Bir Yüreğe Umut Olmak
Hatice ATASOY

Bir Yüreğe Umut Olmak

Acıbadem Hastanesi "Kemoterapi Ünitesi" önünde düşünceli adımlarla gelgitler yaparken dakikalar geçmek bilmiyor adeta. Her damlasında hücreleri öldüren ilâç, ablamın kolundan vücuduna doğru ağır ağır ilerlerken telefondan dinlediğimiz Maher Zain yanık sesiyle “Merhem Ol Yaralarıma” ezgisiyle, bize tercüman oluyor.

Gözler yorgun, gözler hüzünlü, gözler tebessüme muhtaç. Ağzı maskeli küçücük çocuklar, tekerlekli sandalyede amcalar, teyzeler, saçları kaşları dökülmüş etrafa boş boş bakan insanlar, duaya sığınmış yürekler, şükretmeyi unutmayın dercesine sessiz bir çığlıkla haykırıyorlar, ilâç almayı beklerken. Hepsinin gözlerini, gönüllerini tek tek okumaya çalışıyorum. Acaba şu an ne düşünüyorlar, isyan ediyorlar mı, neden ben diyorlar mı soruları beynimi tırmalıyor…

Kanser, adını duyduğumuzda içimizin ürperdiği, ismini telâfuz etmekten korktuğumuz bir rahatsızlıktı. Uzağımızda sanırdım. Önce çok sevdiğim arkadaşlarım, daha sonrada ablam da birebir yaşamak aslında hiç de kolay olmadığına şahit kıldı bizi. Aynı ölüm gibi ansızın geliverdi işte!

İlk duyduğumuz an bir sarsıntı geçirsek de “Muhakkak her zorluklarla beraber bir kolaylık vardır“ ayetine sarılarak kendimize geldik. Canlardan, mallardan, ürünlerden eksiltmekle imtihan eden Allah, bizi de sağlıkla sınava tabi tutacaktı. Vardır bunda da bir hikmet diyerek tevekküle sığınacaktık, nereden bilebilirdik belki arındırmak istiyordu. Sığındık Rabbimize bize güç versin, Ağustos sıcağında üşütmesin diye…

 

Kanser hücreleri bir virüs olup her yanımızı sararken, imanımıza bulaşan isyan, nifak, haset tümörleri aklıma geldi. Bir yerde açlığın had safhaya çıktığını konuşurken, bir yerde trafik polisine ödediği cezaları konuşan Müslümanları görmek, Medine kardeşliğini örnek verirken aynı partiden değil diye ya da aynı cemaate mensup olmadığı için birbirini acımasızca eleştiren Mü’minlerin varlığına şahit olmak, zulme rızayı zalimlik olarak kabul eden ama öldürülen binlerce çocukların feryadına sessiz kalmak sanki onların kaderiymiş gibi kabullenmek nasıl bir şeydi? Ümmetin her yanını saran bu amansız tümörleri hangi onkoloji hastanesİ, hangi kemoterapi ilacı yok edebilir ki?!

Hüzün elbette Mü’mine yakışırdı, ablama da yakıştı. Saatler süren ameliyat ve sonrasında yaşadığı acılar onu Allah’a daha yakın kılıyordu hamd olsun. En dayanılmaz anlarında “Rabbim sen verdin bunu bana, dayanma gücünü de verecek olan Sensin, ben sana teslim oldum” diyebilmesi, benim bazı şeyleri bir kez daha sorgulamama sebep oluyordu. Saçlarının, kaşlarının, hatta kirpiklerinin dökülmesi vücutta yaşanan değişimler, aldığı zehirin ne illet bir şey olduğunu anlatıyordu… Hastamız yoksa bile hastanelere bir gitsek, dünyalık meşgaleler yüzünden umutsuzluğa düştüğümüz anlarda bir huzur evine uğrasak, bir cezaevi önünden geçsek, mezarları ziyaret etsek şükredecek ne kadar çok şeyimiz olduğunu öğreneceğiz muhakkak… Manevi bir Mr taraması bize iyi gelecek inanın. Ablam şifayı Allah’tan bekliyor.

Benim ümmetin hastalığının iyileşeceğine olan inancımdan onun ki daha fazla. O direniyor başarmak için. Müslümanlar ne yapıyor bu konuda kafam karmakarışık doğrusu. Edebiyat yapmaya gerek yok bizim gayretsizliğimiz, gayesizliğimiz bizi bir yerlere doğru sürüklüyor. İnşallah sonu hüsran olmaz. Bizim hastane serüvenimiz bitmedi henüz. Acıbadem hastanesi koridorlarında daha çokça tefekkür dersleri yapacağımız kesin, dostlardan dua bekliyoruz tüm hastalar için. Yolunuz düşerse uğrayın, belki bir hastaya umut olursunuz. Hem hastane çok temiz, hem de bizim birbirimizden eksik ettiğimiz tebessüm onlarda çok fazla…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...