Alptekin Dursunoğlu İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün
Alptekin Dursunoğlu

İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün

Eğer alternatif fili durumlar yaratılırsa, Soçi anlaşması korunarak ve Moskova–Ankara ilişkileri Amerika lehine bozulmaksızın İdlib’in ‘teröristan’ niteliğinin devamını sağlayan mevcut sonuçlar değiştirilebilir.

Soçi’de yapılan İdlib anlaşması, üzerinden geçen 10 ayda Şam ve Moskova’nın değil, Ankara ve Washington’un beklentilerini karşılayan sonuçlar doğurdu. 

17 Eylül 2018’de Erdoğan ve Putin tarafından Soçi’de imzalanan bu anlaşma, İdlib’in ‘teröristan’ niteliğine dokunulmaması karşılığında silahlı grupların Suriye ordusu kontrolündeki yerlere yaptıkları saldırıları durdurmalarını öngörüyordu.

İdlib’in Suriye devletinin egemenliğine girmemesi, yani mevcut ‘teröristan’ niteliğinin korunması, Washington ve Ankara’nın talebi; nihai çözüme kadar saldırılardan korunmak ise Moskova ve Şam’ın beklentisiydi.  

Aradan geçen 10 ay içerisinde Suriye ordusu İdlib’i devlet kontrolüne almak için operasyon yapmadı. İdlib, tüm uluslararası taraflarca ‘terörist’ olarak tanımlanan örgütlerin kontrolünde kalmaya devam etti. Böylece Türkiye ve Amerika’nın istediği oldu.

Ancak ne silahsızlandırılmış bölge oluşturulabildi, ne silahlı grupların saldırıları önlenebildi ne de M-4 ve M-5 karayolları ulaşıma açılabildi. Dolayısıyla Rusya’nın ve Şam’ın beklentisi gerçekleşmedi. 

Halbuki resmi adı “İdlib Gerginliğin Azaltılması Bölgesindeki Durumun İstikrarlaştırılmasına İlişkin Mutabakat Zaptı”olan 10 maddelik[1] Soçi anlaşması, adından da anlaşılacağı gibi İdlib’in ‘çatışmasızlık bölgesi’ statüsüne istikrar kazandırmayı amaçlıyordu.

Türkiye, bu anlaşmayla şekillendirilen İdlib’deki mevcut statünün kalıcı, Rusya ise geçici olması gerektiğini vurgulasa da anlaşmayla şu üç hedef öngörülüyordu:

1- Suriye’nin bir ili olan İdlib’in yeniden devletin kontrolüne alınması için planlanan operasyon yapılmayacak. İdlib’in ‘çatışmasızlık bölgesi’ statüsü korunacak.

2- Bu statüye istikrar kazandırılabilmesi için il sınırları boyunca 15 – 20 kilometre derinliğinde silahtan arındırılmış bölge oluşturulacak.

3- İdlib’i ve çevre illerini birbirine bağlayan M-4 ve M-5 karayolları 2019 yılının Ocak ayına kadar açılacak.

Şam ve müttefikleri için Soçi anlaşması tercih değil zorunluluktu

Geniş çaplı bir askeri operasyonla İdlib’i silahlı grupların işgalinden kurtarmak yerine, Rusya’nın Soçi anlaşmasıyla mevcut durumu sürdürmesi bir tercih değil zorunluluktu.  

Suriye ve müttefiklerinin tercihi, İdlib’e hapsedilen silahlı grupları yok ederek 2012’den beri dayatılan vekalet savaşını bitirmekti. 

Bu çerçevede 2016 yılının Aralık ayında Halep’i, 2017’de Ürdün ve Irak sınırına kadar iç kesimleri, 2018’de Şam kırsalı ve İsrail sınırını silahlı gruplardan temizleyen Suriye ordusu ve müttefikleri, Ağustos 2018’de İdlib için hazırlıklara başlamıştı.

Zira 2018 yılının ikinci yarısında Suriye’de devlet kontrolü dışında sadece üç bölge kalmıştı:

1- ‘Heyet-i Tahrir Şam’ ve diğer el-Kaide bağlantılı grupların kontrolü altındaki İdlib.

2- Amerika ile Suriye Demokratik Güçleri’nin kontrolü altındaki Fırat’ın doğusu.

