Panoptikon Mahpusları
Ahmet Yıldırım

Panoptikon Mahpusları

Kökeni 16. Yy dayanıp özellikle 17 – 18. Yy’da işaretlerini göstermeye başlayıp günümüzü de içine alan bir sistemin içindeyiz. Aydınlanma felsefesiyle başlayan süreç özellikle mimari, sanat, (Müzik, resim, heykel vb) edebiyat (Şiir, roman, tiyatro vb) gibi alanları etkisi altına aldı. Dönüştürülen, resmedilen, işlenen malzeme yani ilk eserler; evren, tabiat, insan doğasıdır. Mevcut Hıristiyanlık anlayışı da bu alanlardan nasibini alacaktır.  Ancak Sanayi Devrimiyle süreç bir kırılma yaşamış dönüştürülmesi gereken insan olmuştur.  İşçi sınıfı olarak ilk hamle yapılmış olup günümüze kadar devam ede gelmiştir.  İnsanın insan olarak kalamaması, dönüşmesi, deforme olması 1789 Fransız İhtilali ile birlikte yurttaş, vatandaş kavramlarıyla kendini gösterir. Artık insan aslından koparılıp bir dönüşümün parçası olmuş, imal edilen, evirilmenin en önemli unsuru olmuştur.

Mevcut macera özellikle 20. Yy başlarında Keynesci politikalar, ardından Fordist yaklaşımlar ve eni nihaye Refah Devleti projeleriyle insan artık birey, müşteri ve tüketici olarak konumlanmıştır. Hiçbir kutsalı olmayan Global Mafya hiçbirimizi insan olarak görmüyor, insan yerine koymuyor. Haliyle kendi çıkarları için bizler birer materyalden başka bir şey değiliz. 80’lerden itibaren ülkemizde hız verdikleri liberal politikalara 90’larda feminist projeler eklediler. Milenyum çağıyla birlikte bir şeyi daha eklediler; Kitle İletişim Araçları. Bu tarihe kadar hiçbir politika, proje, program Kitle İletişim Araçları kadar insanları dönüştürmede etkili olmamıştır. Zira öncelerde uygulanan tüm projeler, politikalar insana rağmen sürdürülmekteydi. Fakat Kitle İletişim Araçlarıyla birlikte insana rağmen sürdürülen politikalar, insanla birlikte sürdürülmeye başlanmıştır.

Bu yeni süreç insanın Kitle İletişim Araçlarıyla bütünleştikleri bir dönemdir. İnsan Kitle iletişim araçlarına entegre olarak asimile edilmiştir. Kitle iletişim araçları insan için yutan elemana dönüşmüştür. ( hem fiziksel hem de ruhsal olarak). Artık insanın kendisi yoktur; sadece var olan geride bıraktığı izlerdir. İnsanın özne olma sorumluluğunu, temsil kabiliyetini  KİA (Kitle İletişim Araçları) üstlenmiştir. Herhangi bir ürünün imalatında, nakliyatında, dağıtımında, pazarlamasında vb alanlarda insandan söz edemeyiz. Günden güne KİA kendisini dayatarak insanın alanını etkisi altına alıyor, insanı dar alana hapsediyor. İnsan kendinden işaretler taşıyan bir göstergeden öte bir şey değildir. Doğal olarak Modern İnsan egemenlik alanını KİA devretmiş, kaptırmıştır. KİA’lar oluşan yeni durumda insandan özne rolünü gasp ederek insanı nesne olarak değiştirmiş, onu yeniden konumlandırmıştır. Söz konusu bu durum bir özünden uzaklaşma, yabancılaşma ve çözülme durumudur. Hipergerçekliğin esaretine kendini kaptırmış olan insan sanal alemde kaybettiği egemenlik, öznellik ve benliğini arama gafletine düşmüştür. Gerçekte gerçekleştiremediğini hipergerçeklikte ilan etme yanılsaması bir durumdur.

