Harun Yılmaz Dünyanın Öbür Ucundaki Kardeşlerimizin Ayağına Diken Battı
Dünyanın Öbür Ucundaki Kardeşlerimizin Ayağına Diken Battı
Harun Yılmaz

Dünyanın Öbür Ucundaki Kardeşlerimizin Ayağına Diken Battı

 

15 Mart 2019 Cuma günü yüreğimizden vuran, içimize oklar saplayan menfur bir haber verdi ajanslar;

“Yeni Zelanda'nın ChristChurch kentinde iki farklı camide cuma namazını kılan Müslümanlara korkunç bir silahlı saldırı düzenlendi. Saldırının biri, kentin Hagley Park bölgesindeki Al Noor Camisi'nde gerçekleşti. İkinci saldırıysa ilk saldırı lokasyonuna yakın olan Linwood Mescidinde meydana geldi. Olayın ardından biri kadın, en az dört şüpheli gözaltına alındı. Avustralya Başbakanı ScottMorrison, Yeni Zelanda'nın Christchurch kentinde camilere saldıranlardan birinin Avustralya vatandaşı olduğunu söyledi. 50’den fazla Müslüman’ı katleden Hıristiyan terörist BrentonTarrant, yayınladığı manifestoyla, tüm Müslümanları ve aynı zamanda isim belirterek Cumhurbaşkanımızı da tehdit etti.”

Yeni Zelanda’daki alçak saldırıya dair Cumhurbaşkanımızın açıklaması son derece doğru tespitler içermektedir: “Bu saldırı ile bireysel taciz çizgisini geçerek toplu katliama ulaşmıştır. Uzun planlamanın ve motivasyonun sonucu olduğu, fevri bir davranış denilerek geçiştirilemeyeceği bellidir. Ülkemizi, milletimizi ve şahsımı da hedef alan katilin temsil ettiği anlayışın Batı toplumlarını kanser gibi ele geçirmeye başladığı açıktır.”

-o-

Tarih 7 Ocak 2015, Çarşamba, saat 11.30 suları, yer Fransa, Paris,

Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo, aşağılama kastıyla Hz. Peygamber’i tasvir etmiş, Müslüman mücahitlerden oluşan profesyonel bir tim tarafından en ağır şekilde cezalandırılarak, biri polis olmak üzere 12 kişi infaz edilmişti.

26 Eylül 1988’de İngiltere’de baskısı yapılan Şeytan Ayetleri kitabıyla Hz. Peygamber’in manevi şahsiyetini inciten Selman Rüşdi hakkında, İran İslam Cumhuriyeti Rehberi İmam Humeyni tarafından öldürülmesi fetvası verildikten seneler sonra, Peygamberimize yönelik bir saldırı da bu menfur Charlie Hebdodergisinden gelmişti.

Sonuç; Selman Rüşdi’nin hayat konforu sonlanmış, psikolojisi cehenneme dönmüştü. Ancak hafızasının tazeliğini yitiren Batı, Charlie Hebdoile dersini bir kez daha almıştı.

Charlie Hebdoseriyesinden sonra, Batı, güya karizmasının çizilmediğini ispat için bir iki cılız deneme yapmış olsa da, süreç içerisinde bu mesajı gayet iyi aldığını, Hz. Peygamber’i tahkir etmenin öyle bedavadan olamayacağını, mutlaka bedelini ödeyeceğini görmüş oldu.

Peki15 Mart 2019, Cuma günü Yeni Zelanda’da ne oldu? Bu soruya doğru cevap vermek için işin adını da net koymak gerekir.

ANZAC olarak anılan koalisyaonun, İslam-Osmanlı askerinden Çanakkale’de aldıkları o kadim dersin yıldönümünün seçilmiş olması, bu savaşın hâlâ sürdüğünü göstermektedir.

Kıvırmaya, tevil etmeye, dünya barışı ütopyasıyla bastırmaya hiç gerek yok; bir film, bir oyun sahnesinde oynar gibi, zevkle, gülerek kardeşlerimizi katleden kişi bir “Hıristiyan terörist”tir. Müslüman terörist olmayacağı gibi, Hıristiyan yahut Yahudi veya Budist terörist de olmaz, dinler bundan masundur diye tevillerle uğraşmanın faydası nafiledir; bu, düpedüz bir Hıristiyan terörizmidir. Aslında bu terörizm faaliyeti, Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da, Sudan’da, Myanmar’da ve daha bilmem hangi diyarlarda, Batı zihniyetinin ahlak bulmaz, dönüşmez emperyalist zihniyetinin, onların yeni dünya düzeni dedikleri tasavvurun bir neticesidir.Bunlarla aramızda daimi bir savaş vardır. Kendilerinden güçlü olmadıkça da silahlarını, provokasyonlarını, oyun ve hilelerini bırakmayacaklardır.

