Gürültü Kirliliği
Hazım Koral

Gürültü Kirliliği

Öncelikle şunu belirtmiş olalım ki, İslâm aksesuar, nezaket ve disiplin dinidir. Bu üç unsur insanı bandırma escort beşerî kirlerden arındırır, temizler ve hijyenik kolar. Bir başka ifadeyle bu üç öge insanı fazilet ve yüce erdemlerle süsler, güzelleştirir. Bu aynı zamanda ruhsal arınmışlık anlamına gelir. “Allah arınanları sever.” (Tevbe:108) Ruhun süslenmesi, ruhun aksesuarla bartın escort bezenmesi insanı kemâlata doğru götürür. Aksesuar insanın fıtratında var olan güzel hasletleri dışa yansıtır. Aksesuardan kastımız süs eşyası değil elbet.. Aksesuar insanı tamamlayan fazilet dekorudur. Kısacası aksesuar insanı erdemli kılan davranış kalıplarıdır. Bunun diğer bir tarifi nezakettir. En önemli yönüyle İslâm nezaket ve insicam dinidir. Bu haslet insanı nazik, kibar, naif ve medeni kılar. Nezaket sahibi bir insanın en önemli özelliği bayraklı escort haddini bilen ve kibar davranış sahibi olmasıdır. Haddini bilen kibar insan hassasiyet sahibidir, kimseyi rahatsız etmeme gayreti içerisindedir. Ses tonunda bile naiflik vardır. Bu tür insanların disipline ihtiyacı yoktur. Bu güzel hasletler onların fıtratında vardır. Çünkü onlar beşerî kirlerden arınmış, süslenmiş, kişiliklerini dekor etmiş aksesuar sahibi insanlardır. Bütün bunlarla birlikte İslâm disiplin dinidir. Zira insanların karakteristik özellikleri aynı değildir. Aksesuar ile kendisini dekor etmeyen, aksesuar ile kendisini süslememiş insan nezaket ve medeniyetten de uzak olabilmektedir. İslâm bu gibi insanlara bir takım kural ve yasalarla disiplin uygular. Kendi ve kendisinin dışındaki insanlara “şöyle davran”, “böyle davranma” der. Toplumsal ve sosyal insicam için disiplin gereklidir. Başıboşluk kaos ve keşmekeşlik getirir. Disiplin ise istikrar ve insicamın teminatıdır. Rabbimiz buyuruyor ki: “Kendini müstağni gören azar.” (Alak:7) Azan insan nezaketten uzaklaşır ve hiçbir kural tanımaz. İslâm bu yüzden din tercihinde her ne kadar, “Lâ ikrahe fiddin.” (Dinde zorlama yok.) dese de toplumsal huzur ve insicamın temini için “hukukun üstünlüğünü esas alan anayasal düzen” önermektedir. İslâm insanın ontolojik olarak değişen ve değişmeyen yönlerine esnek ve sabit disiplin kuralları koymuş bulunmaktadır. Sevgili Peygamberimiz’in Medine’de tesis etmiş olduğu 52 maddelik anayasal düzende disiplin, ahenk ve insicamı görüyoruz...

Konumuza dönecek olursak. İslâm’ın, gürültü kirliliğinin önünü almak için insanı süsleyen, insanı dekor eden, insanı erdemli kılan aksesuar önermesi vardır. Bunun diğer bir ismi nezaket kurallarıdır. Nezaket insanın davranış kalıplarını şekle şemale sokar ve gürültü kirliliğine karşı insanı hassas kılar. Nezaket sahibi bir insan gürültüden rahatsız olduğu gibi başkalarını da gürültü ile rahatsız etmez. Disiplin ise yasalarla gürültü kirliliğinin önünün alınmasıdır.

