Atam Lut Gibi Bir Mürteciyim Ben!
Harun Yılmaz

Atam Lut Gibi Bir Mürteciyim Ben!

Çocukluğumdan beri okuduğum Kur’an kıssalarının çoğunu tarihi hikâyeler gibi tahayyül ve tasavvur edegelmiştim bir zamana kadar. Birçoğunun pratize olmuş karşılığını toplum hayatında görmüyordum. Bazı Kur’an meali okuyucuları için vahyin kıssalarla ilgili bu boyutu, bir nevi kadük (işlevsiz, hayatta karşılığı olmayan) idi. Örneğin. Kur’an’da adı geçmese de Hızır’ın, Musa ile yolculuğunda küçük bir çocuğu öldürmesi bu bakış açısından işlevsiz, uygulanamaz bir kıssadır. Yahut Hz. Peygamber’in eşleriyle, O’nun vefatından sonra sahabelerin evlenemeyeceği hükmü (Ahzab 53) bugün için artık bir emir niteliği taşımaz. Çünkü ne peygamber vardır, ne de eşleri hayattadır.

Lut Kavmi hikayesi de, bir zaman benim için böyleydi. Kur’an kıssasıydıve birtakım tarihi hikayelerden ibaretti sadece; Sodom ve Gomore ile Pompei antik birer anlatıydı ve sadece hikaye edilişine aşinaydık. Hikaye tadında olmaktan ibaretti hülasa.

Bir erkeğin bir erkeğe, bir kadının bir kadına cinsel açıdan yönelmesi ne demekti, nasıl olurdu; tahayyülü pek kabil değildi çocukluk zihnimde.

Öyle ya; çevremizde bir günah işleniyorsa bile bu, bir erkekle bir kadının gayrımeşru münasebetinden ibaretti görüp duyduğumuz kadarıyla.

Bu da büyük günahlardandı, ama sapıklık değildi.

Yaş ilerledikçe, bu sapıkça fiilin Avrupa ülkelerindeki varlığından haberdar oldum, ama bu bilgi televizyonda görmekten ibaretti yine de. Hâlâpratize olmuş bir fiil değildi günlük hayatımızda.

Sonra yavaş yavaş sinemalarda, televizyonlarda feminen karakterler peydahlanmaya başladı. Bunlar bir şeylere alıştırma, yavaş yavaş kanıksanır hâle getirmeye dönük sanatsal (!) işlerdi, ama farkında değildik bu misyonun. Çünkü hâlâ toplum hayatına taarruzunu pek görmüyorduk. Varsa bile bireysel çapta ve fazla duyulmayan bir işti. Hem zaten toplum kabul etmezdi ve böyle erkeklere “kız…” gibi diyerek,onları mahalle baskısı altında sindirirlerdi.

Çocukluğumuzun antik hikayesi, gençliğimizin pasif, gözlerden ırak vakıası, gün bugüne geldi vene vahimdir ki, “hiç işlenmese iyiydi”den, “keşke bireysel kalaydı”yaevrildi.

Aslında bunun ezelden başlayıp, kıyamete kadar süregelen bir savaşın devamı olduğunu pek anlayamadık. Çünkü Kur’an’ı antik hikayeler anlatan bir iman kitabı olmaktan ibaret sandık. İnandık dedik ve öylece bırakılacağımızı zannettik.

Ancak, antik hikayeler zannettiğimiz Kur’an kıssalarında anlatılan kavimlerin gazaba uğramalarının temel sebebi büyük günahlar işlemeleri değildi.

Gazaba uğrayan hiçbir kavim, nefislerinde taşıdıkları bu günahları işlemeleri nedeniyle helak edilmemişlerdi aslında; esas sebep, ilahi gazabı üzerlerine çeken asli günahın, tüm toplum hayatında meşrulaşması, bu günahtan hoşnut olmayanların da, bu meşruiyet niyetinin karşısında mücadele etmek yerine, kanıksamaları ve en fazla sessizce lanet okumalarıydı.

İlahi gazabı üzerlerine çeken temel saik; kibri, ölçü ve tartıda hileyi, homoseksüelliğin toplumun geneline sirayet etmiş, yaygın bir kabul görme hâliydi esasen.

Artık 21’inci yüzyılı yaşıyoruz; tüm dünya nüfusunun % 55’inden daha zengin 62 kişinin, imtihan için kendilerine verilen servetleriyle Allah’ın doğa kanunlarını işlemez hâle getirmeyi tasarladıklarını görüyoruz. Kur’an’a göre sapıklık olan bu fiiller, bir günah olmaktan çıkarılıp, toplum hayatına hâkim yeni bir yaşam dizaynı olarak sunuluyor artık. Erkekle erkekten çocuk olması, dişiyle dişinin birbirinden gebe kalması gibi…

İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasayla toplum hayatında meşruiyet kazandırılmaya çalışılan eşcinsellik, artık görünür, yaşanır bir hâl aldığı için, Lut Kavminin antik bir hikaye olmadığını yeniden idrak etmek gerekir.

Belli bir amaca hizmet eden bu tür mevzuat ile kadın, erkek açısından iğrenilesi, uzak durulası bir varlık hâline getirilip, aile çökertilerek, birbiri için yaratılan iki farklı cinsin, daha kolaylaştırılan, mevzuat açısından da hiçbir sıkıntıyı emretmeyen eşcinsel evliliklere kaymasına sebep olacaktır.