3- Türkiye’nin kontrolü altındaki ‘Fırat Kalkanı’ ve ‘Zeytin Dalı’ bölgeleri.

Bu üç bölgeden İdlib’e öncelik vermesinin sebebi buraya hapsedilen vekalet savaşı unsurlarını yok ederek bu savaşın asılları olan Amerika ve Türkiye’nin müdahale gerekçelerini ortadan kaldırmaktı.   

7 Eylül’deki Tahran zirvesinde Erdoğan’ın ateşkes teklifini reddeden Putin’in 10 gün sonra neden Soçi’de Erdoğan’la anlaşma yaptığı “Soçi Anlaşması, Fırat’ın Doğusu ve Türkiye’nin İdlib Rolü”[2] başlıklı yazıda ayrıntılı bir şekilde anlatıldı. 

Bununla birlikte Rusya ve Şam açısından Soçi anlaşmasını bir tercih değil zorunluluk haline getiren şu faktörleri yeniden hatırlamakta yarar var: 

1- Aralık 2016’dan beri Astana formatı çerçevesinde Rusya ve İran’la işbirliği yapan Türkiye’nin İdlib’de yeniden Amerikan safına geçme ihtimali.  

2- Erdoğan’ın Wall Street Journal gazetesine yazdığı yazıda İdlib'i "köprüden önceki son çıkış" diye tanımlayıp Suriye’nin İdlib operasyonunu durdurması için Amerika’yı açıkça askeri müdahaleye çağırması.[3]

3- Amerika, İngiltere ve Fransa’nın Suriye ordusunun İdlib’de kimyasal silah kullanacağını iddia ederek bunu “çok sert” bir şekilde cezalandırmakla tehdit etmesi.[4]

Rusya’yı Soçi anlaşmasına mecbur eden bu şartlar, aynı zamanda Türkiye’ye anlaşmada üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmeme rahatlığı kazandırdı; dolayısıyla da anlaşmadaki Suriye ve Rusya’nın beklentilerini karşılayacak maddeler kağıt üstünde kaldı.

Örneğin 15 – 20 kilometre derinliğinde silahsızlandırılmış bölge oluşturulamadı. Çünkü Türkiye buna yalnızca kendi güdümündeki silahlı grupları ikna edebildi onların da zaten İdlib’de belirleyiciliği bulunmuyordu. 

Türkiye’nin nüfuzu altındaki silahlı grupları hiç zorlanmadan tasfiye eden ve İdlib’e hakim olan ‘Heyet-i Tahrir Şam’, ‘Dinin Muhafızları’ ve Türkistan İslam Partisi gibi el-Kaide’nin çeşitli tonlarındaki uzantıları, bu bölgelerden Suriye ordusu kontrolündeki yerlere ve Rusya askeri üslerine saldırılar yapmaya da devam etti.

Yine anlaşma gereğince Ocak 2019’a kadar açılması gereken M-4 ve M-5 karayolları aynı sebeple açılamadı.

Dolayısıyla anlaşmanın imzalandığı 17 Eylül 2018’den Suriye ordusu ve Rusya’nın sabrının taştığı 5 Mayıs 2019’a kadar anlaşmanın Türkiye’nin taahhüt ettiği hiçbir maddesi uygulanamadı. 

Anlaşma, İdlib’i kontrol altında tutan ve Türkiye’nin dahi terörist diye tanımladığı örgütlere güven içinde Suriye ordusuna saldırı yapma imtiyazı kazandıran bir metne dönüştü. 

Ancak tüm bunlara rağmen Rusya, Türkiye’nin anlaşma öncesinde Amerika’yı müdahaleye çağırmasını, anlaşma taahhütlerini yerine getir(e)memesini, hatta Suriye ordusuna saldırılarda bulunan silahlı grupları desteklemesini görmezden geldi. 

Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in Tahran ziyaretinde verilen mesajlar, Şam’ın ve Tahran’ın Rusya’nın ‘görmezden gelen’ tutumundan rahatsız olduğunu gösterdi.[5]

İdlib için yeni bir sayfa

İdlib’deki mevcut durumun sürdürülmesi konusunda yapılan uluslararası baskının büyüklüğü düşünüldüğünde Suriye’nin toprak bütünlüğü açısından İdlib’in Fırat’ın doğusundan daha büyük bir tehdit oluşturduğu söylenebilir. 

