Şimdi Koşup Sana Gelsem
Eda Bildek

Şimdi Koşup Sana Gelsem

Şimdi sana koşup gelsem, dikiliversem karşına. Sana geldim desem. Kendime geldim diye dökülüverse peşi sıra dilimden cümleler. Bırakıvermiş olsam ardımda gururumu, inadımı, kırgınlığımı, kızgınlığımı… Bir tek sevgimi alsam yanıma, bir de sana dönüşüveren günbegün seninle çoğalıveren varlığımı yanıma alsam. Bir tek sen muhafaza edebilirsin, bir tek sensin benim can çekişen yaralarımın şifası desem. Diyemem ki…

Sen sebat edip karar tuttururken benim sürekli yol şaşırıp savruluşumun sensizlik oluşunu anlatabilsem sana. Desem ki, hitapların en güzelini sana biriktiriyorum. Senin için büyüyor içimde iklimler. Sancısını çektiğim, cefasına sarıldığım, yarasını okşadığım hikâye senin desem. Ben kimim ki senin nazarında sana dönüşmekten başka desem. Dik duruşumun ardındaki coğrafyada sana biriktirdiğim şiirlerden söz etsem…  O vakit oturup da yamacına ellerini alıp avucuma işaret parmağımla o avuç çizgilerinde gezinip sana çizilen kader çizgimden söz etsem. Edemem ki…

Senden öteye bir adım daha atamadığımı dile getirsem. Başımızın üzerinden turnalar süzülüp giderken gözlerine nazire ederek gökyüzünün renginden söz edebilsem. Sevmenin şükrüne erişip de bulutların halden hale geçen kimyasını gönle benzetsem. Lakin benim gönlüm senden geçmiyor desem. Her daim senden sana dönüşüyor diyebilsem. Sonra başımı omzuna bırakıp benim halden hale dönüşen tüm kimyamın seninle noktalanışını anlatmak için özetlesem:  ‘sensin sabit-i kimyam’ desem. Desem ve sen beni anlasan. Ben anlatamamanın yorgunluğundan firar edip anlatmış olmanın saadetine erişsem. Erişemem ki…

Ben hep böyleyim işte zayıflığımı örtmek için öfkemi çoğaltıyorum.  Söylemenin kıyısından uluorta savuruyorum kelimelerimi. Asıl söylemek istediklerimi sakınmak için hiç söylemeyeceklerimi haykırıyorum. Umurumda değilmiş gibi haykırdığım her şeyin aslı umurumda oluşundan yana muzdarip. Şu kısacık ömürde ne var ki sevgiden daha yüce oysa. Anlamasan da söyleyiversem, gitsen de geliversem ne kaybederim ki…. Ama yok, cehaletin cesareti bu adımlarım sana koşmak isterken çakılıveriyorum olduğum yere. Beni sen anlasan ne olur ki, işitiversen söyleyemediklerimi. Bununla da kalmasan işittiğini belli ediversen.  Kaybede kaybede bir sesten ibaret kalmasak. Örtmeye çalışırken ziyan etmesek sevgiyi de suskunluk yerine sevgi kazansa.

Sözün özü söyleyemediğim onca şeyden yana eksiğim. Yorgun ve üzgünüm. Kendimi bırakıverdim iyice. Ağlamanın kıyısına sığınıp kuşlara fısıldıyorum seni. Ummanın yarasını kapatamıyorum hiç; sana öyle kırgınım ki. Anlaşılmanın gayreti için döktüğüm her cümlenin kadri sorgulanma olarak anlaşılmasının altında kaldım. Böyle böyle değişiverdim. Kapanıverdim içime. Oysa ben sana şen şakrak gülüşler biriktirmenin nazındaydım. Şimdi bakalım beni tanıyabilecek misin? Gecikmişliğin ziyan ettiği güven duygumu onarabilecek misin? Onara bilmeyi isteyecek misin?! Bana durmam için bir neden sunabilecek misin?

Bana sapasağlam bir güven sunabilecek misin!

Tüm çığlıklarımın, çırpınışlarımın altındaki nedenin sen olduğunu görebilecek misin?! Sen yokken yok oluşumu, seni özlemenin, seni çok özlemenin beni günbegün hasta edişini hissedebilecek misin? Sana gelene kadar gördüğüm, yaşadığım her şeyin ve senin bana gelene kadar gördüğün göreceğin her şeyin ötesinde bir şeyi yakaladığımızın farkına varabilecek misin? Gardını bırakıp da bir kenara, öteleyip içindeki yönetme duygusunu beni yüreğinle dinleyebilecek misin? Çünkü bundan ötesi uçurum.  Ben gecikmenin, geç kalmanın ne olduğunu biliyorum. Bir pişmanlık bile aklamaz bu gecikmişliği. Bir avuntusu, telâfisi de yok bu işin.

Şimdi diyebilsem sana;

Ben ‘sen’ demek nazarımda. İçimde senden öte bir sen var. Bu onun kıymeti için bir tavır. Bu tavrı anlayabilecek misin?!

Tüm kırgınlığımla, yaralarımla, can havlimle ‘seni sevmiş olmamdan aldığım cesaretle’ bir sesten ibarette kalacak olsam. Karşına dikilip sullar seller gibi dökebiliyorum acılarımı bir nebze de olsa. Eğilip bükülmüyorum çünkü hiç ihanet etmemiş olmanın gururundayım. Bu gururla”… ‘Ben’im ben. Sana kendini bırakmış, sen olmuş. Yani kısaca ‘senim’…” demeye cesaretim var. Ben ‘benim’ hâlâ. Bütün eksik gediğimle. Düşmüş yanılmışlığımla.

Peki, sen neredesin?

İşte tam burada düşüp kalıyorum.  Yine de kabul et bu kırık nameyi. Gidecek olursam bir gün senden sana güzel anılar, güzel hitaplar, güzel hisler bırakmış olayım.

Başlarken olduğu kadar tebessüm dolu olmasa da biterken de sevmiş olayım. Sevilmişim hissin olsun.

Senin olayım.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Konfor/çıkar/iktidar alanına kapanmak, entelektüel özgürlükten vazgeçmek demektir.
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Konfor/çıkar/iktidar alanına kapanmak, entelektüel özgürlükten vazgeçmek demektir.
Cihan Aktaş yazdı: Toplumsal cinsiyet ve aile
Cihan Aktaş yazdı: Toplumsal cinsiyet ve aile