Ölüm Gerçeğinden Gafil Dünya Hayatında Kendini Unutarak Tüketmek
İbrahim Eser

Ölüm Gerçeğinden Gafil Dünya Hayatında Kendini Unutarak Tüketmek

Ah sevdalandığımız ve uğrunda ömür tükettiğimiz sihirli hayat... Ah koca ömür! Ben kimim? Ne yapıyorum? Hayat denen şey nedir? Nasıl bir hayat yaşıyorum? Bırakalım bu soruları çoğaltmayı, çoğu zaman hiç aklımızın ucundan bile geçmiyor, bir gün bu hayatın biteceği. Ama bu hayat mutlaka bir gün bitecek. Çünkü bu dünya hayatı son kale ve asıl mevzi değil, dolayısıyla insanı aldatmamalı ve amacından saptırmamalı.

Sahi nerede geçiyor hayatımız? Nerede ne işler yapıyoruz? Bu koca ömür hazinesiyle, geriye neler bırakabildik? Bize şahidlik edecek miras olarak nelerimiz var? Bizim iyi bir insan, kaliteli bir Müslüman ve salih bir Mümin olduğumuza kim veya kimler şahidlik edecek? Eşimiz mi, çocuklarımız mı, kardeşlerimiz mi, dostlarımız mı, arkadaşlarımız mı komşularımız mı kim veya kimler?

Kemale ermiş gerçek manada pazarlıksız İbrahimi bir imanımız var mı? Ölüm gerçeğiyle aramız nasıl? Her gün bir gazete ilanında yahut belediyenin anonsunda ya da müezzinin sedasında sürekli ömür servetini tüketenleri görüyor, duyuyor ve haberlerini alıyoruz. Ama nedense kendi üzerimize pek almıyoruz, almak istemiyoruz ya da kendimize yakıştırmıyoruz. Bir gün musalla taşına bizi de koyacaklarını hiç düşünmüyoruz. Empati yapmıyoruz, kendimizi o ölünün yerine koyup hayatın muhakemesini ve ölümün muhasebesini yapmıyoruz.

Halbuki hayatın bir gayesi vardı, sorgulanmalı, anlamaya ve anlamlandırmaya çalışılmalıydı. Bu anlamda hayatın yegane gayesi sevgi kelimesinin içeriğinde sırlanmıştır. Çünkü sevgi bir yönüyle varlık bilincine, öteki yönüyle de hayatı anlamlandırmaya vesile oluyor. Dolayısıyla insan varlık bilincine erdikçe, gerçek varlığı, idrak edip, zamanı, dünyayı, ahireti, hesabı, mükafat ve cezayı öğrendikçe hayatını daha da anlamlı hale getirme çabasına giriyor.

Hayatımı nasıl daha da zengin hale dönüştürebilirim? Anı nasıl yaşarım? Yarına nasıl hazırlanırım? Bu gibi sorular, sevgi ekseninde cevaplandırıldıkça, mana bohçaları açılır ve hayat daha da anlamlı ve güzel hale gelir.

Hamuru sevgiyle yoğrulmuş insanoğlunun ne yazık ki bazen bu sevgi, hayatın gayesini idrak etmekten uzak kalabiliyor. Ve dolayısıyla sevginin mahiyetini anlamaktan mahrum yaşayabiliyoruz. Çünkü yaradılış gayesine ve varoluş bilincine uygun bir yaşam ortaya koymadığında, günlük koşuşturmalar içerisinde insan kendini unutmakla kalmaz kendisini tüketir de. Kapitalist ruhlu, hedonist yani doyumsuz, ihtiraslı, açgözlülük belirip kabardığında insanın kendini kaptırıp tüketmemesi düşünülemez. Aslında tüm bu olumsuzlukların temelinde yatan ana faktör hiç şüphesiz ölüm gerçeğiyle yüzleşmemek yatmaktadır.

Dolayısıyla dünyalık işlerimize ayırdığımız koşuşturmaların binde birini bile, ömür muhasebesine ayırmıyoruz. Dünyayı kazanma adına sergilediğimiz mücadelelerin, harcadığımız zamanların ve tükettiğimiz gerçeklerin haddi hesabı yoktur. Hele cüzdanımızdaki üç kuruşun ince hesabını yaptığımız kadar hayatın hesabını yani ölüm, kıyamet ve ahiret muhasebesini yapmayız.  Çoğu zaman hayat hesaplarını mangır hesaplarından, kat ve yat hesaplarından ibaret sanırız. Çok kazanmak ve çok tüketmek üzerine konumlandırılmış bir hayat tarzımız söz konusu.

Böylelikle de çok kazanmaya ve çok tüketmeye odaklanıyoruz. Haliyle de hayat hesaplarımızı bu iki kelime üzerine bina ediyoruz. Oysa kazandıklarımız da gider, yarına biriktirdiğimiz üç beş kuruşumuz da. Dikkat edildiğinde günlük koşuşturmalarımızın temelinde sadece kazanmak, kazanmak, kazanmak... Harcamak, harcamak, harcamak var. Dolayısıyla üç beş kuruş kazanma adına ne taklalar atarız, ne eğilip bükmeler, ne filim fırıldaklar, ne şekilden şekle girmeler, ne abarttılar ve daha neler neler... Hiç değer mi diye düşünmeden, bizi biz yapan değerleri tükete tükete kazanmaya çalışırız. Halbuki kazandığımızda çoğu kere ruhen veya bedenen tükenmişizdir. Harcamak nasip olur mu? O da meçhul.

Doğrusunu söylemek gerekirse hiç kimse harcamadan hep başkalarına kalır. Hele iyi bir okul kazanayım mezun olayım, askerliğimi yapayım, iyi bir iş, güzel bir eş, iyi bir ev, araba alayım... Derken ömür tükendi, dinlenmeye imkan kalmadan, düşünmeye, yaşamaya zaman kalmadan yaşlandık kamburumuz çıkmaya başladı ve iş işten geçti koca ömrü dünyalık meta edinme adına tükettik.

Velhasılı kelam günlük koşuşturmaların içerisinde kendimizi unutuyoruz. Kendimizi unuttukça, kimseyi değil, kendimizi tüketiyoruz. Hiç düşünmüyoruz: Nereden geldik, nereye gidiyoruz? Ölüm gerçeğiyle yüzleşmeden yüzsüzleşerek ölüm, kıyamet ve ahirete doğru her geçen gün hızlı bir biçimde yol alıyoruz.  

Ölüm gafletinden Allah'a sığınmak dua ve dileğiyle.

Bilmem ki, bu yazı bir hayalden mi ibaret sevgili okuyucu? Karar senin aziz okuyucu?

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Ahmet     2019-02-16 Abi yüreğine sağlık devamını bekliyoruz
Ahmet akdag     2019-02-16 Mükemmel devamını bekliyoruz
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İmam Musa Sadr’ın Mübarek Ramazan Ayı  Mesajı Yıl 1971...
İmam Musa Sadr’ın Mübarek Ramazan Ayı Mesajı Yıl 1971...
Serdar Duman Yazdı: Gün, Amerika’ya karşı bağımsızlık için direnme günüdür.
Serdar Duman Yazdı: Gün, Amerika’ya karşı bağımsızlık için direnme günüdür.