Bediüzzaman’a  (R.Aleyh) Göre Hz. Ali (r.a.)
Abdurrahman Kılıç

Bediüzzaman’a (R.Aleyh) Göre Hz. Ali (r.a.)

Müslümanlar arası ihtilaflar ve Kur’ani çözüm usulü ile ilgili yazımızın bu bölümünde Hz. Ali’nin durumunu ele alacağız. Bediüzzaman’ın ( r. aleyh ) Hz. Ali ( r.a.) ve ehl-i beyt ( r.anhüm ) hakkındaki fikirlerini incelemeye çalışacağız.

Ehl-i beyt, kurba, âl kavramlarını ilgili ayetlerin tefsirlerine havale ediyoruz.

Yukarıdaki kavramların peygamberlerin risalet vazifesinde önemine dikkat çekmek istiyoruz. Ehl-i beyt peygamberlerin risalet görevlerinde önemli bir role sahiptir. Bu rol bazı peygamberlerin kıssalarında oldukça belirginleşir.

Hz. Zekeriyya, Hz. İbrahim, Hz. Musa ( s. aleyhim ) kıssaları ehl-i beyti anlama bakımından önem arz eder.

Enbiya Suresi 89. Ayet-i Kerime. ‘ Ve Zekeriya, Rabbine beni yanız başıma bırakma diye yalvardığında. ‘ Ayet-i Hakime, Hz. Zekeriya ( a.s.) örnekliğinde, bir peygamberin hem yaşarken kendisine yardımcı olacak, hem de ölümünden sonra risaletini sürdürecek bir evlat isteğinin fıtriliğini dile getirir.

Al-i İmran Suresi 38. Ayet-i Kerime. ‘ Hemen Oracıkta,  Allah’ın, Hz. Meryem’e hesapsız rızık verdiğini idrak ettiği yer ve zamanda rabbine yalvararak yöneldi: Rabbim, bana katından tertemiz bir nesil bağışla dedi.’ Bu, Ayet-i Kerime yukarıdaki Ayet-i Kerimenin adeta şerhi niteliğinde. ‘Beni yalnız bırakma’ ifadesi burada açıklanıyor. Nasıl olursa olsun bir nesil değil, Allah katından ve tertemiz bir nesil.

Meryem Suresi 3.4.5.6. Ayet-i Kerimeler.

‘ …Zekeriya bir vakit Rabbine içinde gizlediği öyle bir dua etmişti ki! Demişti ki, Rabbim! Benden dünyaya çocuk getirme gücü gitti. Saçım sakalım ağardı, bembeyaz oldu. Senden yaptığım isteklerden dolayı da pişman olmadım. Benden sonra yakınlarımın durumu hakkında korkuya kapıldım. Eşim de kısır. Bunlardan dolayı, sen, bana, kendi katından, bana ve Yakup Ailesine varis olacak ve seninde razı olacağın bir yardımcı ver.’

Bir peygamberin kendinden sonra ümmeti ile ilgili isteklerini yansıtan ilginç bir dua. Uzun bir dua… Gizli bir dua... Dengeleri gözetici bir dua...

Hafi bir dua, yani gizli bir dua.  Bu dua gizliliğinden dolayı, başkalarının bilmediği, haberdar olmadığı bir duadır. Zekeriyya (a.s.) duasını oldukça sessiz yapıyor. Belki içtenliğinden gizliydi bu dua. Belki Nebinin özel durumundan gizliydi. Belki ehl-i beytin misyonundan dolayı gizli idi bu dua. Belki ayet-i kerimenin benden sonra yakınlarımın durumu hakkında korkuya kapıldım bölümüydü duanın gizlilik sebebi. Duanın uzunluğu çocuk isteme sebebini açıklamaya dönük. Adeta, Allah’a çocuk isteğinin nefsi bir sebepten kaynaklanmadığını açıklama kaygısından, uzadıkça uzamış bir dua.

