Muhafazakarlık nedir ne işe yarar? -2-
Cem Bozlu

Muhafazakarlık nedir ne işe yarar? -2-

Muhafazakarlığın ABD’deki dönüşümü, köşesizliği, Avrupa’da veya dünyadaki serüveni gelenek ve din refernslı ortak noktalar ihtiva etsede kanaatimce en büyük erozyonu İslam coğrafyalarında yaşatmıştır. Zira kutsalların ve inancın kullanıldığı bir sistemi savunmakla, adalete dair, insanlığa dair, ahlaka dair, siyasete ve barışa dair, evrensel İslam’i ve insani değerleri savunmak ilk bakışta benzerlikler gösterse bile çok farklı şeylerdir.

Birçok madde sayılabilir ama genel olarak iki sebepten dolayı çok farklı şeylerdir: ilk olarak İslam inancı iki günün  denk olmasına zarar olarak bakmaktadır. Muhafazakarlığın böyle bir ufku yoktur  statik fayda eksenli ve konformisttir. Bu basit bir fark sayılamaz aslında varoluşsal ve felsefi bir farktır. İslam inancı tekamülü toplumsal  etkileşimi öngörür ve gelişmek üretmek için temastan kaçınmamayı tavsiye eder. Muhafazakar akıl için tekamül ve zamanın ruhunu anlamak tam aksine bir risktir. Bu yöndeki bilinçlenme ve toplumsal taleplerden hoşlanmaz ve tehlike olarak algılar. Önce zamanın ruhuna ve oluşan değişim taleplerini görmezden gelir muhafazakar akıl için yeniliğin karşılığı kişiseldir evrensel ve toplumsal karşılığı yoktur. Oluşturduğu tanıma uymadığını iddia ettiği kişi, makam, kurum, rütbe ile ilgili kişisel becayişin gerçekleşmesi talebin karşılanmasına yetmelidir….

Tolumun buna sabretmesi  beklemesi  gerekmektedir, bu bekleme ve sabretme kitleler için temelde kötü bir şey olmasa da bu bekleyiş düşünen ve eleştirel toplumlar için faydalı olabilir aksi durumda tepeden aşağıya itiraz edilenlere toplumların alıştığı benimsediği görülür.  Bunun yetmediği durumlarda  itirazın seviyesi  bir bedele karşılık gelme aşamasına geldiyse muhafazakar için bu ciddi bir sorundur. Bilindiği üzere Türkiye’deki muhafazakârlık son yıllarda sonuna demokrat eki alarak kendini ifade etmiştir. İşte bu risk dönemlerinde kavramları ve gerekirse kurumları göreve çağırmalar başlar.

“Muhafazakar demokrat” tanımı kavramsal bir göreve çağırmadır aslında ve ülkemizde genel olarak adına sağ siyaset denen(sol iddialar içermesi de aynı şartlarda muhafazakar olmaktan hiç bir kişi ve kurumu  kurtarmaz), her zamanki  gibi köşeleri olmayan, farklı partilerle temsil edilse de gerektiğinde başlarda ret edilenlerin benimsenerek aynılaşmanın yaşandığı  muhafazakarlık  biçimi şaşırtmamış ve tezahür etmiş görünmektedir. Çoğu zaman ulus devletin benimsenmesi ve kapitalist  kurumsallaşmaya itirazın bertaraf edilmesi görünürde manevi değerlerle çatışmayan muhafazakar tabelayla daha bir kolaylaşmış durumdadır. ”Bu yönüyle yalnızlaşan çaresizleşen sömürülen İslam dünyası toplumlarının başına, muhafazakarlık bir sebep değil bir sonuç olarak gelmiştir “denebilir.

 Bu sorunlu kavram ve pragmatist düşünce akımı üzerinden elde edeceğimiz sonuç fikri kısırlık ve maddi üretimsizlikten başka bir şey olamaz. Muhafazakarlık tüm çarpıklığı çözümsüzlüğü ve üretimsizliği ile bireyden topluma, siyasetten ekonomiye, ahlaktan maneviyatımıza, irfanımızdan hikmet ve felsefemize nüfuz etmekte, derinlğine hiç bir duruş ve tarza sahip olmamıza izin vermemektedir. Anlık hayranlıklar ve coşkunluk şarı sahte refah ve konforları bizlere gerektiğinde hamasi, gerekirse romantik ve gerektiğinde jakoben yöntemlerle dikte edip sahte  mutluluk formüllerini sonrakilere aktarmamıza bizi gönüllü hale getirmektedir. Sürdürülemez aktarılamaz ve ilkesiz genetiğini kimliklerimize bulaştırmaktadır.

Tüm Politik mülahazalardan ayrı olarak kişisel ve toplumsal anlamda İslami değerleri savunan, kurum ve kuruluşlar olarak hakkımızdaki muhafazakar tanım ve etiketini reddedip bu tanımın üzerimize yapışmasının, oluşan boşluktan kaynaklandığını görmeli, Ahlaki, siyasi ve toplumsal onarım faaliyetlerine yönelmeliyiz diye düşünüyorum. Tabi bu alanda oldukça fazla özeleştiriye de ihtiyacımız var.

Ortaya çıktığı tarihten beri  milli dini veya geleneksel referansları  tezlerine dolgu yapan  muhafazakarlığı özgür İslami akıldan ayıran ikinci çok  önemli unsurda Lubnanlı hıristiyan yazar N.TALEB in tespitiyle özetlenebilir: ”Fikirleriniz için risk almazsanız bir hiçsiniz demektir  “Taleb bu tespiti” Taşın altındaki el “ adlı kitabında yapmış. Kitabın isminden mülhem bir tespitle bitirsek  fena olmaz sanırım:

Evet muhafazakarlık ne zihinsel, ne yerel , ne de küresel bir sömürgeciyle  hesaplaşamaz Taşın altına elini koymaz. Risk almaktansa fikir değiştirmek muhafazakârlık için çok daha kullanışlıdır…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ali Bulaç Yazdı: Modern Psikolojiye Göre Rüya..
Ali Bulaç Yazdı: Modern Psikolojiye Göre Rüya..
İnsan olmak zor, ama anne insan olmak daha zor!
İnsan olmak zor, ama anne insan olmak daha zor!