İran'ın Suriye'de Ne İşi Var?
Hazım Koral

İran'ın Suriye'de Ne İşi Var?

Medya sektöründe çalışıyor olmamız hasebiyle uluslararası siyaset dünyasında neler olduğunu tarafsız, objektif ve insaflıca takip edip değerlendirmeye  çalışıyoruz...

11 Şubat 1979 tarihinde İran'da  vuku bulan İslâm Devrimi'nin  hemen akabinde devrim lideri İmâm Humeyni, başta ABD ve Siyonist işgalci İsrail olmak üzere İslâm coğrafyasına musallat olan bütün emperyalist haydutlara karşı İslâm ülkeleri yöneticilerine vahdet ve birlik çağrısında bulunmuştu. Fakat ne yazık ki, Müslüman ülke siyasilerinden gereği gibi müspet bir cevap alınamamıştı. O dönemde sadece Suriye'den olumlu yanıt almışlardı. Suriye'nin Golan Tepeleri zaten işgal altında olduğu için işbirliği yapmak işlerine gelmiş olabilir. Ayrıca 22 Arap ülkesi içerisinde sadece Suriye’nin Filistinli silahlı örgütlere ev sahipliği yapıyor olması da İran'ı ziyadesiyle memnun ediyordu. Zira İran devrimin ilk gününden beri Filistin davasını başat bir mesele olarak görüyordu. İran ile Suriye bu bağlamda birçok anlaşmaya imza atmıştı. Yapılan bu anlaşmalardan dolayı  Hizbullah'a, Hamas'a, İslami Cihad örgütüne ve İzzettin Kassam Tugayları'na her türlü silah ve mühimmatın ulaştırılması için Suriye İran'a lojistik destek veriyordu. Ayrıca Suriye hükümeti, Filistinli örgütlere yapmış olduğu bu yardımlardan dolayı ve  Siyonistlerin "Arz-ı Mevcud" düşüncesini bildikleri için İran ile mütekabiliyet esasına dayalı karşılıklı savunma anlaşması yapıyor. Bu anlaşma gereği İran'a bir düşman ülke saldırdığı zaman Suriye'ye saldırmış sayılacak veya aynı şekilde Suriye'ye saldırı olursa İran'a saldırılmış gibi savunmaya ve bir takım tedbirler alınmaya girişilecek. Böyle bir anlaşmadan dolayı işgalci İsrail ve ABD rahatsız olmasın da kim rahatsız olsun? Bu anlaşmadan dolayı bölgeye bizzat ABD'nin eğittiği, donattığı ve her türlü lojistik destekle yardımda bulunduğu terör örgütlerine karşı girişilen sindirme ve tesirsiz hâle getirme operasyonları karşısında düşman cephe medya silahını kullanarak binbir çeşit tezvirat ve iftiralarla dezenformasyon içerikli algı operasyonları yapıyor. Özellikle Siyonist güdümlü medya vasıtasıyla ve mezhep taassubu güden yobaz taife aracılığı ile halka narkozlama seansları yapılıyor. ABD'nin bizzat bombaladığı veya terör örgütlerine bombalattığı yerlerde enkaz yığınlarından çıkarılan insan ve hasseten çocuk cesetlerinin görüntüleri kamuoyuna servis ediliyor. Bu tezviratlar tutmazsa veya halk üzerine az tesir ederse, halkı daha da kin ve nefrete tahrik etmek için "kimyasal varil bombaları" yalanını devreye sokuyorlar. Tıpkı 2003 yılında Irak'ı işgal etme amacıyla "Saddam'ın elinde kimyasal silah var!" denilerek operasyon ve işgale zemin hazırladıkları gibi..

Oysa Müslümanlar basiret sahibi olmalılar. ABD ve Siyonistlerin plânlarına alet olmamalılar. Özellikle İslâm düşmanları İran'ın Şiî, Esad'ın Alevi olması hasebiyle Ehl-i Sünnet kardeşlerimize yönelik mezhep kışkırtıcılığı yapıyorlar. Yok efendim, Alevi Esad ile Şiî İran Suriye'de Sünnileri öldürüyormuş! Aynı şekilde Irak'ta Haşdi Şabi Şiî milisler Sünnileri katlediyormuş! Oysa Haşdi Şabi Türkmenler'den oluşan ve DAEŞ teröristlerine karşı savaşan gönüllü birliklerden müteşekkil bir yapıyı oluşturuyor.. Aynı zamanda bu birlikler Irak'ın milli ordusuna dahil edildiler. Üstelik Haşdi Şabi sadece Şiîlerden oluşan bir grup değil. Aralarında Sünniler, Ezidiler ve hatta Hıristiyanlar da var.
Bütün mesele nedir biliyor musunuz? Hani Merhum Erbakan Hocamız'ın D-8 projesi vardı ya, bu projenin içerisinde "İslâm Barış Gücü" de vardı. Eğer bu proje hayata geçirilseydi İslâm beldelerinde bir çatışma, bir gerginlik olduğunda, hemen "İslâm Barış Gücü" devreye girip, olaya müdahil olur ve saldırgan tarafa haddini bildirerek sorun çözülürdü. İslâm ümmetinin en büyük veballerinden biri de bu projenin hayata geçirilmeyişidir. Rabbimiz buyuruyor ki: "Eğer Müslümanlar arasında bir gerginlik, bir çatışma çıkarsa saldırgan tarafı tedip edip aralarını düzeltin." (Hucurat:9)
Bugün İslâm dünyası ne hâlde?