İnsanın egemenliğini yitirdiğini, öznelliğini kaptırdığını hissetmemeleri için global çete tarafından açılan bir kapıdır; Hipergerçeklik. Gerçekte yaşamının hiçbir hücresine sahip olamayanların hipergerçeklik alanında imparatorluklar kurup, üstlendikleri, açıklarını, eksiklerini giderdikleri halüsinasyonlarını gördükleri bir alan… İnsanın kendini hala değerli görmesi, güçlü görmesi illüzyondan başka bir şey değildir. Geriye bu patolojik vakanın metastazına (hastalığın yayılması) ihtiyaç duyulmuştur. Bu metastaz elbette yine bedenin desteğiyle (İnsan/Toplum) olacaktır.  Bütün metastazların neticesinde beden hastalık tarafından işgal edilmiştir.  İnsan kendi eliyle kurduğu sistemin bir parçası, figürü olmuştur. Hastalık bünyelerle sınırlı kalmayıp toplumları etkisi altına almıştır. Herkes hasta olduğu için hastalık kendini harikulade kamufle etmiştir. Dolayısıyla insana hastalık kaptığını ifade edecek kimse azalmış, ifade edenler ise dışlanmışlar, etiketlenmek şartıyla damgalanarak yalnızlığa terk edilmişlerdir.

İnsan; insan olarak başladığı serencamını avcı, toplayıcı, işçi, yurttaş, vatandaş, birey, müşteri, tüketici ve nihayet kitle olarak sürdürmektedir. Kitle; insanlık tarihinin en uç, en zayıf noktasıdır. Koskoca bir yaşamı, onca müktesebatı bir nick, rumuz tarafından işgal edilmiş olması acınası bir durumdur. Olmayan olmuştur. Global çete üyeleri kusursuz bir cinayet işlemişlerdir.

Küresel çetenin finansörlüğünü yaptığı bu kurgulanmış gerçeklik tıkır tıkır işleyen bir sisteme dönüşmüş durumdadır. Bu sistemin malzemesi insansı varlıklardır. Yaşamının her alanı tamamen geçirgen, saydam, şeffaf bir görüntüden başka şey değildir. En kılcal alanlarına kadar çözülmüş, asimile edilmiş bir yaşam formu… Günümüzde tüm insanların günlük yaşamları kontrol altındadır. Yediğimiz şeylerden tutun giydiğimiz kıyafetlerimize, arzularımıza, heyecanlarımıza, komplekslerimiz ve hayallerimize kadar KİA’lar aracılığıyla tespit edilmiş, sirayet edilmiş, dönüştürülmüştür. Geldiğimiz noktada hiçbirimiz kendimiz değiliz. Hepimiz kurgulanan gerçekliğin figüranlarıyız.  

Global mafya psikopat Jeremy Bentham’ın yarım kalan projesini hayata geçirdi. Hepimiz 1791'de Jeremy Bentham tarafından tasarlanan Panoptikon hapishanenin mahkumlarıyız. Hapishanenin sahipleri f tipi yapılarımızda ne yaptığımızı en ücra noktasına kadar şeffaf bir şekilde görmek istiyorlar.  Daha ötesinde ise onların kurguladıkları hapishanede nasıl davranacaklarımızı da belirlemeye çalışıyorlar. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Ailesiz Toplum, Cinsiyetsiz Cinsiyet (veya Akışkan Cinsiyet), Sosyal Devlet Politikaları, “dünyada mekan, ahrette iman” denkleminin yansıması olarak toki tarafından seri imalat ile inşa edilmiş dikey ve yatay (henüz değil) yapılaşmanın ürünü modern evlerimize kavuşmanın deruni hazını içselleştirdiğimiz İnşaat Sektörünün yansımaları, Seküler, Konformist yaklaşımlar, her türden Hedonist tutumlar bu hapishanede ehlileşmemiz, akıllı durmamız, kırıp dökmememiz için kurgulanmıştır.

Dünyadaki az gelişmiş, gelişmekte olan ve gelişmiş ülke yönetimleri bu sistem üzerine kuruludur. Gelişmiş ülke! toplumları çoktan çözüldüler. Direnç gösteren, kararsız tavır takınan az ve gelişmekte olan ülke toplumlarıdır. Onlar da ulus devlet aygıtı üzerinden entegre edildiler veya süreçleri devam ediyor. 11 haneli kimlik numarası sizin aslında ne olduğunu ifşa ediyor. Fakat bu, global mafyaya yetmiyor ve daha fazlasını istiyor. Güvenlik gerekçesiyle yaşamımıza mobesa kameralar dayatılıyor. (Apartman, işyeri, trafik vb kameralar). Rutin yaşamını sürdüren taşra insanı günlük 150 - 200 kez kameralara yakalanmaktadır. (Metropollerde durum çok daha vahimdir).  Bu da kesmiyor. Her birimizin eline tutuşturulan ekranlar sayesinde bila isteye yaşam alanlarımızı bu çeteye açmamız isteniyor. Bu da yetmiyor; arzularımıza, hayallerimize sarkıntılık ediliyor. Yaşamının ve ötesinin (arzu ve hayaller) tüm kodlarını çözülmüş bir varlığın ne kıymeti olabilir? Sahi yaşamının her alanı didiklenmiş, en mahrem duyguları bile deşifre olmuş bir insanın değeri, ağırlığı kalır mı? İnsan, insanlık neden ucuz ve değersizdir?  Olası verilecek tüm tepkileri test edilmiş, tüm testlerden geçirilmiş birinin “kimse bizi test etmesin” demesinin bir hükmü olabilir mi?  

