Görmezlikten Gelmek...
Cevdet Işık

Görmezlikten Gelmek...

Görme duyu organının insan üzerindeki hakkı, görülmesi gerekeni görmek ve görülmemesi gerekeni ise görmemektir. Yani insana verilmiş olan bütün organlar gibi görme duyu organının da yerli yerinde kullanılması bir sorumluluk gerektirmektedir.

Gizliliğe esas olan durumların ortaya çıkarılması için gözlemlerde bulunmak, ifşaatlara merak sarmak ve bunun için özel yaşamları takibe almak, hem ahlaki ve hem de insani hassasiyetleri yok etmek demektir. İslami literatüre göre bu, hem suç ve hem de günahtır.

Görmeyi de görmemeyi de oluşturan en önemli sebep, insanın sahip olduğu değer yargılarıdır. Değer yargıları insanın varoluş gayesi ile ilintili yargılardır. Eğer insanın varoluşla ilgili bir gayesi varsa, o zaman söz konusu varoluşla ilgili gaye doğrultusunda bir düşünüş ve yaşayışı da olacaktır.

Varoluş gayesine göre insan için önemli olan durumlar olduğu gibi, önemli olmayan durumlar da vardır. Bundan dolayıdır ki, önem sırasına göre görülmeyi hak eden ve görülmeyi hak etmeyen olaylar ve olgular da olacaktır. Bütün bunlar insan olmamızın, insanca davranmamızın doğal sonuçlarıdır. Bu hususta hiç kimsenin hiç kimseyi yadırgama hakkı olmadığı gibi, bu anlamda farklılıklara yönelik dayatmalarda bulunması da doğru değildir.

Müslüman şahsiyet için görmezlikten gelmek ne anlama gelmektedir? Öncelikle görmezlikten gelmek bir at gözlüğü takma durumunu çağrıştırmaktadır. Bu anlamda müslümanın gidişi ilerlemeci ve doğrusal bir gidiş değildir. Yani müslüman şahsiyet, hayatını sürdürürken sadece önüne bakmaz. Müslüman, bulunduğu zaman ve mekânın gerektirdiği bütün yönlere ve bütün yerlere bakarak hayatını sürdürür. Hiçbir durumu ve hiçbir varlığı görmezden gelerek yaşayamaz. Dolayısıyla zaten Müslüman için varoluş gayesini oluşturan en önemli sebebi tanıklık oluşturmaktadır. Onun için, bazı özel durumlar hariç, görmezlikten gelmek diye bir şey Müslümanın yaşam felsefesinde yer bulamaz.

Tanıklık etmenin doğal bir sonucu olarak bakmak ve görmek asli bir sorumluluk olmaktadır. Bu sorumluluğun bir gereği olarak, yerine göre tümdengelim ve yerine göre tümevarım yöntemlerini hassasiyetle kullanmak gerekmektedir. Her durumda akleden insanın önünde duran soru ve sorunları çözümlemek kolaylaşacaktır. Soru ve sorunlar çözümlendikçe, ağırlığıyla insanı ezen yüklerden de kurtulmak imkân dâhiline girecektir.

İnsanın bakması, görmesi ve tanıklık etmesi gereken en önemli varlık Allah’tır. Bildiğimiz, bilmediğimiz bütün mükemmelliklerin sahibi, Rahman ve Rahim olan Allah’ın insana yüklediği en önemli sorumluluk, tanıklık etme sorumluluğudur. İnsanın yapacağı tanıklıkta isabet etmesi için, adaletli olması gerekir. Bu tanıklık aşamasında insanın yapacağı muhtemel yanlışlıklar, insan hayatını karanlıklara mahkûm etmek anlamına gelecektir. Adalet temeli üzerinde yapılacak bütün tanıklıkların insanı yüz yüze getireceği nihai sonuç, Allah’tan başka hiçbir ilahın olmadığı tevhid akidesi olacaktır.

İnsan açısından riskli tanıklıkların yapıldığı en önemli alan, insan ilişkilerinden oluşan toplumsal alandır. Bu alanda mutlak surette adalet ilkesine riayet edilmelidir. Toplumsal hayat, insan için gerçek bir sınav alanıdır. İnsan için, “üstünlük” gibi dipsiz bir kuyunun bulunduğu toplumsal alan, insanı görünür görünmez tehlikelerle karşı karşıya getirir. Kişisel çıkar hesaplarının muhatap kıldığı yalan, dolan ve entrikalar, hep toplumsal alanda zuhur etmektedir. Bu doğrultuda insanın karşılaştığı en çirkef durum, gizlisiyle açığıyla yaşanan ırkçılıklardır.

Müslüman şahsiyetin toplumsal alanda ayağının kaymaması için, çok dikkatli olması gerekir. Görmezlikten gelmenin oluşturacağı tahribatlar, tahrip gücü yüksek bombaların oluşturacağı tahribatlardan daha çok olacağı için, Müslüman, yapacağı tanıklıkların hakkını vermelidir. Bu doğrultuda aklında çıkarmaması gereken en önemli ölçüyü adalet oluşturmalıdır. Kerim kitabımız Kur’an, bunun için akraba-yabancı, müslim-gayrimüslim, fakir-zengin gibi ayrımlara bakılmaksızın doğru tanıklıklarda bulunmayı emreder. Aksi takdirde cehennem ile tehdit eder.

Günümüz dünyasında yerel ve küresel düzeyde sürmekte olan iktidar mücadelelerinde, hedefe götüren her aracı mubah gören anlayışlarla hareket edilmesi, hakkı ve adaleti ayakta tutmak isteyenlerin işinin ne kadar zor olduğunu göstermektedir. Yalanı hayat tarzına dönüştüren müstekbirlerin oluşturduğu dünya sisteminin yıkılması ve yerine özgürlük ve adalet temelinde bir sistemin getirilmesi için, İslam çok önemli bir imkândır. Ama bunun için de tarih içinde kültürel katmanlar halindeki müslüman müktesebatı yeniden ele almak gerekmektedir. Kur’an ve Peygamber örnekliğine yeniden dönüş yapılmalı, yapılacak bütün yorumların önü açılmalıdır. Ancak böyle olursa bir entelektüel hayatımız, bir felsefe hayatımız, bir ilahiyat hayatımız, bir bilimsel hayatımız oluşabilir. Bugüne kadar bütün bunları görmezlikten gelerek, felçli bir hayatı sürdürdük. Bundan sonra bütün bunları görerek, anlayarak, içerik üreterek var olma imkânını yakalayabiliriz. Rabbim tanıklıklarımızda yardımcımız olsun.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Statü ve çıkar mücadeleleri yeni bir putperestliğe dönüşüyor.
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Statü ve çıkar mücadeleleri yeni bir putperestliğe dönüşüyor.
Ali Bulaç Yazdı: Kelam-ı Muhammed: Dil, toplum, kültür
Ali Bulaç Yazdı: Kelam-ı Muhammed: Dil, toplum, kültür