Nezaketi Olmayan Bir Milletin Nihayeti Ya İllettir Ya Zillet!..
Harun Yılmaz

Nezaketi Olmayan Bir Milletin Nihayeti Ya İllettir Ya Zillet!..

Tartışma değil, sadece abes bir muhabbetti bizimkisi. Çünkü kimse kimsenin diliyle konuşmuyordu. Nazan Bekiroğlu

Aralık 1991'de Cezayir’de yapılan genel seçimleriFIS(İslami Selamet Cephesi) adayları kazanmıştı. Ancak 1992'de Cezayir Yüksek Güvenlik Konseyi anayasal bir darbe tertipleyerek, seçimleri iptal etti ve yönetime el koydu. Ardından olağanüstü hal ilan edildi ve 4 Mart 1992'de FIS kapatıldı, yöneticilerine ve üyelerine karşı işkenceler başlatıldı. Silahlı eylemleri bir çözüm olarak görmeyen ve bundan uzak durulmasını isteyen FIS’in bu tavrına rağmen 12 Temmuz 1992’de Abbasi Medeni ve Ali Belhac 12'şer yıl hapis cezasına mahkûm oldular.

Böylece Cezayir’de10 yıl sürecek Fransa menşeli bir devlet terörü başladı ve 100 binden fazla insan katledildi. İşte böyle bir iç savaş yaşayan Cezayir’le ilgili, o yıllarda TRT’de bir “tartışma” oturumu düzenlenmişti.

Moderatör kimdi, hatırlamıyorum (belki Can Okanar’dı), ancak Cezayir’in o günkü Ankara büyükelçisi, Türkiye’nin eski büyükelçilerinden Turgut Tülümen, Fransız vatandaşı Cezayirli kadın gazeteci GhaniaMouffok, Bülent Arınç ve bir kişi daha, Cezayir’i tartışıyorlardı.

Hayatım boyunca izlediğim en zevkli tartışma programıydı. Konuşmacıların tamamı birbirine zıt görüşleri savunuyordu. Moderatör, hiçbir konuşmacıya süre hatırlatmıyordu. Ancak, tüm ağırlığıyla Cezayir Hükümeti’ni eleştiren Mouffok konuşurken, onun zıttı olan Cezayir’in Ankara büyükelçisi zat, ne araya giriyor, ne sözünü kesiyor, ne de hakaret ediyordu.

Hatta hiçbir konuşmacı, sözünü bitiren kişiye, hemen cevap vermiyor, söz sırasının kendisine gelmesini bekliyordu.

Bu tartışma programının etkisinden çıkmadım uzun süre. Yurdum insanınmutad özelliği gereği, bir topluluk içindeysen, “hoş geldin, beş gittin, çoluk çocuk nasıllar…” faslından hemen sonra ya din ya siyaset yahut benzeri bir konu üzerine tartışmaya geçilir. Uzun bir süre, bu programda görüp öğrendiğim tartışma edep ve adabını, bir grup içerisindeyken uygulamaya çalıştım; ancak hiçbir zaman muvaffak olamadım. Çünkü karşımdakinin sözünü bitirip, bana gelmesini beklediğim konuşma sırası hiçbir zaman gelmiyordu. Ben konuşmaya başladığımda da, “sen bizi dinledin, sonuna kadar biz de seni dinleyelim” edebini göremedim.

Yine yakın zamanda (2015-2017) çalıştığım bir şirketin, ömrü uzun yıllar Almanya’da geçmiş bir ortağı vardı. Bir özelliğini çok severdim; siz konuşurken, sonuna kadar sizi dinler, sözünüzü bitirmenizi bekler, araya girmez, notlarını alır ve nokta koyduğunuzda sorardı; bitirdin mi?

Evet, cevabını aldıktan sonra, aldığı notlara bakarak, teker teker cevap verirdi. Fakat bir süre sonra şu ihtarı (birkaç defa yapmak) zorunda kalırdı; ben seni dinledim, ikide bir sözümü keseceksen, ben susayım, hep sen konuş.

Hocalarının yabancı olduğu bir İngilizce kursuna gitmiştim bir zaman önce. Taylor adında Avustralyalı bir İngilizce hocası vardı ve birkaç kelime dışında Türkçe bilmiyordu. Hep merak ettiğim bir soruyu, Tarzan İngilizcesiyle izah edebilmiştim; bilmediğimiz bir yabancı dilin kulağımızda bıraktığı ahenk, tını, acaba Türkçe bilmeyen birinin kulağında Türkçe için nasıldı?