Bu misyon (modern çağın firavunlarının sihirbazları olan) medya eliyle yürütülmekte, önce midemizi bulandıran şeyler, bir süre sonra “her koyun kendi bacağından asılır” kabulüne dönüştürülmektedir. Örneğin Almanya'da eşcinsel olan Hür Demokrat Parti lideri ve Dışişleri Bakanı 48 yaşındaki GuidoWesterwelle’nin, 43 yaşındaki Michael Mronz ile Alman yasalarına göre yaptığı eşcinsel evliliği (!) yerel medya şu cümlelerle vermektedir; “Westerwelle dünya evine girdi.” http://www.radikal.com.tr/dunya/westerwelle-dunya-evine-girdi-1019704/

Masum bir tercih, kişisel bir yönelim gibi basite alınacak bir haber değildir bu esasen. Çok normal, olağan, hatta tebrik edilmesi gereken bir kanıksatma projesinin şeytani operasyonudur bu aslında.

Ancak bu aktüel mevzuat, eşcinselliğin bir tercih değil, ilahi yasaya, düzene bir savaş açılması anlamına gelen antik bir başkaldırı olduğunu göstermektedir. (LGBT, KAOS-GL gibi gayrımeşru örgütlerin çabalarıyla) Ama yine de,gözümüzün önünde kanıksatılarak yaşanılan eşcinselliğin, modern bir günah olmadığını anlamak için, antik Lut Kavmi ile benzerliği ve irtibatını yeniden kurmak gerekir zihinlerimizde.

Islah olmaları için kendilerine Lut Peygamber’in gönderildiği Sodom ve Gomore halkı, bir rivayete göre 80 bin nüfusa sahipti. Bu 80 bin kişinin tamamı bu sapkın günahı işlemiyordu elbette.

O gün yaklaşık olarak manzara şuydu;

Yaklaşık 80 bin insanın yaşadığı bir şehir.

O şehirde inanmış bir adam ve onunla sayıları iki elin parmaklarını geçmeyen arkadaşları.

Mukim veya dışarıdan gelen misafir erkeklerle cinsel ilişki peşinde olan, ancak toplumun kalabalığına kıyasla sayıları az, ancak etkin, aktif, baskı gücüne sahip muktedirler, kamu ve kanun gücünü kullanan yönetici azgınlar, STK’lar, SDK’lar, yazılı, basılı ve görsel medya...

Belki beş yüz, belki bin kişilerdi bunlar.

Bir de gönülleri Ali’den, kılıçları Muaviye’den yana olan çoğunluk. Başka bir deyişle muhafazakar kimlikleriyle içlerinden Lut Peygamber’i destekleyen, ancak kamu kudretine sahip olan azgınları engellemek için hiçbir şey yapmayan kahir çoğunluk. Muhtemelen bu günahı işlemeyen 79 bin insan…

Bebekler, günahsız sabiler, şehrin sokaklarında, bahçelerinde oyunlar oynayan çocuklar, beli bükülmüş ihtiyarlar, bu çirkin fiile bulaşmamış muhafazakarlar, dili zikirli, dualı dindarlar, bu günaha fiilen bulaşmamış, 79 bin insan belki de…

Oysa Sodom, Gomore, Pompei halklarının başına telafisiz, istisnasız, müsamahasız gazabı indiren, onları çıkışı olmayan cehenneme süren şey, işte bu cinsi bir sapıklığı işlemelerinden ziyade, eşcinselliğin toplum hayatında kurumsallaştığı, kanıksandığı ve meşrulaştığı kamusal kabuldü.

Bu ve benzeri halklar bu yüzden için helak edilmişti.

Birer hikaye gibi okuyup geçtiğiniz bu hadiselerde, bebeklerin de, çocukların da, her şeyden habersiz tarlasında çalışmakta olanların da, sabah 8, akşam 5 masasının başında mesaisini yapanların da, evine giderken eşinin yaptığı patates kızartmasıyla yemek için ekmek alan kocanın da helak olup gittiğini tahayyül etmediniz değil mi hiç?

Çünkü sadece bir Kur’an kıssasıydı, genel kültür bilgisiydi bu hikayelerçoğumuzun nazarında; var, inanırız, ama pratik karşılığı yok.

Peki, örgütlü tüm güçleriyle çağa hükmeden (!) muktedirlere, neden Kur’an’ı merkeze alan bir anlayışla baktık?

LGBT ve benzerlerini örgütleyenler zaten vahye inanmıyorlarken, neden Kur’an’dan örnekler vererek uyarmak istedik?

Çünkü; “Haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur’an ile uyarmaktan vaz mı geçelim?” (Zuhruf 5) demek istedik.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Şehadetinin 27. Yılında Bosna Şehidimiz Selami Yurdan Kudüs-Der’de anlıyor…
Şehadetinin 27. Yılında Bosna Şehidimiz Selami Yurdan Kudüs-Der’de anlıyor…
Serdar Duman, Türkiye ve ABD arasındaki ‘güvenli bölge’ uzlaşısını yazdı:
Serdar Duman, Türkiye ve ABD arasındaki ‘güvenli bölge’ uzlaşısını yazdı: