o sırrı açığa çıkaran yine Leyla. Bu nasıl açıklanabilinir.

Yazar, Leyla ile Mecnun’u ekmek parası yapmış. Aşk pazarlayıcısı durumuna gelmiş. Yazar artık bu işleri bırakmalı. Ya hakikatleri doğru düzgün anlatmalı ya da bu tüccarlıktan vazgeçmeli.

Bu yazıları okuduğunda o kitabın yazarı belki kızacak. Yani o kızacak diye de hatalarının üzerini mi örtmemiz lazım. Leyla da Mecnun da bizim. Ortadoğu halklarının ortak mirası. Bu mirasın tek sahibi O Efendi değildir sanırım.

Leyla ile Mecnun bizim toplumumuzda, kültürümüzde “aşk” yaşamının örnekliliğidir. Bu örnekliliği yanlış anlatmaya kimsenin hakkı yoktur.

Sevgide, aşkta benliği öldürmek vardır. Biz olmak vardır. Bencillikte aşk asla barınmaz. Burada Leyla’ya “ben” dedirtmek bu aşk hikâyesini gerçek manasından uzaklaştırmak demektir.

Bu aşk hikayesinde ne Leyla “ben” demiştir, ne de Mecnun?

Aşk iki yarım elmanın tamamlanmasıdır.

Çok acıdır ki bu pasajları okuduğumda Muazzez Akkaya’nın Üstad Sezai Karakoç için söylediği sözleri hatırladım ve yüreğim dağlandı.

Eğer Leyla o sözleri söylemiş ise bu aşk hikayesindeki yeri başkadır. Leyla, Mecnun’un dünyasından başka alemlerde yaşamıştır.

Mecnun’un “Ben Leylama gidiyorum çekil önümden Leyla.”sözü de hakikate binaen daha uygundur.

Eğer bir sevginin, aşkın içinde “ben” var ise, bütün benlikleri yerle bir edip, “Ben Leylama gidiyorum çekil önümden Leyla.”demek gerekir sevgi dolu kalp için.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...