Maatteessüf ki, Müslüman topluluklarda gürültü kirliliğine ilişkin aksesuara, nezaket ve disipline rastlamak na-mümkün görülmektedir. Avrupa ülkelerinde, özellikle İsviçre’de her üç öge adeta yaşam biçimine dönüşmüş vaziyette. Somut örnek verecek olursak, “33 yıl İsviçre’de yaşamış biri olarak hiç korna sesi, hiç klakson sesi duymadım” desem yeridir. Sadece korna sesi değil elbette, insanlar gürültü kirliliğine sebep olacak her türlü davranışa karşı çok hassaslar. Konuşurken seslerini yükseltmezler. Asla rölantide araç çalıştırmazlar. İş yerlerinde desibel ölçümü yapılır. İnsan kulağını rahatsız edecek sesler bir şekilde absorbe edilmek zorundadır. Pazar günleri bahçenizde ot biçemezsiniz, çivi çakamazsınız. Pazar günleri kamyon ile nakliye yapamazsınız. TIR ve kamyonların pazar günleri trafiğe çıkması yasaktır. Yurtdışından gelenler sınırda bekletilir. Gürültüsüz hayatın huzurun teminatı olduğunu çok iyi biliyorlar. Bu yüzden apartman dairelerinde gece 22.00’den sonra çamaşır makinası, süpürge, aspiratör, fön makinası çalıştırmak yasaktır. Her daim olmakla birlikte özellikle bu saatlerde apartmana girildiğinde merdiven boşluğunda konuşmamaya dikkat ederler. Merdivenlerden parmak ucuyla çıkılır. O saatte bazı apartmanlarda şırıltı sesi komşuyu rahatsız etmesin diye duş almak bile yasaktır. 22.00’den sonra balkonunuzda sohbet edemezsiniz. Anti parantez hemen şunu belirtmiş olalım ki, kısa bir süre önce, Türkiye’nin tatil beldelerinin birinde, komşu balkonundaki gürültülü muhabbetten rahatsız olan kişi, uyarılarda bulunmasına rağmen tepki ile karşılaşınca pompalı tüfekle komşusunu öldürüyor.

İsviçre’deki apartman hayatıyla ilgili kuralların çoğu üçüncü dünya ülkelerinden Avrupa’ya işgücü olarak gelen insanların gürültülü yaşamından rahatsızlık duyulmasından dolayı devreye sokulmuştur. Yoksa Avrupalılar için böylesi bir kurala ve böylesi bir disipline gerek yoktur. Onlar zaten buna uyuyor. Merhum Mehmet Akif Ersoy, Avrupa seyahatinden döndüğünde, kendisine soranlara, “İşleri dinimiz gibi, dinleri işimiz gibi” cevabını vermiş. Yerinde bir tespit Avrupalılar genel olarak nezaket kurallarına uyuyorlar. Adamların üniversitelerinde desibel kürsüsü var, daha ne diyelim.. İnsan kulağı 85 desibele kadar tahammülü vardır. Normal olarak insan kulağı 20-20.000 Hz arasındaki sesleri duyar. Bu sınırın altındaki seslere infrasonik, üstündeki seslere de ultrasonik sesler denir. Konuşma sesi aralığı da 500-2.000 hz arasında değişmektedir. Nominal değer budur. Ses tonu bu ölçüyü geçerse muhatabı rahatsız eder. Uluslararası standartlara göre, işitme sistemine zarar veren gürültü seviyesi 100-10.000 Mhz ve 85 dB (desibel) düzeyidir. Bunlar rahatsız edici ultrasonik seslerdir.

Türkiye’de veya herhangi bir Müslüman ülkede semt pazarlarına gidiyorsunuz, esnaf malını satmak için kulağınızın dibinde boğazını yırtarcasına bağırıyor. Otobüs terminallerindeki çığırtkanlar ise avazları çıktığı kadar bağırıp şirketlerine müşteri kapmaya çalışıyorlar. Neden bunlara yasak getirilmez ki? Hele maç spikerlerine ne demeli? Heyecanlı bir an veya gol olduğu zaman çıldırmış gibi bağırıyorlar. (Resmen tımarhanelik bir durum.)

Öte yandan otobüste vatandaş telefonuyla öylesine bağırarak konuşuyor ki tarifi mümkün değil! Bazı insanlar var ki, eşiyle, çocuklarıyla veya arkadaşlarıyla en yüksek perdeden konuşuyor. Bu durum birçoklarında kişiliklerinin bir parçası olmuş. Bazıları dayanamayıp, “Bağırma kardeşim kulağım duyuyor” ikazında bulunma ihtiyacı hissediyor. Ne yazık ki bu ülkede, ister eşler arasında veya sosyal ilişkilerde ufak çaplı tartışmalarda bile ses tonu hemen yükseliyor. Elbette ki, bu asabi üslup şiddet olaylarını da beraberinde getiriyor. Zira ses tonunun yükseltilmesi nefret ve kine kapı açmış oluyor. Şeytanın en çok sevdiği şey gürültüdür. Nitekim şeytan yandaşlarına da sürekli gürültüyü telkin etmektedir...