Son Ayet-i Kerime ilk iki Ayet-i Kerimeyi iyice açıklıyor. Aynı hassasiyet diğer peygamberlerde de var. Sanırım bazı peygamberlerin bunu dillendirmesi bu konudaki ihtiyaçlarından kaynaklanıyor. Kendinden sora kaygı duymayan peygamberler bu konuyu dillendirmeye gerek duymuyor. Onlar verilen bu nimete şükrediyor. Ancak İbrahim ( a.s.), Musa (a.s.), Zekeriya ( a.s.) bu konudaki eksikliği hissedip Allah’tan tamamlanmasını diliyor.

Peygamber ( s.a.v.) efendimiz de aynı dilekte bulunmuş mudur? Yoksa kendinden sonrası için yetiştirdiği insanların yeterliliğinden dolayı bu konuda huzurlu mudur?

Öksüz ve yetim büyüyen Peygamber ( s.a.v.) efendimizin erkek çocuklarının vefatında üzüldüğüyle ilgili rivayetler bulunmasına rağmen ümmetin geleceğini düşünerek yaptığı açıktan bir dua rivayeti görmedim, duymadım.   Müşriklerin kendilerince bu durumu diline doladıklarında da Kevser Suresinin indirildiği rivayetler arasında.

Hz. Ali (r.a) yaşamı, Peygambere ( s.a.v.) yakınlığı, Hz. Ali’nin(r.a), Hz. Peygamber ( s.a.v.) efendimizin yanındaki yeri vb. konularla ilgili hem Şii hem de Sünni taraflarca çok sayıda eser yazılmış, yorumlar yapılmış. Biz yazının bundan sonraki bölümüne Bediüzzaman’ın (R. aleyh)  görüş ve yorumlarını aktararak devam edeceğiz.

Öncelikle Hz. Ali’nin(r.a), Bediüzzaman için ne ifade ettiğine bakalım: “ Zaten üveysi bir surette doğrudan doğruya hakikat dersimi Gavs-ı Azamdan ( K.S.) ve Zeynelabidin ( r.a.) ve Hasan, Hüseyin (r.a.) vasıtasıyla İmam Ali’den ( r.a.) almışım. Onun için hizmet ettiğimiz daire onların dairesidir.”[1]

“ …ve benim hakaik-i imaniyede hususi üstadım, İmam Ali’dir.”[2]

 “ … Al-i beytin muhabbeti, Risale-i Nurda ve mesleğimizde bir esastır ve Vehhabilik damarı, hiçbir cihette Nur’un hakiki şakirtlerinde olmamak lazım geliyor.”[3]

     “ … onlardan geçmiş hakikati ve şimdiki risale-i Nurdan bize gelen meşrebi almışım.”[4]

Bediüzzaman ( r.aleyh ) yukarıdaki paragraflarda hakikat dersini, mesleğinin ve meşrebinin ilkelerini, hizmet dairesinin usulünü Hz. Ali’ye (r.a) dayandırır.

Öğrencilerini Vehhabilik damarı konusunda uyarır. Vehhabi düşünüş şeklinden uzak durmaya çağırır.

Bediüzzaman’ın ( r.aleyh )  yukarıdaki sözlerini bundan sonraki paragrafların değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması amacı ile alıntıladık.

Bediüzzaman’ın ( r. aleyh )  Tathir Ayet-i Kerimesi ve al-i aba hadisi ile ilgili olarak yaptığı yorumlar, yukarıdaki değindiğimiz Ayet-i Kerimelerin, Peygamber efendimizdeki iz düşümlerine işaret gibidir. Konu ile ilgili paragraf oldukça uzun olduğundan dikkat çekici bölümlerini aktarıyoruz:

”  …Ayeti ile dua etmesinin esrarı ve hikmetleri var. Sırlarından bahsetmeyeceğiz. Yalnız vazife-i risalete taalluk eden bir hikmeti şudur.

…Hazret-i Fatıma’nın (r.a.) zürriyetinin Tahir ve müşerref olacağını ve ehl- i beyt unvan-ı âlisine layık olacaklarını ilan etmek için…

…Hazret-i Fatıma’nın (r.a.) zürriyetinin nesl-i mübareki, âlem-i İslam da ehl-i beyt unvanını alarak âli bir şeref kazanacaklarını ve Hazret-i Fatıma (r.a.) Hazret-i Meryem’in validesi gibi zürriyetçe çok müşerref olacağını ilan ediyor.”[5]

Yukarıdaki paragraf dikkatle incelenirse, Bediüzzaman’ın ( r.aleyh )  yorumunun, Tathir Ayet-i Kerimesi ile al-i aba hadisinin Hz. Peygamber ( s.a.v.) efendimizin ümmetinin geleceği kaygısı ile ilgili olduğu ve bu kaygıların izalesine yönelik mesajlar içerdiği görülür. Peygamberin ( s.a.v.)  ehl-i beyti, Zekeriya’nın Yahya’sı (a.s) gibidir.

Hz. Ali’nin (r.a.) Hz. Peygamberin risaletindeki yeri ve önemini aşağıdaki paragrafta görebiliriz: “ ikinci cihet âl-i beytin şahs-ı manevisini temsil ettiği noktasındadır. âl-i beytin şahs-ı manevisi ise Resul-i Ekrem Aleyhissalatü vesselamın bir nevi mahiyetini gösteriyor… İkinci nokta cihetinden, Hazreti Ali (r.a.) şahs-ı manevi-i âl-i beytin mümessili ve şahs-ı manevi-i ehl-i beyt bir hakikat-ı Muhammediyeyi (a.s.m.) temsil ettiği cihetle, muvazeneye gelmez… Resul-i Ekrem aleyhissalatü vesselam ferman etmiş: ‘ Her Nebinin nesli kendindendir. Benim neslim Ali’nin neslidir.’ ”[6]

Bediüzzaman’ın (r.aleyh), Hz. Ali (r.a.) ile ilgili kullandığı ‘ hakikat-ı Muhammediyeyi (a.s.m.) temsil ‘ ve  ‘ bir nevi mahiyetini gösterme ‘ ifadeleri oldukça dikkat çekicidir.

Öyleyse,  Hz. Peygamber ( S.A.V.) kendinden sonra ümmetin geleceği için Hz. Aliye ( r.a.) bir görev yüklemiş midir? Hz. Ali’yi yerine vekil olarak bırakmayı istemiş ve tavsiye etmiş midir? Allah’ın (c.c) ,  Zekeriya’ya ( a.s.) cevap verdiği gibi bir cevap vermiş midir? Kur’an-ı Kerimde veya Hadis-i Şeriflerde konu ile ilgili açık bir nas var mıdır?  

Kur’an-ı Kerimde konu ile ilgili bir ayet yok.

Konu ile ilgili Bediüzzaman’ın ( R. aleyh )  yorumları hayli dikkat çekici: “ …Al-i beytden bir kutb-u azam demiş ki: “ Resul-u Ekrem ( s.a.v.) , Hz. Ali’nin hilafetini arzu etmiş. Fakat gaipten ona bildirilmiş ki murad-ı ilahi başkadır. O da ( s.a.v.) arzusunu bırakıp murad-ı ilahiye tabi olmuş.”[7]

Murad-ı ilahinin neler olduğunu, okuyucular, paragrafın alındığı sahifenin devamından okuyabilirler. Önemli olan Bediüzzaman (R. aleyh) tarafından,  Hz. Peygamberin ( s.a.v.) , Hz. Ali’yi ( r.a.) halife olarak tayin etme istediği rivayetinin, rivayet edilmeye değer bulunması. Bediüzzaman her hangi bir red emaresi göstermiyor. Sükût ederek bu yargıyı onaylıyor.

Bir başka ve daha dikkat çekici soru ise – birinci sorunun cevabından zorunlu olarak çıkan – hilafet neden baştan sona kadar ehl-i beytte takarrur kılmadı? Bu sorunun cevabını da okuyucular kitaptan okuyabilirler.   