Bizi ilgilendiren tarafına gelince; Yeni Zelanda’da, yani dünyanın öbür ucundaki Müslümanlara yapılan bu menfur saldırı bizim imtihanımızdır; “Dünyanın öte ucundaki kardeşinin ayağına batan dikenin acısını duymayan bizden değildir.” hadisinde bahsedildiği üzere, dünyanın taabu ucundaki bizlerin imtihanıdır.

Pekibizler, dünyanın öbür yanındaki kardeşlerimizin acısını hissetmek için ne yapabiliriz?

Allah yardımcıları olsun, deriz, Allah okafirleri kahretsin deriz, Allah o zalimlerin belasını versin deriz…

…deriz…

Hıristiyan, Yahudi, Budist ve hatta (kumandası Batı’nın elinde olan cahil ya da ajan) Müslüman (!) teröristlerin masum insanların kanları üzerine oyun kurmalarını engeller mi bu temenniler?

Bu temennileri edişimizin hemen akabinde gündelik kahkaha ve şakalarımıza, iş güç meşgalemize dönüveririz.

Hangimizin uykusu gece boyunca tutmaz?

Hangimiz, acıyla sarsılmaya devam ederiz?

Hangimiz, iki vah vahtan, bir Fatiha, üç İhlas’tan sonra eşimizle, çocuğumuzla, arkadaşlarımızla konuşurken, bu acıyı hatırlarız?

Hangimiz, bu acılar, bu zulümler bize hiç ulaşmayacakmış gibi yaşamaya devam ederiz?

Hangimiz, geçmiş ümmetlerin başına gelen, bizim başımıza da gelmedikçe cennete gireceğimizi sanmakla avunuruz?

Öncelikle tüm dünyada Müslümanlar tarafından bu tür saldırılar telin edilmelidir. En ufak bir saldırı, hakaret girişimi, yüzbinlerce Müslüman’ın sokaklara dökülerek, heybetiyle ve birlik beraberliğiyle onların kalplerine korku salmalıdır. Maalesef bunun olacağına dair ümitvar değilim. Bu yine de ve olması gerektiği gibi sivil bir tepkidir.

Muhakkak askeri bir karşılık da verilmelidir, verilecektir de…

Tüm dünyadaki mücahitler tarafından, Charlie Hebdo'dakine benzer şekilde İsrail ve ABD askeri hedeflerine en ağır şekilde cevap verilmelidir.

Neden bu ülkeler peki? Çünkü bu tür menfur işlerin tamamının kaynağı onların planlamalarıdır da ondan. Her türlü katliam, cinayet, zulmün ardında onlar vardır da ondan.

İsrail ve ABD, sivil Müslümanlara yapılan her türlü saldırının cevabını, onlarca askerini ve askeri ekipmanını kaybederek alacağını bilmelidir. Çünkü ABD ve İsrail, ancak güçten anlar!

Nasıl mı?

Ekim 1983'te Lübnanlı bir kız çocuğu Sena, ABD askeri üssüne bombalı araçla düzenlediği saldırıda, 243 Amerikalı deniz piyadesini öldürdü. ABD apar topar Lübnan'dan defoldu gitti.

Aynı gün Beyrut'taki Fransız askeri üssüne düzenlenen saldırıda ile 58 Fransız askeri öldürüldü.

Bir başka yenilgi;

Askerinin kaçırılmasını bahane eden İsrail, kara, deniz ve havadan Güney Lübnan’ı ağır bombardımana tuttu ve 12 Temmuz 2006 İsrail-Lübnan Savaşı ile ağır yenilgiye uğradı. İsrail, 130 Merkava tankını, 2 savaş uçağını, 5 helikopterini, 408 zırhlı aracını, 3 fırkateynini kaybetti. 130 askeri öldü. 650’ye yakın askeri de yaralandı. Fransız kaynaklarına göre asker kaybı 2.300’dü. Kaybetti ve kendini, etrafına ördüğü duvarların içine hapsetti.

Evet, ABD ve İsrail, ancak güçten anlar ve dünyanın her yerinde vurulacağını, kaybedeceğini bilen bu iki şeytani devletin kaybı, bu tür menfur bireysel (!) terör saldırılarının önüne geçer.

Aksi hâlde bu tür alçakça bireysel saldırı girişimlerinin önünü almak mümkün olamaz.

Ancak, asla ve asla dünyanın hiçbir yerinde sivillere, hatta silahsız askerlere bile, kilise ve havralara bir saldırı olmamalıdır. Çünkü;“Manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çokça anılan mescidler…” Allah’ın evleridir ve her türlü misillemeden masun tutulmalıdır.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Kuran’ı Kerim  muhafazakarların yoğun saldırılarına uğruyor.
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Kuran’ı Kerim muhafazakarların yoğun saldırılarına uğruyor.
Cevdet Işık yazdı: Silah Ve Zeytin Dalı, Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri
Cevdet Işık yazdı: Silah Ve Zeytin Dalı, Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri
pendik escort kartal escort pendik escort sex hikaye kurtkoy escort