Mesela Rusça, Almanca konuşulduğunda, kulağımızdaki tını sert ve karışıktır. Hintli birinin konuşması çok hızlı ve karmakarışık bir tat bırakır kulaklarımızda. Bir Çinlinin konuşması, kayarak giden bir süreklilik gibidir. Biri Farsça veya Fransızca konuşuyorsa, şiirsel bir uyum, naif bir akış tınısı bırakır kulaklarımızda.

Acaba Türkçe nasıl bir tınıya sahipti?

Güç bela sorabildiğim bu soruya Taylor şu cevabı verdi; “Diliniz çok güzel, romantik ve akışı şiir gibi… Ancak konuşurken, nedense kavga eder gibi konuşuyorsunuz.”

Bu, önemli bir veridir aslında.

Bugün evlerde, sokaklarda, kurumlarda, devletin tabanından tavanına, toplumun hiçbir katmanında insanlar birbirini dinlemiyor.

Siz bir baba, anne olarak etrafınızdakilere karşı şiddet dili, hatta normal konuştuğunuzda bile sert, yüksek volümlü konuştuğunuzda, bir süre sonra gözünüzün bebeği evladınızı gözlemleyin; oyuncaklarına karşı haşin ve sert davrandığını, onları azarladığını görürsünüz.

Bu hâl, bir baba evlat ilişkisinde böyleyken, varın onun en büyük versiyonu olan toplum hayatında nasıl olur?

Nasıl olur?

“Trafikte kendini sollayan aracın sürücüsüyle kapışan falanca, trafik magandası tarafından bıçaklanarak öldürüldü…”

“Tavuğu, bahçesine giren komşusunu av tüfeğiyle öldürdü…”

“Takılar yüzünden anlaşamadığı nişanlısının evinde katliam yaptı…”

“Ne bakıyonlan, diyen şehir eşkıyaları tarafından dövülerek öldürüldü…”

“Seçim sandığında tartışan aynı aileden müşahitler, birbirini öldürdü…”

“Maktulü neden öldürdüğünü soran polise, tanıdık birine benzettim dedi…”

“… … …”

Arabalarda, dükkânlarda levyeler, beyzbol sopaları, bıçaklar, ateşli silahlar…

Çünkü dinleme, anlama, sonuçlandırma edebi, adabı özelliğimiz olmaktan çıktı; Orta Asya’daki bedevi aslımıza rücu ettik. Sert bozkır ikliminin tüm özelliklerine geri döndük; toplumun dili sertleşti, sivrileşti, keskinleşti… Oysa, fazla değil, bundan 60-80 yıl önce, “kandili SÖNDÜR” şeklinde sert ve emir veren, kenarları köşeli ve keskin bir cümle yerine, “evladım, kandili DİNLENDİRİR MİSİN?” dermiş ecdadımız. İki sözün de nihayeti aynı; ancak ikisinin arasındaki kabalık ve naiflik farkına bakar mısınız?

Hiç kimse, karşısındakini dinlemiyor; bütün amaç karşıdakinin sözünü bastırmak, baskın dil üstünlüğünü ele geçirmek artık.

Tartışmayı bilmiyoruz; oysa, bir tartışmanın galibi, oradan bilmediği bir şeyi öğrenerek çıkandır.

% 99’u istatistik verilere göre Müslüman olan, ancak yaşayış olarak artık hızla sekülerleşen, deistleşen, inançları törpülenen, ancak bir müsibetle (örneğin 17 Ağustos depremi hikâyelerinde anlatıldığı gibi) hemen aslına dönecek olan bu toplum hayatında, eğitim modellemesinin aslımıza uyarlanmasıyla, yeniden güzel sözün hâkimiyetinin tanığı olabiliriz.

Çünkü,“Güzel söz, kökü derinlerde, dalı ise göklere uzanan güzel bir ağaç gibidir.” (İbrahim Suresi, 24) ve ilanihaye arzda ve arşta, dünyada ve ahirette hâkimiyet O’nundur.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ak Parti’li başkan makam aracını sattı, parasını öğrencilere harcadı
Ak Parti’li başkan makam aracını sattı, parasını öğrencilere harcadı
Merve Aras Yazdı: Ben Bu Sefil Dünyada Acep Ne Arıyorum?
Merve Aras Yazdı: Ben Bu Sefil Dünyada Acep Ne Arıyorum?