Ben Hz. İbrahim ve Musa...
Mehmet Deveci

Ben Hz. İbrahim ve Musa...

Hz İbrahim zamanında yaşıyor olsaydım onun bir başına cesaretine hayran olur ve anlattıklarına inanırdım. Ateşe atılacağını duyduğumda üzülür ve aynı kafadan arkadaşlarla toplanır ve ne yapacağımız üzerine kafa yorardık.  Elimden bir şey gelmezse buna fena halde canım sıkılır, Nemrut ve avenelerine kin bilerdim. Gözümün önünde ateşe atılışını izleyemezdim sanırım. Ama ateşe atılan aşığın yanmadığını, ateşin Rabbin izni ve emriyle serin olduğunu duyduğumda mutluluktan yerimde duramazdım.

Hz. Musa ile denizin ortasında açılan yolda olacağıma yemin edebilirim. Ardımızda Firavun ve atlıları ve biz Musa ile kol kola kızıl denize dalıyoruz. Tüylerim diken diken oldu yemin ederim. Evet, karaya çıkar çıkmaz ilk işim tekbir getirmek ve atımdan inip secdeye kapanmak olurdu.

Hz. Meryem’ e inanır ve İsa’nın en yakın arkadaşı olmak için üzerime düşeni yapardım.

Hz. Yusuf ile eğer zindana düştüğünde tanışmışsam ilahi mesajın duyurulması için bana düşeni yapmaya çalışırdım.

Tüm bunlardan sizlerin haberi olmazdı tabiki. Tarih kitaplarında adıma pek rastlanmayabilir ve arkeologların kazılarında ele geçirilen kalıntılarda bana ait belgelere de ulaşamayabilirdiniz. Sorun yok. Yani beni tanımanız ve yaptıklarımdan haberdar olmamanız benim için sorun değil. Nitekim yukarıda saydığım zaman dilimlerinde benim gibi davranmış ve yaparım dediğim şeyleri yapmış kimselerden de haberiniz yoktu zaten. Değil mi? Bu anlamda bilinip tanınmak, namının kalıcı ve çağlar sonrasına sarkması senin elinde değil. Elinde olan o an hangi tarafta olduğun, durduğun, kaldığın.  Doğru adamın yanında yer almış ve yaşantını o yönde ikame ettirmişsin. Güzel olan bu yani. Rabbimiz de insanların bizleri tanıyıp bilmesine çok da kulak asmıyor. Tek bilen ve gören olarak kendisi yetiyor.

Bir de tam tersini düşünün.

Şöyle yani:

Tarih kitapları ve arkeologların kazılarından çıkan sonuçlara göre ben bizimkilerin tarafında olmuşum.

Yalan!

Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. Nuh’un yanında yer almak bir tarafa, karşı tarafın şakşakçılığını bile yapmışım. Ama nasıl olmuşsa olmuş ve resmi kayıtlara ‘iyi adam’ diye notum düşülmüş. Bunları okuyan sevgili okuyucu benim hayatımdan etkilenmiş ve beni yarına taşımanın kaygısıyla adımı çocuklarına bile koymuşlar.

Adım geçince gözleri dolmuş, tüyleri diken diken olmuş. Bayağı bir etkimde kalmışlar yani.

Adam yine alır sevabını. Onda sorun yok. Sorun tüm bu olup bitenlerin sonrasında benim ne aldığım.

Şöyle toparlayayım:

Acayip iyi birisiyim. Fakat bundan kimsenin haberi yok. Üzülmeli miyim? Kimsenin haberi yok diye iyi olmaktan vaz mı geçmeliyim? Ya da:” Ne var canım. Allah’ın bildiğini kulundan mı saklayacağım” deyip ne kadar iyi olduğumu herkese duyurma ameline geçiş mi yapmalıyım?

Akıllı olmak lazım...

İyilik yapmışım ve iyiliğin fotoğrafını sadece melekler çekmişler. O fotoda benim olmamam sevabımı azaltmaz, bilakis arttırma ihtimali var.

Biraz daha toparlayasım var konuyu:

Sanal dünyanın fenomen insanları olarak ‘güzelliklerimizi gösterme hastalığımız’ son sürat yayılıyor. Eksik yanımız da gösterilmez ya, tabii ki iyiliğimizi göstereceğiz diyenler olacaktır.  Onlara katılmadığım zaten belli. Fakat onları da tarafıma çekmek için tırnak içine aldığım harika aforizmayı şuracığa iliştirmek isterim:

“Hey dostum! En güzel fotoğrafı Allah çeker! ”

Mükemmel bir alıntıyla sadede gelmek istiyorum:

“Adamın birisi kendisini darı sanıyor ve horoz gördüğünde korkuyormuş. Uzun bir tedavi sonrası hastaneden taburcu edilirken doktor sormuş:

  • Tamam değil mi, anladın: Sen darı değilsin?

Tamam da, anladım da, demiş adam. Peki, horoz da bunu biliyor mu?”

Acaba işi sağlama almak için mi hayır poşetlerinin yanında poz veriyoruz? Acaba yatırımı sadece görsele verip içimizi mi boşaltıyoruz?

Acaba, diyorum:

Hayır, hasenat ve bilumum salih amel çeşitlerinde riya ve yandaşı olan gizli hastalıklardan kendimizi biraz daha korumaya çalışsak daha sevap olmaz mı?

Bazen bakıyorum da, bol gülücüklü tebessümlerimiz ve avm poşetlerinden ‘hayrımız’ görünmüyor.

Kalbini yarıp baktım mı? Yoo, ben sadece insta’da paylaştığı fotoğrafa baktım.

Diyor ya şair: “Gazze’de yaşayan bir tünel olsaydım. İçimden hayırlar, sevaplar geçseydi, kimseler de görmeseydi; yine de sevap olur muydu?”

Şimdi bir şey söyle ve seni tüm dünya duysun, diyen olsaydı iki avucumu hoparlör gibi ağzıma tutar ve şöyle seslenirdim:

Şu fani dünyada, fotoğrafı çekilmemiş bir iyiliğin olsun!

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Türkiye’de Cevdet Said’in ‘Bireysel ve Toplumsal Değişimin Yasaları’ Kitabı Okundu…
Türkiye’de Cevdet Said’in ‘Bireysel ve Toplumsal Değişimin Yasaları’ Kitabı Okundu…
Dr. Şehit Fethi ŞAKAKİ Yazdı: Sünnilik ve Şialık yapay bir kavgadır
Dr. Şehit Fethi ŞAKAKİ Yazdı: Sünnilik ve Şialık yapay bir kavgadır