Yüce Rabbimiz Lokman akeyhiselamın  dilinden şöyle bir uyarıda bulunuyor:

"Yürüyüşünde mütevazı ol, sesini yükseltme; çünkü seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır." (Lokman:19)

Yüksek ses ve gürültüyü basite almamak lazım. Her şeyden önce gürültü kul hakkı ihlâlidir.

Bakınız, bazı sesler vardır ki yüksek perdeden olmamakla birlikte son derece rahatsız edicidir. Bunlara karşı da hassas ve dikkatli olmak zorundayız. Ruhsal aksesuar ve nezaket bunu zorunlu kılmaktadır. Örneğin, yemek yerken ağız şapırdatmak, cips yerken, çekirdek çıtlatırken veya sakız çiğnerken abartılı ses çıkarmalar, abartılı gülmeler, kahkahalar, geğirmek, geniz temizlemek, ıslık çalmak, abartılı müzik sesi açmak, bilhassa otomolillerde gençler camları da açıp bangır bangır müzik dinliyor, dinletiyorlar. Havalı kornaya basmalar ayrı bir felaket. (Bazıları bu durumu eleştirirken, “O sokak üzerinde hasta insan olabilir, bunlara rahatsızlık vermemek gerekir” diyor. Oysa sadece hastalar değil hiçkimsenin rahatsız edilmemesi gerekir.)

Öte yandan eğlence ve miting alanlarında yüksek desibelli kolonların sonuna kadar açılması son derece rahatsız edici bir durum. Ayrıca şunu da belirtmiş olalım ki, bazı camilerde hoparlör ve desibel ayarı bozuk olduğu için ezan ahenksiz bir şekilde okunmuş olmaktadır. (Bu konuda din düşmanlarına prim vermemek gerekir. Gerçi onlar tümden ezan sesinden rahatsız olmaktadır. Bir zamanlar yine din düşmanı malum parti seçim propagandalarında, “iktidara gelirsek camilerden hoparlörleri sökeceğiz” diyerek seçim vaadinde bulunup laik kesimden oy devşirmeye çalışıyordu. Bu ayrı konu.)

Kısacası hiçbir şekilde gürültü kirliliğine sebebiyet vermemek gerekir. Bütün bunlar algı bozukluklarına bile sebebiyet verebilmektedir. Hatta bu tür seslere karşı bazı insanlarda takıntı rahatsızlığı oluşabilmektedir. Bazılarınca baside alınıp ufak tefek gürültü olarak görülse de aslında nezaket gereği her türlü gürültülü davranışlara da dikkat edilmeli. Kimsenin kimseyi rahatsız etmeye hakkı yoktur. Gürültü kul hakkı ihlâlidir. Bu tür davranışlardan aşırı derecede rahatsız olanlar var ki Batı’da buna tıp dilinde isim bile vermişler: “Misophonia hastalığı” Türkçe’de “misofonya” olarak telaffuz ediliyor. Türkçe karşılığı “kötü gürültü hastalığı” veya “tiksinti verici gürültü hastalığı” oluyor. Yani bir başka ifadeyle “Gürültü Kirliliği Hastalığı” olmaktadır. Örneğin bu gibi kişiler, yanında yemek yiyen şahsın dikkatsiz ve lakayt bir şekilde çatal-kaşığını kullanması ve ağzını şapırdatarak yemek yemesi gürültü kirliliği oluşturmaktadır. Misofonya hastası olanlar bu durumdan son derece rahatsız olurlar. Huzursuz oldukları için kendi yedikleri yemeğe odaklanamazlar ve yedikleri nefis yiyecek de olsa lezzet alamazlar. Kimse kusura bakmasın, bu gibi insanlarda kulak hassasiyetinin fazla olması, gürültü kirliliğine sebep olan kişiyi mazur göstermez. Zira bu tür rahatsızlık verici durumlar karşısında birçok insan var ki (istatistiklere göre toplumun % 20’si) misofonya hastası olabilmektedir. Bu hastalık bazen daha ileri boyutlara gidip depresyon ve obsesif kompulsif bozukluğa sebebiyet verebilmektedir. Genellikle bu hastalık çocuk yaşta yani 5 ile 13 yaşları arasında görülmektedir. Bunlar genellikle az konuşurlar, içe kapanık ve anti sosyaldirler. Bu hastalığa genellikle yakın cevre sebebiyet vermektedir...

