Cevdet Işık Hakikate Dair
Hakikate Dair
Cevdet Işık

Hakikate Dair

Entelektüel Bilinç Atölyesi sitesinin internet ortamında deneme amaçlı olarak tertip ettiği sohbet formatlı kitap mütalaasında, Ralp Keyes’in Hakikat Sonrası Çağ kitabı hakkında konuşurken, bir ara, hakikatin ne olduğu ile ilgili yoğun bir fikri atmosfer hâsıl olmuştu. Hakikatin bir olması veya birden fazla olması etrafında, yararlı bir fikir teatisi gerçekleşti. Oldukça faydalı olduğunu düşündüğüm bu etkinlikten dolayı, işin tertip, düzen ve formatını oluşturan Zafer Söğütlü ve İsmail Kaplan kardeşlerime teşekkür etmeyi bir borç olarak telakki ediyorum. Umarım sorunları asgari düzeye indirilmiş, ses kalitesi iyileştirilmiş ve katılımcıları gittikçe artan programları görmek mümkün olur diye ummaktayım.

Hakikatin ne olduğu konusunda bir fikir sahibi olmak için, öncelikle varlıklar arası ilişki diyebileceğimiz bir etkileşimi kabul etmemiz gerekir. Özellikle akletme yetisi olan insan ile diğer varlıklar arasındaki ilişkinin anlamlı olması için, hakikatin ne olduğu hususunun açıklığa kavuşması gerekir. Bu manada insanın yapması gereken ilk iş, ilgi ve merakını kendisine çevirmek olmalıdır: Kim olduğu, nerede olduğu, niçin var olduğu ve nasıl bir hayat yaşaması gerektiği ile ilgili soru ve sorunları çözmesi gerekir. İnsan ile ilgili bu gibi soruların doğru cevapları, insan ile ilgili hakikati oluşturur. Tıpkı bunun gibi, bütün bir varlık âlemini oluşturan bütün nesnelerin de kendilerine göre sahip oldukları hakikatlerin olduğu ve bu hakikatler eşliğinde varlıklarını sürdürdüğü bilinmelidir.

Hakikat denildiğinde, hakikati ele alınan bütün varlık ve oluşumların aslı ve esasına yani sahip olduğu mahiyet ile ilgili doğru tespit ve teşhisler akla gelmelidir. Tek başına her varlık, nesne, olay ve olgu değerlendirilirken yapılan iş, aslında hakikati tespit etme işidir. Bütün bunlarla ilgili sahih, gerçek ve doğru olana ulaşma kaygısı, fıtratı bozulmamış herkes için önemli bir kaygının sebebidir. Bundan dolayı, hakikati arama kaygısının fıtri bir özellik olduğunu söyleyebiliriz. Eğer birileri için hakikatin varlığı da yokluğu da herhangi bir soruna sebep olmuyorsa, o birilerinin fıtratlarının bozulduğu sonucuna varabiliriz.

Yaptığımız değerlendirmeden şu sonucu çıkarabiliriz: Her varlık, nesne, olay ve olgu farklı olduğu için, her varlık, nesne, olay ve olgunun hakikati de farklı olacaktır. Yani ‘ne kadar varlık, nesne, olay ve olgu varsa, o kadar hakikat vardır’ yargısı doğru bir yargı olmaktadır. Fakat bu durum, hakikatin parçalı olduğunu göstermez. ‘Hakikatin bir tek hakikat olduğu’ yargısını ise şu şekilde anlamak gerekir: Her varlık, nesne, olay ve olgu ile ilgili olan hakikat, sadece bir tek hakikattir. Örneğin bir elma ağacının, ürün olarak elmayı vermesi, elma ağacının hakikatidir. Fakat bir elma ağacının ürün olarak, hem elma ve hem de armut vermesi, elma ağacının hakikatine aykırı bir durumdur. Bu örnekte olduğu gibi, insanı ilgilendiren somut ve soyut bütün durumlar için de aynı şey söz konusudur. Toplumsal ilişkilerde de aynı kural geçerlidir. O sebepten diyoruz ki, hakikat bir tek hakikattir. Rabbimiz Teâlâ’nın bir ve tek mutlak hakikat olduğunu söylerken anlaşılması gereken ise, O’nun zatı ve sıfatları ile ilgili sahip olduğumuz bilgiden şüphemizin olmamasıdır.

Hakikat ile ilgili sahip olunan bilginin doğruluğu kadar hakikat bilinir ve hakikate vakıf olunabilir. Varoluş amacıyla ilgili kesin ve doğru bilginin kaynağı Vahiy olduğu için, varoluş ile ilgili hakikatin sahih kaynağı da Vahiy olmaktadır. İnsanın sınırlı olan kapasitesi, bilgiye ulaşmayı da sınırlamaktadır. Duyu organlarımızla yaptığımız gözlem ve deneylerle ulaştığımız bilgi, hakikatin tümünü ihata eden bir bilgi olmamaktadır. Bir kitabın küçük bir bölümü ne ise, insanın da ulaşabileceği bilgi, en fazla o düzeyde bir bilgi olabilir. Bu durumdaki insan, sahip olduğu bilgiyi mutlaklaştırdığı zaman, aslında yaptığı şey, hakikati parçalamaktır. Batı dünyasını oluşturan seküler perspektifin yaptığı şey tam olarak bundan ibarettir: Hakikati parçalamak. Her bilim adamı, filozof ve entelektüelin kendi alanında ulaştığı kısmi gerçeklikleri hakikatin merkezi olarak kabul etmesi, hakikat bazında parçalanmalara sebep olurken, toplumsal yaşayış ve kişisel farklılıklar bakımından da tektipleşmeye sebep olmaktadır.

İlahi Vahyin bildirmesi ile öğreniyoruz ki, hakikate ilk saldırı İblis tarafından yapılmıştır: Allah’ın emrinin, kendi algısı doğrultusunda, hak ve hakikat adına yanlış olduğunu söylemek suretiyle yerine getirmemiştir. Aynı şekilde Âdem’in iki çocuğundan birisi (Kabil) de, hakikat hususunda Allah’ın takdirini kabul etmemiş ve isyan etmiştir. Rabbimiz Teâlâ, hakikat ekseninden çıkan bütün topluluklara peygamberler göndermek suretiyle, varoluş amaçlarını hatırlatmış ve hakikat eksenine davet etmiştir. Günümüzün modern seküler Batı medeniyeti, teknolojik gelişmelerin de yardımıyla kurduğu tahakküm sistemiyle, insanlarda “hakikat bilincinin kaybı”na sebep olmuştur. Hakikat bilincine varmak, ancak vahyin rehberliğinde eleştirel bir aklı inşa etmekle mümkün olabilir.   

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Kuran’ı Kerim  muhafazakarların yoğun saldırılarına uğruyor.
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Kuran’ı Kerim muhafazakarların yoğun saldırılarına uğruyor.
Cevdet Işık yazdı: Silah Ve Zeytin Dalı, Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri
Cevdet Işık yazdı: Silah Ve Zeytin Dalı, Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri
pendik escort kartal escort pendik escort sex hikaye kurtkoy escort