Akıl bazen başa bela olur
Nevzat ÖZKAYA

Akıl bazen başa bela olur

 

Akılcılık ile ilgili bir çok yazı yazılmış ve hafızalar bunlarla meşgul olmuştur yüzyıllarca. Rasyonalizm yani akılcılık, akılla algılama yön ve yöntemlerinin belirlenmesi ve uygulanmaya girişilmesidir. Sokrates, Platon, Farabi, Aristoteles ve Descartes gibi flozoflar ilk akla gelen rasyonalistlerdir. Şimdi bu filozof ve rasyonalist kelimeleri bir araya gelince şöyle yanlış anlaşılmaya da yol açıyor. “Her filozof rasyonalistir, akılcıdır.”gibi. Tabi ki bu algı tamamen yanılsamadır. Gerçekliliği olmamıştır. Filozof, bilgi ve hikmeti de içinde barındıran ulvi bir terimdir.

 

 

Akılla dini karşılaştırmaktan öte aklın eşitliği, çeşitliği matematiksel hesap temelidir. Şu da var ki matematik de aklın geldiği nokta itibariyle günümüzde yenilenmeye mecburdur. Matematiksel hesapların gerçekliliğini koruması için değerlerin sabitliği ön plana alınır. Ama ilahi gerçeklilikte değişim esastır. Bu değişim çerçevesinde ise akıl yetersiz kalmaktadır. Ve tıkanma noktasını açmak için teslimiyete tabi olmak şarttır. Yoksa insan sapıtır. Yaşadığı hayattan da bir zevk alamaz hale gelir.

Dikkat edilirse rasyonalist insanların çoğu hayatının belirli bir noktasına geldiğinde hayatlarına son vermek kararı alabilmişlerdir. İntihar onların tek kurtuluş yoludur.

Rasyonalizmin yani akılcılığın en önemli argümanlarından biri de algoritmadır. Algoritma tanım olarak problem çözümlenmesinde izlenilecek yok olarak belirtilmiştir. Algoritma bir yapının işleyiş mantığını verir. Bu heryer de geçerliliği olan bilimsel bir kavramdır. Eğer evrendeki varlıklarda bir düzen ve kudret varsa bu bize her varlığın bir işleyiş mantığının var olduğunu yani bir algoritmasının olduğunu gösterir.

Yere bırakılan cismin düşüp düşmemesinde dünya ya da evren bir sorgulama yapar. Sorgulama sonucunda ‘Yere bırakılan cismin kuvveti hava direncinden büyük mü?’ sorusu eğer doğruysa cisim yere düşer, değilse cisim yere düşmez. Bu bir uygulanırlık modelidir. Bu bütün bir yaşamda var olan algoritmanın işleyiş biçimini açıklamaya yetecek bir örnektir.

Akılcılık biçim itibariyle doğru olsa da uygulamada zihinlerdeki sorunların hepsini çözmekte acizdir. Akılcılığı savunanlar olayları çözmeye çalışırken bu dünyadaki işleyiş birimlerini temel alırlar. Biçimi temel aldıkları için ise fonksiyonel etkileri gözardı etmektedirler. Yani yaptıkları dünyadaki (şartlar sabitken- hiçbir zaman da şartların sabit olmadığını da görmeliyiz-) kurallara bakarak ilahi inanınışı, yani dini açıklamak istemişlerdir. Doğru biliş olmadığı için ise öyle yanlışa saplanırlar ki sonunda Allah’ın olmadığı iddiasında bulunabilmişlerdir. Bu durumun oluşmasını sağlayan en önemli faktör İşleyiş biçimlerinin bir tek algoritmik yapıya dayandığıdır. Algoritmik yapıda şartların sabit olması temeli olduğu için ise bu görüş tamamen bir çok düşünüşü açıklamakta zorlanmaktadır. Çünkü Allah algoritmik yapıyı yani işleyiş biçimlerini istediği gibi değiştirebilir. Dünyada bir demir kütlesinin yere düşmesini ve aynı demir kütlesinin ayda düşmemesinin sebebi işleyiş biçimlerinin yani algoritmalarının farklı olmasıyla açıklanabiliniyor.

Rasyonalizm, Akılcılık felsefesi tümevarım yöntemini izlemektedirler. Tümevarımla eldeki bilgileri akılla sentezleyerek Allah'a ulaşmaya çalışmaktadırlar. Rasyonalist insanlar hiç bir temelleri olmadan sırf akıllarıyla olayları çözmeye uğraşırken bu “durum”ları birbirlerine karıştırarak memnun olunmayacak sonuçlara varırlar.

Bunların zararı sadece kendilerine olmayıp aynı zamanda diğer insanlara da çeşitli şekillerde görülmektedir.

Burada bu satırları okuyanların yanlış anlaşılmaması için şunu da belirtmek gerekir ki; din sadece akıllı insanların inanışıdır. Aklı olmayan insanlar ceza ehliyeti de yoktur.

Rasyonalizmi yani akılcılığı eleştirirken insanları farklı bir hataya ve boşluğa düşürmemek gerekmektedir.

Algoritma, yapabileceğimizin en iyisini en iyi şekilde yapmaktır. Yaptığımız işlemin sonucu ise bizim bilemediğimiz nedenlerin ve etkilerin sonucu oluşacak varıştır. Bunu da en güzel şeklide “tevekkül” ile açıklayabiliriz.

“Tevekkül”ü gözardı edince akıl başımıza bela olur. Kafamızda binlerce soru ile gezmek zorunda kalırız. Keşkelerimize keşkeler katarız.

Aklın son noktasında “tevekkül” devreye giriyor. Bu unutmadığımızda umudumuzu ve mutluluğumuzu da baki yapmış oluruz.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...