Yıllık bağımlılık, şiddet, taciz, tecavüz vb oranlarda rekor kıran ülkelerin bizlere numune diye gösterilmesindeki hikmet nedir? Gayri safi milli hâsılalarındaki yüksek oranlar mı?  Seküler, konformist lüks yaşam formları mı? Mutluluk oranlarının yüksekliği midir? İnsani, ahlaki manadaki değerleri mi? Herkese örnek oldukları medeni tavırları mı?!!! Dünyaya nizam veren yönetim anlayışları mı? Eğitimlerinin kalitesi mi? Teknik ve bilime verdikleri önem midir? Bekar anne oranları mı? Nedir? Esasen kara parayla, haraçla, zavallı devletlerin sömürülen yeraltı kaynaklarıyla, mazlumların gözyaşı ve ahları üzerine yükselttikleri sistemleriyle her boyutuyla çözülmüş bir toplum inşa ettiler. Yönetim erkinin dışında (yönetimde kendileri var)  her yönüyle çözülmüş, çürütülmüş toplumlar inşa ettiler. Bizden de istenilen bu serenomiye katılmamızdır. Yönetici olamayacağımıza göre yönetilen olmak! Dört ayak iki ayaktan iyidir sloganıyla rolümüzü içselleştirmek.

Rol model olarak İskandinav ülkelerinin örnek gösterilmesi boşuna değildir. Çünkü sistemin en iyi uygulandığı ve en iyi verim alındığı ülkeler bu ülkelerdir. İnsanlar GSMH ile susturulmuş, ehlileştirilmiş, yığın, kitle haline dönüştürülmüştür. Maddi imkanları genişletilmiş, ama ahlaki yozlaşmayı zirvede yaşayan ve olabildiğince yönetim mekanizmasından uzaklaştırılmış kitlelerle karşı karşıyayız. 4 yılda bir oy vermekten, vergisini düzenli ödemekten başka bir kıymeti olmayan bir kitle… Ye, iç rahatına bak. Dünya kara paraların aklandığı ülkelerde yaşayacaksınız ama mutluluktan uçacaksınız. Devletlerinizin yaptığı sömürülere şahit olacaksınız ve bana ne deyip yaşamınızı huzur içinde sürdüreceksiniz.

Bulunduğumuz yerde kimsenin bir sırrı yoktur. En özeli didiklenmiş, çözülmüş, ifşa edilmiş ve şeffaflık unsurlarıyla formüle edilmiş bir yaşam dikte edilmektedir. Esasen dikte kelimesi fazla, zira bütün bunları biz bila isteye yapmaktayız. Çünkü hepimiz Şeddad’ın inşa ettiği sistemin münzevi miskinleriyiz.! Ve vazgeçemiyoruz. Mükellef sofranın başında cennet hayalleri kurmaktayız. Yüz yıllar sonra Talut’a söylenen sözler kulaklarımızı tırmalıyor: “Bugün bizim Calut'a ve onun askerlerine karşı koyacak gücümüz yok” .  

Yolda Olana/Kalana/Yürüyene Selam.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Şehadetinin 27. Yılında Bosna Şehidimiz Selami Yurdan Kudüs-Der’de anlıyor…
Şehadetinin 27. Yılında Bosna Şehidimiz Selami Yurdan Kudüs-Der’de anlıyor…
Serdar Duman, Türkiye ve ABD arasındaki ‘güvenli bölge’ uzlaşısını yazdı:
Serdar Duman, Türkiye ve ABD arasındaki ‘güvenli bölge’ uzlaşısını yazdı: