Adaletin Kuşatıcılığı
Cevdet Işık

Adaletin Kuşatıcılığı

Varlığın adaletle mukayyet olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Mukayyet olmadan söz ederken, aslında varlığın derununda bulunan, varlığın ne olduğunu bize tanıtan, varlığa kimlik kazandıran sıfatlardan söz ediyoruz. Bu sıfatlar cansız varlıklar için yasa, canlı ve fakat iradesiz varlıklar için içgüdü, canlı ve iradeli varlıklar için de aklı kullanmayı gerektiren tasarruf imkânı olarak bakmak mümkündür.

Varlıklar, sadece içyapılarındaki imkânlar bakımından değil, aynı zamanda dış dünyalarını oluşturan imkânlar bakımından da bir kayıt altında bulunmaktadırlar. Örneğin içinde bulundukları şartların elverdiği kadar tasarruf imkânına sahip olan insanın, hem zaman ve hem de mekân bakımından kayıt altında olduğunu görüyoruz. Bu kayıt altında olmanın doğal sonucu olarak insan, mutlak anlamda tasarruf etme koşulları olmadığı için, mutlak sayılabilecek tasarruflara niyet etmemelidir.

Varlığın adaletle mukayyet olduğunu söylerken, bütün varlıkların bulundukları kategorik yapı ile sorunsuz bir şekilde, herhangi bir rahatsızlık duymadan varlıklarını sürdürdüklerini belirtmek istiyoruz. Zira bu varlıkların, sorunlara sebep olacakları rahatsızlıkları deklare edecek bir akıl ve iradeleri yoktur. Öyle ise sorunları oluşturan rahatsızlıkların oluşumu, akıl ve irade imkânını gerektirmektedir. Akıl ve irade imkânı ise sadece insana verilmiş bir imkândır. Bundan dolayı diyoruz ki, adaletle mukayyet olan varlıklar içinde, adaleti ihlal etme ve adaletten sapma imkânı sadece insana verilmiş bir imkândır.

İnsanın bütün hususlarda adaleti gözetmesi için, varlıkla ilgili, yaratılışla ilgili sağlam ve sahih bilgilere sahip olması gerekir. Varlığın ne olduğu, niçin var olduğu, bir yaratıcısının olup olmadığı gibi konularda zihinsel sorunlarını halletmesi gerekir. İnsanın varoluşla ilgili, bilgi kuramı ile ilgili duruşu, adaletli olmak ve adaletle mukayyet olmak hususlarında hayati bir önem taşımaktadır. Bu iki husustaki yanlış çıkış, hayatı oluşturan ayrıntılarda akıl almaz garipliklere de yol açacaktır.

Varoluşla ilgili, iğne ile kuyu açma misali zaman ve zemin israfına sebep olacak zihinsel uğraşlardan kurtaracak bilgiyi, İlahi Vahiy bizlere vermektedir. İlahi Vahiy ile insan, varlık âleminde sahip olduğu yerin nasıl bir yer olduğunu ve hayatını devam ettirirken hangi sınırlara dikkat etmesi gerektiğini ana hatlarıyla öğrenir. Bu da insanın, adaletin kuşatıcı şemsiyesi altında olmasını temin edecektir. Bu manada insanın dikkat etmesi gereken en önemli hayati kalkış noktası, ilah olarak sadece Allah’ı tanımasıdır. Bu başlangıç noktası insanı Allah’la kesintisiz bir bağlılığa götürecektir. Allah ile kesintisiz bağlılık demek, bütün edimlerin İlahi Vahye uygunluk kaygısı ve Allah’ın insana, kendisinden bile daha yakın olduğunun bilinciyle hareket etmesi demektir.

İnsanı her zaman ve her zeminde ayakta tutacak olan en önemli sabite, Allah’tan başka herhangi bir ilah tanımamasıdır.

Allah’ın ilahlığı sabitesi, insanın en büyük felaketi olan dünyevileşmekten, sekülerleşmekten koruyan bir zırh gibidir. Dünyevileşmek demek, ilahi olanın bağlamından kopmak demektir. İlahi olanın bağlamından kopmanın sonuçları arasında körleşmek, sağırlaşmak ve akletmemek yer almaktadır. İnsan körleşince hakikati göremez. İnsan sağırlaşınca hakikati işitemez. İnsan gerektiği gibi aklını kullanmayınca hakikati tanıyamaz. Bütün bu üst üste gelen felaketlerin neticesi ise yalan ve sahte olanın peşinden sürüklenmek, hak ve adaletten uzaklaşmaktır.

Hak ve adaletten uzaklaşmakla insan, dipsiz bir kuyuya mahkûm olur. Bu mahkûmiyet insanın kendi elleriyle tercih ettiği bir mahkûmiyettir. Bu mahkûmiyetin ilk tecelli ettiği yer insanın kendi zihinsel dünyasıdır. Karanlığa gömülen zihinleri aydınlatacak şok tedavi ise adaletin kuşatıcı etkisiyle mümkün olabilir.

Adaletin kuşatıcılığı, varlığın üzerine kurulduğu fıtrata işaret eder. Bütün bir varlık, bir ölçü ve bir amaç doğrultusunda yaratılmıştır. İnsan için bilincine varılması gereken durum bu ölçü ve amacı fark ederek, Allah’ın yüceliğine tanıklık etmek olmalıdır. Bu amaç ve ölçü gereğince insanın bütün edimleri ibadet vasfına sahip olur. Söz konusu amaç ve ölçünün dikkate alınmadığı bütün edimler insanın kendisine karşı işlemiş olduğu zulüm olarak nitelenir.

Zulmün faillerine zalim denmektedir. Hiçbir ölçü ve amaç zalimin fiiline gerekçe olamaz. Zulmedenlerin çok feci bir devrimle devrileceklerini Kerim Kitabımız Kur’an bizlere haber vermektedir. Demek ki, adaletin kuşatıcılığı öylesine keskin ve kesindir ki, sapan ve saptıran herkese karşı bumerang etkisi yaparak cezalandırmayı ihtiva etmektedir.

Eğer insan, insan olarak kalmak istiyorsa adaleti her hususta dikkate almalıdır. Çünkü insan kalmak ile adalet arasında çok sıkı bir bağlantı vardır. İnsanın olgunlaşması, olgunluk sürecini yara almadan geçirmesi, ancak adalet sıfatıyla mümkün olabilir. Eğer insan adil olabilirse, adaleti gerçekleştirebilirse yani yaratılışta sahip olduğu fıtrat üzere gelişebilirse, işte o zaman “adl üzere” olmuş olur.

Bütün bir varlığın, adaletin kuşatıcı ekseninde olduğunu görmekteyiz. Ancak akıl ve irade sahibi insanın, adaletin kuşatıcı ekseninden çıktığını görmekteyiz. İnsanlık tarihi boyunca, adaletin kuşatıcı ekseninden ayrılanların akıbetlerinin, lanetlik bir akıbet olduğunu da görmekteyiz. Öyle ise yapılması gerekenin, hem iç âlemimizde ve hem de dış âlemimizde, adaleti gözeterek varlığımızı sürdürmek olmalıdır. Modern ve postmodern zamanların hükmü altında, insanların geldiği durumu idrak ederek, adaletin hayat bahşeden temsilcileri olmanın gayretini göstermek için, bütün Müslümanların sorumluluk alması gerekir. Ama bundan önce İlahi Vahyin arı duru soluğuyla soluklanmayı bilmek gerekir.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ak Parti’li başkan makam aracını sattı, parasını öğrencilere harcadı
Ak Parti’li başkan makam aracını sattı, parasını öğrencilere harcadı
Merve Aras Yazdı: Ben Bu Sefil Dünyada Acep Ne Arıyorum?
Merve Aras Yazdı: Ben Bu Sefil Dünyada Acep Ne Arıyorum?