Hazım Koral Tesettürün Cılkının Çıkarılması Ve Müstehcenliğin Yaygınlaşması Üzerine...
Tesettürün Cılkının Çıkarılması Ve Müstehcenliğin Yaygınlaşması Üzerine...
Hazım Koral

Tesettürün Cılkının Çıkarılması Ve Müstehcenliğin Yaygınlaşması Üzerine...

 “Haya İmândandır”

Öncelikle şu hususu belirtmiş olalım ki, insanın en temel özlük (kişilik) haklarından biri de zihinsel tacize uğramama hakkıdır. Yetişkin bir erkek için teşhir edilen kadın bedeni cinsel cazibe oluşturur. Böyle bir durumda her hangi bir kayıtlayıcı kural ve öz denetim yoksa bakma fiili devreye girer. Oysa müstehcenliğe bakma fiili İslâm’da olduğu gibi hemen hemen her dinde haram kılınmıştır. Örneğin  Matta İncil’inde, insanın karşı cinse şehvetle bakışı dahi kalben zina kapsamında değerlendirilmektedir. (Matta, 5/27-28)

Bu kural erkekler için olduğu gibi kadınlar için de geçerlidir.

“Ey Resûlüm! Mü’min erkeklere söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar! Bu, onlar için daha temizdir. Şübhesiz ki Allah, (onların) yapmakta oldukları şeylerden hakkıyla haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; (el, yüz gibi) görünen kısımları müstesnâ, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar!” (Nur:30-31)

Ayetler çok sarih bir şekilde hem namahreme bakmayı, hem cinsel teşhiri yasaklamış bulunmaktadır.

 Allah Teâlâ ontolojik olarak kadının bedenine cinsel cazibe vermiş bulunmaktadır. Bir başka ifadeyle erkeğin kadının fiziki güzelliğine temayül göstermesi fıtri bir durumdur. Ancak bu gereksinimin karşılanması meşru sınırlar çerçevesinde olmasını din zorunlu kılmaktadır. Ailenin huzuru ve neslin devamı için bu uyulması gereken kuraldır...

Her şeyden önce insan bir misyona mebni olarak yeryüzünde bulunmaktadır. (Ahzab:72, Zariyat:56) Bu misyonu ifa ederken görevin ihlâl edilmemesi adına dikkat edilecek kurallar, dikkat edilmesi gereken kırmızı çizgiler vardır. Bunlardan bir tanesi de avretin, namus ve iffetin korunmasıdır. Misyonun gereği yerine getirilmesi gereken kuralların başında namaz, zekat ve oruç gibi vecibeler gelmektedir ancak bunların da ön koşulu kişinin iffetli ve adalet sahibi olmasıdır. Örneğin kılınan namaz sahibini gayri ahlâki davranışlardan ve adaletsizlikten  alıkoymuyorsa o namaz fonksiyonel olarak etkisini yitirmiş demektir. (Ankebut:45)

Buna ilişkin asıl yitirilmekte olan değerler “hayâ” duygusudur. Haya ve utanma duygusu ontolojiktir; hatta bazı hayvanlarda bile görülmektedir. Karga ve devede bu haslet daha ön plândadır. Konumuz insan olması hasebiyle somut iki örnek verelim: Bir tekstil firması üç - beş yaşlarında kız çocuklarına iç çamaşır defilesi yaptırmak istiyor, ancak çocuklar podyuma o vaziyette çıkmak istemediklerinden bir iki tanesi şiddete maruz kalınca bu olay bir skandal olarak medyaya yansımıştı. Bir başka olay; sanatçı bir bayanın itirafı: “Normalde pek dekolte giyinmem ama bir keresinde mini etekle dışarı çıkmak istedim, 6 yaşındaki kızım bacaklarıma sarılarak, ‘hayır anne böyle dışarı çıkmamalısın’ diyerek ağlamaya başkadı.” Vermiş olduğumuz bu iki örnek haya ve utanma duygusunun fıtri olduğunu ortaya koymaktadır.

