Ahmet Yıldırım Muhafazkarlık Artıyor, Hakikat Uzaklaşıyor.
Muhafazkarlık Artıyor, Hakikat Uzaklaşıyor.
Ahmet Yıldırım

Muhafazkarlık Artıyor, Hakikat Uzaklaşıyor.

Muhafazakar sosuna bulandırılmış seküler yaşamın bireyleriyiz. Kapılarımızı, pencerelerimizi sonuna kadar açıp evlerimizin tüm odalarını seküler yaşamla doldurmak istiyoruz. Dahası iş burada bitseydi iyiydi. Bedenimizden vazgeçtik, yetmedi ruhumuzdan vazgeçiyoruz. Zira bedeninizi seküler yaşama açmanız yetmiyor, ruhunuzu da sizden istiyor. Modern sekülerist insan, Robert François Damiens’dan daha fazla işkence çekiyor. Bu işkence her gün sabahın ilk saatleriyle başlıyor ve tüm gün devam ediyor. Süreçte bir rütüelin parçası haline gelerek ayları, yılları kapsayan bir şekle dönüşüp krizi derinleştiriyor.  Yıllarımızı alan ev taksitleri, lüks araba taksitleri, kurulan iş sektörünün sürdürülmesi, yayvan ve yükseldikçe daralan bir silindir gibi bürokratik kariyer yapma planları, pahalı ve konforlu yaşama talebi, jilet gibi giyinmeyi alışkanlık haline getirme dürtüsü, bütün bunların üstüne yaşamdaki muhatapları ikna edememe acısı birleşince ortaya şiddetin ve işkencenin en koyu şekilde yaşandığı bir görüntü ortaya çıkıyor.

Yetişme ve yetiştirme kaygısı bireyi çok ciddi manada yıpratıyor. İllüzyonist bir sistemin içindeyiz. Maddi imkanlarımız artığında mutlu ve huzurlu olunacağı halüsinasyonunu görüyoruz.  Görülen halüsinasyonlar maddi imkanlara karşı iştiyakımızı artırıyor. Yer yer maddi imkanlara ulaştığımızda çöldeki vaha misali seviniyor, mutlu oluyoruz. Büyüsü kaybolunca mabedimizin gizli dehlizlerinde çilemizi tamamlamak için geri dönüyoruz.

Tatmin edilmeyen duygularımızı tatmin ederken muhafazakarlık katsayısı artıyor, lakin dindarlık oranı düşüyor. Muhafazakarlık ile dindarlık (İslam) ters orantılıdır.  Her ne kadar Muhafazakârlık, geleneksel sosyal etmenlerin muhafaza edilmesini destekleyen görüş olarak tanımlansa da geldiğimiz noktada sanırım muhafaza edilecek bir şeylerin kalmadığını görebiliriz. Muhafazakarlık mevcudu, kazanımları muhafaza etme üzerine kuruludur. Ne ki insan üretimi hangi alana yaptıysa o üretimini korumak ister.

Son zamanlarda hakikat, adalet, erdem, özgürlük, tevhid, fazilet, merhamet, liyakat ve ehliyet vb değerlerin daha çok zedelendiğini, deforme olduğunu görmek durumundayız. (Hatta rızkın iktidar tarafından verilen bir şey olduğuna inanan insan sayısının az olmadığını düşünüyorum). Ülke insanı lüks arabalara, konforlu evlere sahip olurken bir yandan da kendisini ayakta tutan değerlerinden uzaklaşıyor. İnançta Müslüman davranışta tam bir sekülerist kafayla yaşam sürdürüyoruz. Hakikat gitgide yaşamlarımızdan uzaklaşıp esrar perdesine bürünüyor. Çünkü ekserimiz hakikate karşı olumsuz bir tavır içindeyiz. Tercihlerimiz ile Hakikatin bir arada bulunma ihtimali yoktur. Haliyle hakikat bizi tercihlerimizle baş başa bırakıp terk ediyor.

 Gerçeklikten, hakikatten  uzak bir yaşam sürüyoruz. Gerçek; konforlu bir yaşam için hayli miktarda borçlu olduğumuzdur. Düşünüp, sorguladığınızda nice insanın sizin gibi olduğunu göreceksinizdir. Kazanımlara rağmen uzun soluklu borçlu yaşama kaygısı psikolojinizi bozmaktadır. Kıt imkanlarla elde edilen kazanımları kolay kaybetmek istenilen bir şey değildir.  Dolayısıyla muhafazakarlığın izleri ancak maddi kazanımlar dünyasında geçerli bir hal alıyor. Aynı kaygı maalesef inanç, kültür, gençlik, aile, toplum vb alanlarda hissedilir mahiyetten uzaktır. Doğal olarak muhafazakarlık sadece maddi unsurlara hapsedilmiştir. Bunca yaşanılmışlıktan sonra muhafazakarlığın din ile alakalı olmadığını, dindarlık olmadığını sanırım artık toplumun epey bir kısmı görmüştür.