Zira Fırat’ın doğusundaki mevcut durumun devamını Amerika’dan başka destekleyen bir uluslararası taraf yokken, İdlib’deki mevcut durumun devamı, Amerika, Avrupa ülkeleri, Türkiye, İsrail ve Körfez ülkeleri tarafından kırmızıçizgi olarak niteleniyor.

Peki tüm bunlara rağmen Soçi anlaşmasının mevcut sonuçlarını değiştirip, İdlib’i yeniden Suriye’nin ili haline getirebilecek bir yeni sayfa açmak mümkün mü? 

Üç taraflı fiili durumlar ve alternatif fiili durumlar

Evet, eğer alternatif fili durumlar yaratılırsa, Soçi anlaşması korunarak ve Moskova–Ankara ilişkileri Amerika lehine bozulmaksızın İdlib’in ‘teröristan’ niteliğinin devamını sağlayan mevcut sonuçlar değiştirilebilir.

Soçi anlaşmasının Şam’ı rahatsız eden ve Moskova’nın da Ankara’yı yanında tutmak için görmezden geldiği mevcut sonuçları; Amerika, Türkiye ve silahlı grupların yarattığı fiili durumların eseri. 

Amerika ve Batılı müttefikleri, Suriye ordusunun İdlib’de kimyasal silah kullanacağını iddia edip savaş tehdidinde bulunarak bir fiili durum yarattı ve bu da Rusya’yı İdlib operasyonundan vazgeçirip Soçi anlaşmasına zorladı.

Türkiye’nin silahlı grupları kontrol etmedeki yetersizliğinin veya isteksizliğinin yarattığı fiili durum, silahtan arındırılmış bölge oluşturulamamasına, M-4 ile M-5 karayollarının ulaşıma açılamamasına, silahlı grupların Suriye’nin kontrolündeki bölgelere saldırılarını sürdürmesine neden oldu.

Soçi anlaşmasının resmi tarafı olmamaları silahlı gruplara doğal olarak fiili durum yaratma imtiyazı vermişti. Anlaşmanın uygulanabilmesi onlara bağlıydı; ama onlar anlaşma yükümlülükleri konusunda Türkiye de dahil hiç kimseye bağlı değildi. 

Dolayısıyla 2013’te Kuseyr’de, 2016’da Halep’te ve 2018’de de Doğu Guta’da olduğu gibi İdlib’de kendilerini yok olmaktan veya ‘yeşil otobüslere’ bindirilmekten kurtaran Soçi anlaşmasına zahiren bağlılık bildirmeleri yeterliydi, ona uymaları gerekmiyordu.

Silahlı gruplar anlaşmaya uymamaları halinde kendilerine bedel ödetebilecek hiç kimsenin olmadığının farkındaydılar. Zira anlaşmayı kendilerine vekaleten imzalamış olan Türkiye’nin silahlı grupları anlaşmaya uymaya zorlayacak ne gücü ne de hevesi vardı.

Onları anlaşmaya uymaya zorlayacak güce ve hevese sahip olan Suriye ordusu ve müttefikleri ise zaten anlaşmayla durdurulmuş oluyordu. 

Dolayısıyla Soçi anlaşmasına zahiren bağlılık bildirmekten başka hiçbir yükümlülük altına girmeyen silahlı gruplar en kolay ve sınırsız fiili durum yaratabilen taraftı. Bu ise ‘terörist’ olarak nitelenen grupların ‘ılımlıları’ tasfiye etmesine[6] ve hem ‘Ilımlıların’ hem de ‘teröristlerin’ Suriye ordusuna saldırılarını arttırmasına[7] geniş imkanlar sağladı.

Bu şartlar, İdlib’in ‘teröristan’ niteliğinin korunmasını sağlarken, başta Fırat’ın doğusu olmak üzere Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik diğer tehditleri de güçlü ve daimi kılıyor.  

Dolayısıyla bu sonuçları değiştirmek ancak Soçi anlaşmasını çöpe atmakla ya da ‘alternatif fiili durumlar’yaratmakla mümkün. 