Ne yazık ki, bayanlar bu hasletlerini yitirdikçe açılıp saçılmalar da beraberinde gelmektedir. Haya duygusunun yitimi tamamen nefs ve şeytanın iğvasından kaynaklanmaktadır. Özellikle şeytan insana çok farklı yöntemlerle ve sofistike (karmaşık) bir şekilde spesifik (kendine özgü yöntem) olarak da yaklaşabilmektedir. Bu yöntemlerden biri de kişiyi Allah’ın affına sığındırarak yavaş yavaş ayartmasıdır. Kadının (özellikle genç kızların) kıyafeti önceleri pek açık saçık yani dekolte değildir, kısmen tesettüre uygundur; fakat “üzüm ümüme bakarak kararır” kabilinden arkadaş, çevre ve medyanın da etkisiyle tedrici olarak her alınan yeni kıyafet tesettüre uygunluğunu yavaş yavaş yitirir. Bir gün gelir bakarsınız ki o genç bayan, başında başörtüsü olmakla birlikte, bedeni “örtülü açık” durumuna gelmiştir. Oysa tesettür başörtüsünden ibaret değil ki.. Tesettürden kasıt bedenin çıplak olarak teşhir edilmemesiyle birlikte, beden hatlarının da teşhir edilmemesidir. Böyleleri genellikle bu tür kısmî teşhirlerini “Allah Teâlâ’nın affedeceği küçük günah” olarak görmelerinden kaynaklanmaktadır. Oysa Rabbimiz şöyle bir ikazda bulunuyor: “Allah’ın affına sığındırarak şeytan sizi ayartmasın.” (Lokman:33)

Bir Müslüman her şeyden önce takva libasını kuşanıp Allah korkusunu yüreğinde taşımalı ve davranışlarına, bakışlarına ve kılık-kıyafetine çeki düzen vermelidir. Allah Teâlâ’nın rızasına uygun olmayan her davranış bir sonraki tavizkâr hareketine kolaylık ve kanıksama sağlıyacak nitelikte kişinin kalbinde küçük bir leke yapar. İşlenen her günahla kalp biraz daha siyaha bürünür ve sonunda kalp tamamen kararır ve her günaha açık hâle gelir. Bu tür günahlar gizli bir interaktif özelliğe sahiptir. Kendi jenerasyonu içerisinde çok güçlü bir etkileşim ve ünsiyet sağlar. Onun için, “Üzün üzüme baka baka kararır.” metaforunu kullandık. Bu tür etkileşim kuşak çatışmasını bile beraberinde getirir. Açık saçık kıyafeti kanıksamış genç kız bakarsınız annesinin kapalı olan kıyafetini beğenmez ve hatta ondan utanır. Annesi ile alışverişe bile çıkmak istemez. Annesini okul arkadaşları ile tanıştırmak istemez.

Demek oluyor ki işin başı Allah korkusudur. Merhum Mehmet Akif Ersoy bu gerçeği şu veciz sözlerle dile getiriyor: “Ne irfandır veren ahlâka yükseklik ne vicdandır. Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır. Yüreklerden silinmiş farz edisin hafv-ı Yezdan’ın ne irfanın kalır tesiri katiyen ne vicdanın, hayat artık behimidir, hayır ondan da aşağıdır.”

“Bilinç sahibi insanlar gereği gibi içleri titreyerek Allah’tan korkar.” (Fatır:28)

Bu durum Allah’a karşı ruhun en yüksek düzeyde sarsılmaz imân ve haşyet ile donatılmasının sonucudur. Bu aynı zamanda kişide haya duygusunun gelişip pekişmesine vesile olur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.a) buyuruyor ki: “Haya imandandır.”

Demek oluyor ki, toplumumuzda yaygınlaşmakta olan Batı türü yaşam biçiminin mahsülü olan açılıp saçılmalar, İslâmî kıyafetteki dezenformasyon tesettürün cılkının çıkarılması ve bozulmalar imân zaafiyetinden kaynaklanmaktadır.

Bu durum toplumda ahlâki yozlaşmaların, us ve erdem erozyonunun yaygınlaşmasını da beraberinde getirmektedir. Bir yönüyle toplumda zina suçunun çoğalması müstehcenliğin yaygınlaşmasıyla orantılı olduğu görülmektedir. Açılıp saçılmalar yani cinsel teşhir taciz olaylarına sebebiyet veren ve zinaya yaklaştıran en büyük etkenlerden biridir. Açılıp saçılma rüküş olmayı, basit ve bayağılığı beraberinde getirir; insanda ar, hayâ, iffet ve utanma duygusunun yitimine neden olur. Ar, haya ve iffet perdesi yırtılan insan otokontrol mekanizmasını da yitirmiş olur. Artık kendisini şeytanın iğvasına ve nefsanî güdülerin eline bırakır. İnsanın zinaya en yakın hâlidir bu durum. Rabbimiz Kur’an-ı Mübin’inde, “Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o hayasızlıktır, çok çirkin bir iştir.” (İsra:32) derken zinaya giden tüm yolların da kapatılmasını salık vermektedir.