Uzun zamandır ahlak eksenli, erdem ve hakikat eksenli bir söylemin üretildiğini, genelleştirildiğini ve uygulandığını görmüyoruz. Yatırım muhafazakârlık başlığı altında maddi unsurlara yapıldı. Maddi unsur dediğimiz yaşarken ihtiyaç duyduğumuz araç gereçlerdir. Bu araçlar bize altın tepside amaç olarak sunuldu, dahası biz de buna müsait bir durumdaydık.  Yıllarca ev hayali kuranlar, lüks araba sevdası olanlar vb bizim insanımızdı. Bir toplumun akademisyenin bile ilk icraatlarından biri daha lüks bir ev veya eşinin altına pahalı bir araba almak olunca bu sonuç kaçınılmaz oluyor. Uzun süre konforlu ve lüks yaşama sevdasından yoksun bırakılan bizim gibi toplumlarda bir açlık ortaya çıkıyor. Bu maddi unsurlar tamamlanınca bir sorun kalmayacağı düşünülüyordu. (Daha ne olsun ki durumları). Fakat bunlara sahip olmanın bir bedeli olacaktı. Durduğumuz yer bu bedelin fazlasıyla ödendiğine işaret ediyor.

Bulunduğumuz yerde adaletin olmadığından, dayanışma, birlik, beraberliğin olmadığından, erdemin kaybolmasından, ehliyet ve liyakatin zedelendiğinden, ahlakın bizi terk ettiğinden, faizin bir dünya gerçeği olduğundan, iyiliğin karşılığının bulunmadığından, komşuluğun çöktüğünden dahası aile kurumunun çatırdadığından vb herkes şikayet ediyorsa bu bedel yeteri oranda ödenmiş demektir. Tevhid, özgürlük, isar, ahlak, cihad vb kavramları neredeyse kimse kullanmıyor ise bu bedel yeteri oranda ödenmiş demektir.

Dolayısıyla 10 – 15 yıllık konut kredileriyle! sisteme mahkum bırakılan, biten bu kredilerin yerini diğer ihtiyaçlarla ilgili kredilerin aldığı ve tüm toplumun (bende dahil) bir şekilde faizin eline düştüğü ve bağımlılığın perçinlendiği, derinleştiği bir sistem ile karşı karşıyayız. Sosyal devlet politikalarıyla yaşlısına canı gönülden bakan, bunu evladın bir sorumluluğu olarak gören bir toplumun bu bakımı bir menfaate dönüştürmesini hazmetmek pek kolay olmayacaktır.

Geldiğimiz noktada savunma stratejisi de “kazanımlarımızı kaybetmeyelim” hattına kurmaktayız. Bu cümle bile bizim kazanmadığımızı, (değerler bağlamında) kaybettiğimizi göstermektedir. Esasen her durumda Hakikat, Tevhid, Özgürlük, Merhamet, Erdem, Fazilet vb değerler asla kaybetmezler, kaybeden değerler değildir. Dahası bunlar kazanılan şeyler değil bilakis içselleştirilmesi gereken ve içselleştirenleri kazanan/kazandıran değerlerdir. Yani bunların savunulmaya ihtiyacı yoktur, onlar insanları en zor durumlarında bile savunur, insanları, toplumları ayakta tutarlar.

Modernizmin standartlarında bu değerlerin yeri yoktur. Kapitalist sistemlere göre değerleri içselleştiren toplumların çözülmeleri, toplumların bu değerlerle aralarına mesafe koymaları, bunlardan uzaklaştırılmaları gerekiyordu. Bizi muhafazakar sosuna bulandırılmış seküler anlayışın maddi unsurlarıyla çözdüler. Bu çözülmeyi de gözümüzün içine baka baka Tgrt gibi bir muhafazakar tv kanalında! Seda’lar ve Gülben’lerin “Bak gör neler olacak” sloganlarıyla başlattılar.  Hiçbir sistem açıktan sizi değiştireceğim, çözeceğim demez. Hiçbir toplum uzaktan atılan taşlarla vurulamaz.

Eğer bir nesil inşa etmek istiyorsanız hakikatten, tevhidden, erdemden, özgürlükten, faziletten vb kavramlardan yardım almak zorundasınız. Bu kavramların gençler tarafından içselleştirip bir yaşam tarzı haline getirilmesine yardımcı olmak zorundasınız. Hamaset ve romantizmle nesil inşa edilmez, olsa olsa sloganik ve fanatik kitleler oluşturulur. Kutsalı, tabusu olmayan bu kitleler gün gelir çözümden ziyade sorun üretir. Başında örtüsünü taşıyan kızımıza “ başını da ört, erkek arkadaş edinip flörtünü de yap, keyfini de sür, gününü gün et, ama 4 yılda bir gerçekleşen seçimlerde de beni de unutma” diyemeyiz. Deseniz bile başarı sağlayamazsınız. Çünkü kurgunun tüm söylemleri muhafazakarlık kisvesine bürünmüş seküler yaşama ait söylemler. Maalesef söylem dili kime ait ise oyun kurucu ve galip gelen o olacaktır. Bu söylemlerle olsa olsa acayip bir nesil yetiştirilir. Hepimizin çeki düzene ihtiyacı vardır.

Yolda olana/kalana/ yürüyene selam…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Kuran’ı Kerim  muhafazakarların yoğun saldırılarına uğruyor.
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Kuran’ı Kerim muhafazakarların yoğun saldırılarına uğruyor.
Cevdet Işık yazdı: Silah Ve Zeytin Dalı, Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri
Cevdet Işık yazdı: Silah Ve Zeytin Dalı, Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri
pendik escort kartal escort pendik escort sex hikaye kurtkoy escort