Başta Suriye olmak üzere birçok İslâm beldesinde oluk oluk Müslüman kanı akıyor. Büyük şeytan ABD, İslâm adına savaştığını iddia eden silahlı örgütleri maşa olarak kullanıyor. ABD, Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'yi kahpece bir suikastle katledince buna en çok Siyonist İsrail sevindi. Bizzat Siyonist yetkililer, "İsrail bütün zamanların en büyük düşmanından kurtulmuş oldu" diyor. Bu beyanatlar bile size bir şey anlatmıyor mu? Allah aşkına biraz düşünelim ve sağlıklı bir ruh hâli ile araştıralım. Dost kim, düşman kim bilelim! Kasım Süleymani'nin şehadeti İran'ın Suriye'de ne işi olduğunu bariz bir şekilde ortaya koymaktadır. Süleymani ve ekibi eğer DAEŞ, El-Kaide, El-Nusra gibi terör örgütlerine karşı mücadele vermeseydi, onlara darbe üzerine darbe vurup tesirsiz hâle getirmeseydi bugün Siyonist askerler postallarıyla Suriye ve Irak'da cirit atıyor olacaktı. İşgalci İsrail'in Golan Tepeleri'ne kurduğu mobil hastanelerde neden bu teröristlerin yaralıları tedavi ediliyor? Bu da mı size bir şey anlatmıyor? Bu ruh hastası tekfirci teröristler insanlık dışı vahşet örnekleri sergileyerek acımasızca çocuk, kadın, yaşlı demeden Suriye halkını katlediyor. Koyun boğazlar gibi insanların kafalarını kesiyorlar, insanları kafeslerin içine koyup suda boğuyorlar, üzerlerine benzin döküp yakıyorlar, uçurumlardan ve binaların üzerinden aşağı atıp öldürüyorlar, cihad nikahı adı altında sabi denecek yaşta kız çocuklarına, genç kızlara tecavüz ediyorlar. Köle pazarları kurup kadınları cariye olarak satıyorlar. Bütün bu canavarlıkları yapanlara karşı savaşan şehid Kasım Süleymani komutasındaki Kudüs Gücü askerlerine ve Hizbullah'a olmadık tezviratlarda bulunup iftira atıyorlar ve "İran'ın, Hizbullah'ın Suriye'de ne işi var?" diyebiliyorlar.

Bu terör örgütleri Kasım Süleymani'nin askerlerine ve Hizbullah'a karşı savaşacaklarına neden İsrail'e karşı savaşmıyorlar? Bu canavar sürüsünden canlarını kurtaran insanlar sınırlara dayanıp Türkiye'ye veya başka ülkelere sığınıyorlar. Sadece Türkiye'de beş milyon dolayında Suriye'li mülteci var.

Sahi Suriye toprakları neden boşaltılmaya çalışılıyor acaba? Şu bir gerçek ki söz konusu terörist örgütler bilerek veya bilmeyerek BOP tezgahına ve "Arz-ı Mevud" projesine, yani Siyonistlere  ve ABD'ye hizmet ediyorlar.
Bakınız ABD ve Batılı emperyalist ülkeler miadı dolan, kullanım tarihi biten kukla rejimleri yıkıyorlar da Suriye ve Irak topraklarında ruh hastalarının İslâm adına kuracakları devlete mi razı gelecekler? Hiç kuşkunuz olmasın kullanım tarihi dolduğunda bu terör örgütlerini çok rahat bir şekilde diskalifiye edeceklerdir. Nitekim Afganistan buna en bariz örnektir. Oradaki örgütler Ruslara karşı desteklendi, peki sonra ne oldu? İkiz Kule bahanesiyle ortamı hazırlayıp Afganistan'ı işgal ettiler ve Bin Ladin'i şaibeli bir şekilde ortadan kaldırdılar. Benzeri gerekçelerle Irak'ı da işgal ettiler. İşte bu şeytani plân ve girişimlere karşı "direniş cephesi" olarak General Kasım Süleymani'nin komutasında Kudüs Gücü"nün devreye girmesi, Suriye ve Irak'a müdahil olması Siyonistlerin ve ABD'nin meşum plânlarını akamete uğratmış oldu. Şehid Kasım Süleymani'ye yönelik suikastın baş sorumlusu olan Trump'ın ifadesine göre, Süleymani binlerce ABD askeri öldürmüş. Ne yazık ki, mezhebi taassupla İran'a bakanlar, "Düşmanımın düşmanı dostumdur" bile diyememektedirler. Siyonistler ve ABD ile İran arasındaki bu çekişme ve gerginliklerin çok bariz bir şekilde ortada olmasına rağmen taassup ehli bazıları "danışıklı döğüş" ifadesini kullanabilmektedir. Yuh artık! El insaf!