Sesten nefret etme olarak tanımlanan misofonya köklü bir geçmişe sahip olsa da tıp literatürüne yeni girmiş ruhsal bir hastalıktır. Misofonya hastası olan kişiler rutin olan günlük hayattaki basit seslerden bile rahatsız olabilmektedirler. Günlük hayatta mutlaka karşılaşılan sıradan seslerden rahatsız olan, hatta öfkelenen misofonya hastaları, yoğun kaygı yaşar ve kaçınma davranışı geliştirebilirler. Tıbbi verilere göre nedeni tam olarak bilinmese de bu hastalık nörolojik ve psikolojik bir bozukluk olarak değerlendirilmektedir. Hastalar çevresel seslerden o kadar rahatsız olur ki bir süre sonra sosyal hayattan uzaklaşmaya başlar ve yalnızlaşırlar. Halk arasında işitme bozukluğu olarak bilinse de duyma ile ilgili olarak algıda gelişen bozukluğu olan misofonya, yüksek sesli ve a-ritmik seslerin yanı sıra bazı hafif seslere karşı da rahatsızlık hissi gelişmesine neden olur.

Misofonya hastalarının tetikleyici bir ses ile ortaya çıkan belirtileri sosyal bir kramp gibidir. Hastalar bu çevresel seslere maruz kaldığında kontrolünü kaybedebilir ve saldırganlaşarak şiddete başvurabilirler.

Gündüz çevresel gürültülü seslerden duyulan aşırı gerginlik hissi geceleri de uğultu hâlinde huzursuzluğa sebebiyet vermektedir. Seslerden rahatsızlık hissine katlanamamaktan dolayı evin dışına çıkmaktan ve sosyal ortamlarda bulunmaktan korkma, endişelenme ve benzeri hassasiyetler birçok kişide zaman zaman hissedilen rahatsızlıklardır. Kısacası şeytan ufak ayrıntılarda gizlidir. Lütfen misofonya hastalığına sebep olan davranışlardan uzak duralım. Zira bu hastalığın psikolojik bir semptom olduğu kanıtlanmıştır. Kişinin sosyal işlevselliğini ve yaşam kalitesini bozan bir hastalık olan misofonya psikolojik tedavi ile aşılabilmektedir.

Kısaca ve sonuç olarak ifade edecek olursak, yüce dinimiz İslâm’ın kusal kitabı Kur’an-ı Kerim ve bu kutsal kitabın tebliğcisi Sevgili Peygamberimiz ve ayrıca Kur’an-ı Kerim ile sünneti seniyenin muhafızı ve müfessiri olan Ehl-i Beyt imamlarımızın referansı bizler için mükemmel ve şaşmaz ölçüdür. Bu ölçülere riayet edersek gürültü kirliliğinine sebep olan bütün davranış kalıplarından uzak oluruz. Biz Müslümanlar bu aksesuar ile kendimizi dekor etmeliyiz. Nezaket kurallarına riayet ettiğimiz oranda yüce erdemleri de kuşanmış olacağız. Ayrıca yüce dinimizin anayasal düzen için vaz etmiş olduğu disiplinleri kamusal hayata egemen

kılmanın çabası içerisinde olmalıyız ki toplumsal insicama ve ruhsal anlamda asude bir hayata kavuşmuş olalım. Sevgili Peygamberimiz, “Ben yüce ahlâkı tamamlamak üzere görevlendirildim.” derken söz konusu ettiğimiz, aksesuar, nezaket ve disiplin ögelerinin tamamı bir bütün ve birbirlerinin mütemmimi olarak burada karşımıza çıkmaktadır. Bu kurallardan uzaklaşıldıkça toplumsal yozlaşma ve ahlâkî erozyon beraberinde gelmiş olmaktadır. Açıkça ifade etmiş olalım ki, ümmet olarak söz konusu ettiğimiz nezaket kurallarından fersah fersah uzaklaşmış durumdayız. Üzücü olan ise bu durumun insanlarımızın ezici çoğunluğu tarafından kanıksanmış olması. İnsanlarımızın  çoğu farkındalık duygularını yitirmiş vaziyette.. Eğitim önemli ama bu iş de ailede başlar...

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ali Bulaç Yazdı: Modern Psikolojiye Göre Rüya..
Ali Bulaç Yazdı: Modern Psikolojiye Göre Rüya..
İnsan olmak zor, ama anne insan olmak daha zor!
İnsan olmak zor, ama anne insan olmak daha zor!