Sonuç olarak bir toplumda müstehcenliğin yaygınlaşması, aile yuvalarının yıkılmasını da beraberinde getiren zina ve fuhuş gibi kötülüklerin neşvü nema bulmasına yol açmaktadır. Bunun kadim çağlardan beri medeniyetlerin yıkılışlarına neden olan en büyük etken olduğu antropoloji verilerinde de  ifade edilmektedir.

Allah Teâlâ insan bedenini helâl rızka göre yarattığı gibi, bedenin örtünmesini de farz kılmış bulunmaktadır. “İnsanlar Allah’ın namusudur, Allah’ın ailesidir ve Allah, ailesine karşı herkesten kıskançtır.” (Ali Şeriati)

Biz kullar olaya bir de bu zaviyeden bakıp Allah Teâlâ’nın sınırlarına riayet etmek durumundayız. Bedenler Allah’ın emanetidir. Teşhir ve göz zinası bu sınırların aşılmasıdır. Allah’ın sınırlarına riayet etmeyenlere karşı en azından biz erkekler de gözlerimizle nefsimize mukayyet olmalıyız. Bedensel teşhirle karşı cinsi tahrik etmek büyük günahlardandır ve karşı tarafın huzurlu yaşam hakkını ihlâl etmektir.

Kısacası tesettüre ilişkin Allah’ın hudutlarına riayet edilmezse dünyevî anlamda istikrarsızlıklar yakamızı bırakmaz, ahirette de çeşitli azaplar bizi bekler. Bireysel olarak biz aile efradımızdan mesulüz. Rabbimiz buyuruyor ki: “Yakıtı insanlarla taşlar olan cehennem azabından kendinizi ve aile efradınızı koruyunuz.” (Tahrim:6) Toplumsal yozlaşmaya engel olmak aileden başlamakla birlikte; alimlerin, vaizlerin, hoca efendilerin, kanaat önderlerinin, sosyolog ve siyasilerin işidir.

Ne yazık ki toplum olarak ahlâk algımız, ahlâk anlayışımız dezenformasyona uğramaya başladı. Boşanma hadiseleri, aile içi şiddet SOS veriyor. Uygunsuz, şımarık, rüküş ve davetkâr pozlarla dolu sosyal medya paylaşımları tam bir rezalet, tam bir kepazelik. Bir Müslüman bayan kendisini bu kadar mı basitleştirir, bu kadar mı rüküş hâle getirir; bir Müslüman bayan kendisini bu kadar mı metalaştırır, kendisini bu kadar mı işporta tezgâhına döker?!

İslâm’da adab-ı muaşeret adına mahremiyet diye bir kavram var, bu olgu nasıl es geçilir. İş ortamlarında ve sosyal ilişkilerde kadın erkek arasındaki mesafeli vakur duruş bir tarafa itilmiş; gayet samimi, gayet laubali muhabbetler, karşı cinse cesaret verici işveli, yılışık tavırlar tavan yapmış durumda. “Ay efendim bu gün çok şıksınız, bu kıyafet size çok yakışmış” sözleri ile bütün bedeni üstten aşağı süzmeler ve ardından, “ aa siz bugünlerde kilo da vermişe benziyorsunuz” türünden jestler vs vs... Sonra ver gelsin kafeterya davetleri.. Ardından kaçamak ilişkiler.. Sonra yıkılan yuvalar, dağılan aileler, perişan olan çocuklar..

Çok değil 40-50 yıl öncesinde yaşamış olan ninelerimiz bugünkü kadınların açık saçık kıyafetlerini ve rüküş hâllerini görmüş olsalar, “Eyvahlar olsun, bu pespayeliklerden dolayı başımıza taş yağacak” derlerdi. Merhum Necip Fazıl’ın betimlediği gibi, “Burnunu göstermekten haya ederdi süt ninem, kızımın giydiği kefen bezine mahrem.”

Açılıp saçılmayı medeniyet olarak görenlere ise Merhum Mehmet Akif Ersoy ise şöyle bir göndermede bulunuyor: “Eğer medeniyetse açmak namusu-arı, sizden daha medeni idi Afrika yamyamları.”