Ne kadar acı bir tezvirat. Ama şunu da ifade etmiş olalım ki, "Herkes şakilesine göre hareket eder." (İsra:84) Sınav dünyasındayız, müfteri olmaktan, yanlış safta durmaktan Rabbim bizleri muhafaza buyursun...
Hadi Kudüs Gücü'nün Bosna'ya olan yardımları bilinmeyebilir fakat uzun yıllardan beri Ortadoğu'da ABD ve Siyonistlerin projelerini akamete uğratan direniş cephesinin verdiği mücadele anlayan için, feraset sahipleri için kanıt ve hüccettir. Özellikle mazlum Filistin halkının elinde taştan, sapandan başka bir şey olmadığı günleri düşünelim! Bugüne kadar gelen evrede işgalci Siyonistlere karşı kendilerini savunacak silah ve füzelere nasıl sahip oldular? Onlara bu silah ve füzeleri kim ulaştırdı? Bir Allah'ın kulu kalksın bunu söylesin.

1982 yılında Siyonistler tarafından işgal edilen Güney Lübnan topraklarında hangi ülkeden gelen silahlarla 18 yıl gerilla savaşı verildi? Hangi komutan Hizbullah'ı eğitip donattı. Hani İran işgalci İsrail'e bir taş bile atmamıştı! Peki biz sormuş olalım, hangi komutan tarihte ilk defa işgalci İsrail'e yenilgi ve zilleti tattırdı? Hakeza 33 gün süren 2006 Temmuz savaşında işgalci İsrail'e kim diz çöktürdü? Beyler, Hizbullah'ı eğitip donatan General Kasım Süleymani'den başkası değildi. Az önce ifade ettiğimiz gibi Siyonistler suikastın hemen akabinde, "Gelmiş geçmiş en büyük düşanımızdan kurtulduk" diyerek sevinç ve mutluluklarını dile getirmeleri size bir şey anlatmıyor mu? 2005 yılında işgalci  Siyonistler neden Gazze'yi terk etmek zorunda kaldı? 2008'de Gazze'yi tekrar işgale yeltenen Siyonistlere karşı hangi ülkenin silahları ile Hamas karşılık verdi? Hamas Lideri İsmail Haniye, cenaze töreninde, "Kasım Süleymani Kudüs şehididir" sözünü üzerine basa basa üç kez neden tekrarladı. İsmail Haniye, Şehid Kasım Süleymani hakkındaki iftira ve tezviratları çok iyi biliyordu ki, bütün İslâm dünyasına seslenerek şehid Kasım Süleymani'ye, İran İslâm Cumhuriyeti mesullerine ve İran halkına vefa borcunu dile getirmiş oluyordu...

Ne yazık ki, insanların algıları, insanların beyinleri narkozlanınca eşya ve hadiseler buğulu görülüyor. Yani, "Gören göz buğulu ise her şey buğulu görülür." Ama mahşer günü birçokları için mazeretler geçerli olmayabilir. Çünkü, Hakk ve hakikat bütün insicam ve berraklığı ile tezahür etmiş vaziyette, batıl da bütün çirkinliği ile yok olmaya doğru gitmektedir.
Bu ümmet başta Rehber Ali Hamaney olmak üzere İran İslâm Cumhuriyeti mesullerine, İran halkına teşekkür borçludur. Nice civan delikanlıları Irak, Suriye ve Lübnan cephesinde şehit oldular. İran'ın verdiği bunca mücadele ve yaptığı bunca fedakârlığı "Şiî yayılmacılığı" olarak görüp değerlendirenlere de "el insaf" diyoruz. Bu tür tezviratta bulunanlar elbette ki, "İran'ın Suriye'de ne işi var?" diyeceklerdir. Buna şaşırmamak lazım...
Son söz olarak mezhep taassubu ile direniş cephesine iftira atıp tezviratlarda bulunanlara Allah'ın kelamı ile uyarıda bulunmuş olalım:

"Ey iman edenler, fasık bir kimse size bir haber getirdiği zaman işin aslını araştırın yoksa farkında olmadan bir kavme iftira etmiş olursunuz." (Hucurat:6)

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Metin Yüksel, şehadetinin 41. yılında anılıyor: 23 Şubat Pazar günü Fatih Camii'ndeyiz!
Metin Yüksel, şehadetinin 41. yılında anılıyor: 23 Şubat Pazar günü Fatih Camii'ndeyiz!
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Müslümanlar muhalefet ve özeleştiri kültürünü terk ettiler...
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Müslümanlar muhalefet ve özeleştiri kültürünü terk ettiler...