Benzer değerlendirmeler Şii dünyasında da yapılmakta. Hatta herkes, bu konuda kendince sosyolojik tespitlerde bulunabilir.

Peygamber ( S.A.V.) efendimizin, hakka irtihali öncesi yaşanan bazı olayların – İslam Tarihi okuyanlar bilir- sahabelerin,  Peygamber ( S.A.V.) efendimizin niyetinden haberdar olduklarına işaret ediyor. Buna rağmen neden Hz. Ali, sahabelerce birinci halife seçilmedi?

Açık bir emir, tavsiye, bağlayıcı bir ifade olmadığı için. Bağlayıcı, kesin bir nas olmadığı için başta ensar ve muhacir ve bazı kabileler ayrı halife adayları çıkarabilmiştir. Hz. Ali’nin (r.a.)   halife seçilmesi konjoktöre uygun değerlendirilmemiştir. Kimileri Hz. Ali’nin (r.a.) yaşını, kimisi savaşlarda müşriklere yaşattığı acıları bahane etmiş, kimisi…

Bu noktada kimin delillerinin doğru kimin delillerinin yanlış olduğunun, kimin çözümlemelerinin isabetli kimin çözümlemelerinin isabetsiz olduğunun bir önemi yok.  Önemli olan böyle bir seçim ortamına neyin sebep olduğudur. Niçin böyle bir usulün ortaya çıktığıdır önemli olan.

Bu nedenle de Hz. Ali (r.a.), Hz. Fatıma’nın ( r.a.) hakka irtihaline kadar gönül koymanın dışında seçimle ilgili ciddi bir itirazda bulunmadı. Ümmetin vahdetini kendi seçiminden daha üstün bir maslahat olarak değerlendirdi. Ümmetin vahdeti için, ümmetin maslahatı için halifelere danışmanlık yaptı. Onlarla istişarelerde bulundu.

Hz. Osman (r.a) son zamanlarına kadar ümmetin maslahatı için didindi. Mervan’ın fitnelerini önlemeye çalıştı. Fitne kapısını kapatmaya uğraştı. Fikirlerinin bir etkiye sahip olmadığını gördüğünde evinde inzivaya çekildi.

Hayatı boyunca Peygamberin ( s.a.v.) tavsiyesinin hilafına halife seçimi yapıldığını iddia edip taraftarlarını önceki halifelere karşı fiili eylemde bulunmaya çağırmadı. Elbette Peygamber’in dizinin dibinde büyüdüğü için Peygamberin niyetini en iyi sezen oydu. Belki yaşananları, bireysel dünyasında, iç dünyasında Peygamberin niyeti ile özdeşleştirememiştir. Bu nedenle gönül kırgınlığı da yaşamıştır.  Ama bu durum fiili eyleme, fiili muhalefete, çatışmaya asla dönüşmemiştir.

Peki, Hz. Ali (r.a.) ve al-i abanın, ehl-i beyt ve ehl-i beyt imamlarının Hz. Peygamber’e (s.a.v.) varisliği meselesinde konumları nasıl olmuştur? Hilafetin onlarda başlayıp devam etmemesine rağmen İslam’a hizmetleri büyük olmuştur. Hidayet İmamları olarak ümmeti saltanatın, melikliğin zulmünden, İslam’ı tahrifatlarından koruyarak varisliklerini yerine getirmişlerdir.  

    



[1] Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Emirdağ Layihası, Nesil Yay. İst. 1966, II. Cilt, sh. 1704

[2] Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Emirdağ Layihası, Nesil Yay. İst.1966, II. Cilt, sh. 1765

[3] Aynı sayfa

[4] Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Emirdağ Layihası, Nesil Yay. İst.1966, II. Cilt, sh. 1768

[5] Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Lemalar, Nesil Yay. İst.1966, I. Cilt, sh. 631

[6] Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Lemalar, Nesil Yay. İst.1966, I. Cilt, sh. 588

[7] Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Mektubat, Nesil Yay. İst. 1966, I. Cilt, sh. 392

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...