Rusya ve Suriye’yi geniş çaplı bir operasyondan vazgeçiren ve Soçi anlaşmasını imzalamaya zorlayan şartlarda bir değişiklik olmadığına göre anlaşmayı çöpe atma seçeneği gerçekçi gözükmüyor.

Ancak Moskova, Şam’ı ve Tahran’ı rahatsız eden ‘görmezden gelme’ tavrına son verirse Suriye ordusu ve müttefikleri, ‘fincancı katırlarını ürkütmeyecek’ kadar sınırlı ama sürekliliği olan operasyonlarla mevcut durumu değiştirebilecek alternatif bir fiili durum yaratabilir.

Örneğin Suriye ordusu ve Rusya’nın 5 Mayıs’ta başlattığı ve halen devam eden askeri operasyonlar, 15 – 20 kilometre derinliğinde silahsızlandırılmış bölge oluşturma ve M-4 ile M-5 karayollarının güvenliğini sağlamak gibi Soçi anlaşmasının maddelerini uygulama hedefine yöneltilir ve sürekli kılınırsa en azından tüm tarafları anlaşma yükümlülüklerine uymaya zorlayabilir. 

Türkiye’nin ve silahlı grupların anlaşma yükümlülüklerine uyması ise Astana formatında ortaya konan hedefin yani ‘teröristlerin’ tasfiye edilip ‘ılımlılarla’ ‘siyasi çözüme’ ulaşılmasının yolunu açabilir.

Suriye ordusu ve Rusya’nın 5 Mayıs’tan beri ağırlıklı olarak Hama’nın kuzey kesimlerinde sürdürdüğü operasyonlar bahsini ettiğimiz ‘yeni sayfayı’ açmaya ve alternatif bir fiili durum yaratmaya yönelik midir bilemiyoruz.

Ancak Soçi anlaşmasından sonra yaşanan gelişmelere kronolojik olarak bakıldığında Suriye ordusu ve Rusya’nın 5 Mayıs’ta başlattığı ve halen sürmekte olan operasyonun bir zorunluluk olduğu görülüyor.

Soçi anlaşması kronolojisi

17 Eylül 2018: Suriye ordusunun operasyonlarını durdurmasını, 10 Ekim’e kadar İdlib ve çevresinde 15-20 kilometre derinliğinde silahtan arındırılmış bölge oluşturulmasını ve Ocak 2019’a kadar da M-4 ve M-5 karayollarının ulaşıma açılmasını öngören Soçi anlaşması imzalandı.

10 Ekim 2018: Milli Savunma Bakanlığı, “ağır silahların silahtan arındırılmış bölgeden çekilme işlemin tamamlandığını” açıkladı.[8]

31 Ekim 2018: Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlem Evi adlı muhalif örgüt, İdlib ve Hama’da silahsızlandırma bölgesinde ihlallerin ve gerilimin tırmandığını belirtti. İslamcı bir örgütün, İdlib’in güneydoğu kırsalında silahsızlandırılmış bölgede yer alan Tel Marak’ta Suriye ordusuna ait bir askeri araca roket saldırısı yaptığını, Suriye ordusunun da bölgede geniş çaplı saldırı başlattığını bildirdi.[9]

30 Kasım 2018: Üst düzey bir Türk diplomatik kaynak, silahların Türkiye'nin İdlib çatışmasızlık hattında bulunan gözlem noktalarına teslim edildiğini belirtirken, bölgedeki muhalif kaynaklar tüm ağır silahların verilmediğini, görünürde olmasa da çok az sayıda ağır silahın ve orta menzilli uçaksavarın her ihtimale karşı bölgede saklandığını; Rusya'nın da bunu bildiğini ancak göz yumduğunu açıkladı.[10]

6 Aralık 2018: Türkiye, Rusya ve birçok Avrupa ülkesi tarafından "terör örgütü" olarak kabul edilen Heyet-i Tahrir Şam (HTŞ), İdlib'de Suriye ordusuna ya da muhalif gruplara karşı savaş hazırlığı yaptığını açıkladı.[11]

14 Ocak 2019: Heyet-i Tahrir Şam, birkaç haftalık çatışmaların ardından Türkiye destekli silahlı grupları tasfiye etti ve İdlib’i ve Hama’nın kuzey bölgelerini tamamen ele geçirdi.[12]

