Türkiye’de Dindarlaşma Niye Azalıyor…
Ramazan DEVECİ

Türkiye’de Dindarlaşma Niye Azalıyor…

Konda araştırma şirketi yakın zamanda yaptığı anket çalışmasının verilerini paylaştı.

Araştırmaya göre: gençler arasında kendini ‘geleneksel muhafazakâr’ olarak tanımlayanların oranının yüzde 45’ten 43’e, ‘dindar muhafazakâr’ olarak tanımlayanların oranı yüzde 25’ten 15’e 'modern' olarak tanımlayanların oranının ise yüzde 29’dan 42’ye yükselmiş. Gençlerde oruç tutanlar yüze 74’ten 58’e düşmüş. Düzenli olarak namaz kılarım diyenler yüzde 27’den 24’e gerilemiş. İnanç seviyelerinde 'dindarım' diyenler azalıyor. Ateistim diyenler 10 yılda yüzde 1’den yüzde 4’e çıkmış. Başını örtenler azalıyor yüzde 57-58’den 50’ye düşmüş” 

Geldiğimiz bu noktada can alıcı soru şu: Dindar nesil yetiştirmek istiyoruz diyen bir iktidar varken ve bu iktidar döneminde İmam Hatip Liseleri, Kuran Kursları, İlahiyat Fakülteleri ciddi anlamda artarken, Diyanet personeli çoğalırken ve toplumu dindarlaştırmak için faaliyet yürüten STK’lara devlet ciddi destekler sunarken gençlik neden dindarlaşmıyor hatta dinden uzaklaşıyor.

İşte bu soruyu Haber ON4 TV’de ‘İşin Özü’ programından Muhammed Acar sordu. Bu programda canlı yayında şöyle bir değerlendirme yaptım.

O değerlendirmede:

“Toplumun dindar insandan öncelikli beklentisi ahlaklı güvenilir insan olmasıdır.  İslam Peygamberi “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmuştur. Müslüman elinden dilinden emin olunan insandır. Yalan söylemeyen, sözünde duran, emanete hıyanet etmeyen, kul hakkı yemeyen, kamu malına zarar vermeyen, adil olan, düşmanına bile haksızlık yapmayan insandır. Bu özelliklere sahip olan insanlarda güvenilir insanlardır. Dolayısı ile yönetim mekanizmasında bulunan dindar insanlardan öncelikle beklenende adaletli olmasıdır.  İmam Ali “Devletin dini adalettir” der.

1990lı yıllarda toplumda dindar insanlara karşı bir güven vardı. Dindar insan çalmaz hırsızlık yapmaz adaletsizlik yapmaz deniliyordu. 1990 yıllarda Refahlı belediyeler bu imajı çok zedelemediler. Belediyecilikte başarılı da oldular, işte o başarı belki de Ak Parti iktidarını getirdi.

Ancak bugün Ak Parti ile dindar olarak bilinen kesimde maddi imkanların artması ile birlikte bir dünyevileşmenin başladığını bu dünyevileşme ile  yolsuzluk ve adaletsizlik söylemlerinin arttığını görüyoruz.  Yolsuzluk ve adaletsizlik söylemlerinin arması, dindar olarak bilinen kişilerin yaşamlarındaki olumsuzlukların çokça görülmesi ile süreç içerisinde toplumda dindar insana olan güven zedelendi.

Ak Parti iktidar süreci dindar olarak bilinen insanların daha yoğun olarak makamla ve parayla tanıştıkları sahip oldukları bir dönem oldu. Zorluklar karşısında dik duran, İslami değerlere sahip olanlar, para ve makam karşısında yenilgiye uğrayarak, dünyevileştiler ve İslami değerlerden uzaklaştılar.  Yolsuzlukla, kibirle, israfla haksızlıkla ahlaksızlıkla anılır oldular. Buda toplumda dindar insana olan güvenin sarsılmasına yol açtı. Dün dindar insanlara güven duyanlar bugün duymaz oldular. Dindarlara duyulan güvenle birlikte dine olan güvende sarsılmaya başladı.

Dindar bilinen insanların kötü örnekliği sonuçta insanların dindarlarla birlikte dinden soğumasını da beraberinde getiriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sık sık tekrarladığı “dindar gençlik yetiştireceğiz” söyleminin gereğini yapmak için iktidar okulların nerede ise tamamına yakınında Kuran ve Temel Dini Bilgiler dersi koydu.  Çok sayıda yeni İmam Hatip Lisesi, Kuran Kursu, İlahiyat Fakültesi açtı. Diyanet teşkilatına yeni kadrolar verdi.  İslami STK’lara birçok imkan sundu.

Ancak tüm bu yapılanlara rağmen toplum dindarlaşmıyor ve toplumda dindarlaşma yüzdesi düşüyorsa bir şeyler yanlış yapılıyor demektir.

Başörtüsünün yasaklandığı 28 Şubat sürecinde sürekli yeni örtünen insanları konuşurken, başörtüsünün bütün kurumlarda serbest olduğu ve başörtülü bakanların olduğu bu dönemde başını açanları konuşuyorsak bir şeyleri yanlış yapıyoruz demektir.

Bugün belki de en çok bu konu üzerinde, nerede yanlış yaptığımız noktasında düşünmemiz gerekiyor.

İktidar şekilsel olarak dindar nesil yetiştirmek için yapabileceği kurumsal şeyleri fazlası ile yapıyor. Ancak belki de bunları bu kadar yoğun yapmaktansa, Siyasal iktidar emin ve güvenilir yöneticiler seçe bilse ve işe alımlarda adalet ve liyakatı esas alabilseydi dindar neslin yetişmesine daha çok katkı suna bilirdi.

Kuran bize liyakat ve adaleti esas almamızı emrederken biz tarafgirliği esas aldık. Kuran bize yakınlarımıza torpil yapmamayı, düşmanlarımıza adaletsizlik yapmamayı emrederken biz adaleti unuttuk güvenliği ve tarafgirliği esas aldık.

17 yıldır iktidarda olan ve "Nefsimize ağır gelse de hayatımızın merkezine dönemin koşullarını değil, dinimizin hükümlerini yerleştireceğiz" diyen bir Cumhurbaşkanın iktidarında dostlarını bırak düşmanlarının bile bu ülkede iş alımlarında, ihalelerde, yönetim işlerinde liyakat ve adalet içerisinde yapılır demesi gerekmiyor muydu? Ama bugün düşmanları bırak dostlarımız işlerin liyakat ve adalete göre yapıldığını söyleye bilir mi? 

Elbette insanoğlunun olduğu yerde tüm uygulamalarda mutlak bir adalet beklemiyoruz. Toplumun adalet ahlakına sahip olmadığı yerlerde böyle bir beklenti boşunadır. Ancak 17 yıl iktidarda olup da liyakat ve adalete dayalı bir sistem kurmaya çalışmıyorsak problem birazda bizim anlayışımızdadır. İktidar ve toplum olarak güvenlikçi ve tarafgir anlayışın gerekli ve doğru olduğuna inanmamızdandır.

Dindar bir nesil yetiştirmek için tüm bu yapılanlara rağmen başarılı olamıyorsak, toplum dindarlaşmıyor ve toplumda dindarlaşma yüzdesi düşüyorsa belki yanlışı birazda buralarda aramak gerekiyor diye düşünüyorum….” Demiştim..

Peki çözüm nedir?

Bence öncelikle kendimizden başlamalıyız.. Toplumda dindar bilinen insanlar olarak Şii’si ile Sünnü’sü ile a cemaati ile b cemaati ile emin ve güvenilir insanlar olmak zorundayız.

İslamın esası tevhid adalettir.. Müslümanlar olarak İslami bilinen STK’lar olarak Adaletten yana bir duruşumuz olmalı bu çok önemli adaletten yana durmadan gençliğe güven veremeyiz. Bugün Türkiye’de İslami STK’lar nerede ise sadece yardım faaliyeti yürütüyor. Yanlış anlaşılmasın ilahi bir emir olan bu yardım faaliyetlerini küçümsemek gibi bir niyetim asla olamaz. Yurt dışına yapılan yardımlarda ülkemizin en çok yardım yapan ülkelerden olduğunu hatırlarsak bu faaliyetleri taktir etmemek nankörlük olur. Bu yardım faaliyetleri çok önemli ancak görüldüğü gibi yeterli olmuyor. İslami STK’lar haksızlıklara karşı adaletten yana bir duruş ortaya koymadıkları sürece topluma güven veremezler. Ve devletin imkanlarını kullanan onunla faaliyet yapan kurumlar olarak görülürler.

Yöneticilerimiz dindar bir nesil yetiştirmek istiyorlarsa adalet ve liyakata dayalı bir sistemi yerleştirmeleri gerekiyor. Yöneticilerimiz adalet ve liyakata dayalı bir sistemi getirsinler onların dindar görüntüleri bile gençleri dine yönlendirecektir diye düşünüyorum. Bu kadar İmam Hatip, İlahiyat açmalarına gerek kalmayacaktır.

Gençliğe sadece milli duygular vererek dindar bir nesil yetiştiremeyiz. Sadece milliyetçi bir gençlik yetiştiririz. Milliyetçi olan ancak ahlaki zafiyetleri olan dinden uzak bir gençlik yetiştiririz.

Diğer bir önemli noktada genç neslin bu çağın şartlarında dilini nasıl yakalayacağımız noktasında kafa yormamız gerekiyor. İlahi hakikatleri genç neslin anlayabileceği şekilde onlara sunmamız gerekiyor.

Bunu nasıl yapacağımız noktasında doğrusu söyleye bileceğim somut şeyler yok ancak İslami STK’ların bu konuda kafa yorması, araştırmalar yapması lazım. Dindar İslamcı Pedagogların, eğitimcilerin bu konu üzerinde çalışmalar yapmaları gerekiyor. Bugün İslami STK ve cemaatler olarak gençliğin dilini yakalayamadığımız gerçeği ortada.

Bu konu üzerinde yoğunlaşmazsak gençlik elden gidiyor ve bu durumdan hepimiz sorumluyuz.

İsrafil Balcı hoca “Din, çocukları değil reşit insanları muhatap alır. Dindar gençlik yetiştirmeliyiz gibi laflar etmenize gerek yok ahlakınızla insanlığınızla onlara örnek olun kafi” diyor. Belki de İsrafil hocanın dediği gibi sadece güzel örnek olabilsek başka bir şey yapmaya gerek olmayacak..

Vesselam..

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Metin Yüksel, şehadetinin 41. yılında anılıyor: 23 Şubat Pazar günü Fatih Camii'ndeyiz!
Metin Yüksel, şehadetinin 41. yılında anılıyor: 23 Şubat Pazar günü Fatih Camii'ndeyiz!
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Müslümanlar muhalefet ve özeleştiri kültürünü terk ettiler...
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Müslümanlar muhalefet ve özeleştiri kültürünü terk ettiler...