Özellikle İkinci Dünya Harbi’nden sonra müstehcenlik Avrupa ülkelerinde hızla yaygınlık kazandı. Savaşla harabeye dönmüş olan Avrupa’nın yeniden imar ve onarımı için iş gücüne ihtiyaç vardı. Ardından kapitalist yaşam biçiminin de devreye girmesiyle kadın “üretim aracı” hâline dönüştürüldü. Ancak kapitalist burjuva sermayedarları sadece üretim değil, üretilen mamüllerin, üretilen tekstil ürünlerinin tüketilmesini de istiyordu. “Moda” diye bir kavram geliştirildi. Kadın zaten ontolojik yapısı gereği süslenmeyi, giyim kuşamda sürekli değişiklik yapmayı seviyordu. İş sadece teşvik ve körüklemeye kalıyordu. Bunu da “moda” adı altında  devreye soktular. Artık vitrinler ve kuaför-kozmetik salonları kadınların öncelikli uğrak yeri oldu. Güzel olmak, çekici olmak zaten toplumda itibar görüyordu.. Kadın meta olmuş, kadın orta malı olmuş patronun umurunda değil ki; zaten onun istediği bu.. Onu kocalar ve genç kızların babaları düşünsün! Elbette yaşam biçimi değişince toplum algısı da değişiyor. Zaten 1789 Fransız devrimi ile dinî değerler rafa kaldırılıp kiliselere hapsedileli ve seküler yaşam biçimi devreye sokulalı uzun yıllar olmuştu. Artık Batılı Hıristiyan toplumu Allah’ı kılık kıyafetlerine ve yaşam biçimlerine karıştırmıyorlardı. Onların inancına göre İsa aleyhiselam günahlarına kefaret olarak çarmıha gerilmişti. İstedikleri menhiyatı yapmakta, istedikleri fuhşitatı irtigab etmete, istedikleri günahları işlemekte özgürler... Peki bizdeki Batı öykünmecilerine ne demeli?! Yüz yıla yakın bir süredir müreffeh ve çağdaş uygarlık seviyesine ulaşma aşkıyla Batı taklitçiliği körüklene körüklene toplumumuz ve Anadolu kadını göründüğü şekliyle bu hâllere düştü. Elbette genelleme yapmıyoruz. Sözümüz rüküş olanlaradır. Ama şu var ki, bunlar da bizim insanlarımız, bizim yakınlarımız, bizim komşumuz, bizim akrabamız, bizim kızımız, bizim annemiz, bizim bacımız.. Şu hâlde maksadımız dışlamak ve ötekileştirmek olmamalıdır. En yakınlarımızdan başlayarak “emr-i maruf nehy-i münker” sorumluluğumuzu ifa etmeye çalışmalıyız. Kırmadan, incitmeden, kaba tutum ve tavır sergilemeden, nazikçe ve kibarca bir üslubumuz olmalı. Şefkat ve merhamet bizim mizacımız olmalı...

Konumuzla alakalı olması hasebiyle gazete ve TV ekranlarına yansıyan bir haberi üzülerek aktarmış olalım. Hapisten izine çıkmış bir baba, boşanmış olduğu eşinden 16 yaşındaki kızını müsadeli olarak Eskişehir’deki evlerinde alıp Kocaeli’deki evine götürüyor. Kızının giydiği dekolte kıyafetten ve sosyal medyada yapmış olduğu paylaşımlardan dolayı aralarında tartışma çıkıyor. Tartışma ve gerginlik had safhaya varınca adam mutfaktan bıçağı kaptığı gibi kızına vurmaya başlıyor ve kızcağızı bıçak darbeleriyle öldürüyor...

Belki uç bir örnek verdik fakat ne yazık ki toplumumuzda bu tür hadiseler yaşanıyor.

Toplum olarak özümüze, öz değerlerimize dönmek zorundayız. Batı yaşam biçimi bize göre değil. Biz Müslümanız, ahirete inanan insanlarız. Rabbimiz bizlere edebe ve yüce ahlâkî değerlere uygun bir hayat yaşamamızı istiyor. Onun içindir ki, bir taraftan kadın ve erkeğe “harama bakmayın” derken, diğer taraftan da vakarı, mahremiyeti ve tesettürü emrediyor.

“Kim Allah’a ve Resûlüne itaat eder, Allah’tan korkar ve O’na karşı gelmekten sakınırsa, işte kurtuluşa erenler onların ta kendileridir.” (Nur:52)

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Kuran’ı Kerim  muhafazakarların yoğun saldırılarına uğruyor.
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Kuran’ı Kerim muhafazakarların yoğun saldırılarına uğruyor.
Cevdet Işık yazdı: Silah Ve Zeytin Dalı, Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri
Cevdet Işık yazdı: Silah Ve Zeytin Dalı, Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri
pendik escort kartal escort pendik escort sex hikaye kurtkoy escort