3 Mart 2019: El-Kaide bağlantılı ‘Ensaru’t Tevhid’ örgütü Hama’nın kuzeyinde Suriye ordusu mevzilerine saldırı düzenledi. 21 Suriye askerinin öldürüldüğü saldırı, Soçi anlaşmasından sonraki en büyük saldırı olarak nitelendi.[13]

29 Nisan 2019: Muhaliflere ait Syria TV’ye açıklama yapan Türkiye destekli silahlı gruplardan Ceyşu’l İzze’nin Sözcüsü Mustafa Marrati, "Devriye gezme adı altında Suriye’nin kuzey bölgelerine girecek olan her Rus birliğinin kendilerinin doğrudan hedefi" olacağını belirtti ve “Bunun dışında söylenecek her sözün şehitlerin kanına ihanet olacağını” vurguladı.[14]

Marrati, ayrıca Soçi anlaşması gereği Ocak 2019’a kadar ulaşıma açılması gereken Hama-İdlib karayolundaki toprak bariyerlerin de herhangi bir askeri devriyenin geçişini önlemek için rutin bir tedbir olduğunu söyledi. 

5 Mayıs 2019: Suriye ordusu ve Rusya, silahlı grupların Soçi anlaşmasıyla silahsızlandırılması öngörülen bölgelerden yaptığı saldırılara cevaben geniş çaplı bir operasyon başlattı. Suriye ordusu, operasyonun Hama’nın kuzeyindeki Letamene, Kefer Zita, Morek, Kefer Nabuda beldelerine yönelik olacağını açıkladı. 

Sonuç

Yapılan resmi açıklamalar ve başta Anadolu Ajansı olmak üzere hükümetin yayın organlarının İdlib ve Hama’nın kuzey kesimlerinde yaşanan gelişmeleri yansıtma biçiminden Ankara’nın İdlib’deki mevcut statükonun değişmesini istemediği anlaşılıyor.

Halbuki İdlib’in Ankara’nın da terörist diye nitelediği grupların kontrolünden kurtarılması ve yeniden Suriye’nin ili haline gelmesi Erdoğan’ın da katıldığı 14 Şubat’taki Soçi zirvesinde ortaya konan perspektifin gereği.

14 Şubat’taki Soçi zirvesi, Putin, Erdoğan ve Ruhani’nin 7 Eylül’deki Tahran zirvesinden sonra gerçekleşmiş olması bakımından önem taşıyor.

Bu zirvede Amerika’nın Fırat’ın doğusundaki girişimlerinden "Terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratmaya yönelik girişim” diye bahsediliyor.

Zirve açıklamasında “Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğü ile komşu ülkelerin milli güvenliğini zayıflatmayı amaçlayan ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılığı” vurgulanıyor.

 “Soçi mutabakatı dahil, bölgeye ilişkin anlaşmaların tüm unsurlarıyla hayata geçirilmesiyle bölgedeki ateşkes ihlallerinin azaltılmasını temin etmek için somut adımlar atmak”tan söz ediliyor. 

“DEAŞ, Nusra Cephesi ile El Kaide ve diğer terör örgütleriyle bağlantılı tüm birey, grup, teşebbüs ve oluşumların tamamen ortadan kaldırılması amacıyla aralarındaki işbirliğini sürdürme kararlılıkları” teyit ediliyor.[15]

Suriye ordusu ve Rusya, eğer 5 Mayıs’ta başlattığı operasyonları Soçi anlaşmasını tüm maddeleriyle uygulama hedefiyle sınırsız sürdürürse İdlib’i Erdoğan ve Amerika için “köprüden önceki son çıkış”  haline getirebilir. 

 


[11]BBC Türkçe, 6 Aralık 2018. HTŞ İdlib'de "savaşa hazırlanıyor"

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Kuran’ı Kerim  muhafazakarların yoğun saldırılarına uğruyor.
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Kuran’ı Kerim muhafazakarların yoğun saldırılarına uğruyor.
Cevdet Işık yazdı: Silah Ve Zeytin Dalı, Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri
Cevdet Işık yazdı: Silah Ve Zeytin Dalı, Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri
pendik escort kartal escort pendik escort sex hikaye kurtkoy escort