Sevmek Şifadır
Eda Bildek

Sevmek Şifadır

Zaman ne çabuk geçiyor Mona, diyor şair.

İşte şairin ‘zaman ne çabuk geçiyor,’ dediği noktadayım şimdi.  Omzuma bir kuş konsa ağlayıvereceğim.  ‘Ağlayısın varmış’ dediğini duyar gibiyim. Oysa zaman ne çabuk geçiyor. Senden sonra iki koca sonbahar gördüm.  Bir bahar, bir yaz, iki kış gördüm. Baharın tadından söz edemem ama kışı anlatabilirim sana. Her hikâyenin sonunda kar yağar neticede. Arınmak, hafiflemek içindir belki de. Zaman ne çabuk geçiyor diyenlerin gönlündeki yangını hafifletmek içindir en çok belki de.

Dedim ya, zaman çok çabuk geçiyor.

Senden sonra 8 kilo verdim.  Dağılmak için belki de ya da toparlanmak için kaç şehri gezdim. Dünya bilmem kaç 365 günde bilmem kaç dönümünü tamamladı. Dünyanın birçok köşesinde savaşlar oldu. Yine mazlumlar öldü. Bu kez seninle savaşın gölgesinde gözlerini yuman çocuklardan konuşamadık mesela.  Savaş sadece silahla olmaz ya, fikir savaşlarının arasında kaç kez yumdum gözümü. Kaç kez açtım yeniden çatışmalara. Barış gelmedi. Ben sana sığınamadım. 

Yolda bir köşeye kıvrılmış elini açan dilencilere rastladım. Bu kez seninle el açanın avucuna konan dua çiçeklerinden şiirler dökemedik satırlara. Ben kıvrılıp geçtim. Son zamanlarda en fazla yaptığım şey bu, sözcüklerin, hikâyelerin, tavırların, umutların ya da umutsuzlukların yanı başından çekip gidiyorum. İnanmayacaksın ama artık anlatmaya çalışmayı anlamsız buluyorum.  Uyurken bile konuşursun sen deyişini gülümseyerek anımsıyorum fakat artık konuşmaya meyilli değilim. Barış gelmedi. Savaş bitmedi. Bir de tüm bunların üstüne seni özledim. İltica edecek yer bulamadım.

Kayıplara alışkın gönlümün ellerinden tutup gül yaprakları serpiyorum yollara.  Her şeyi kemâle erdiren o büyülü dokunuşla yağmur yağıyor üzerime. Bu kez bana yağmurla gelişine yeniliyorum. Ben hep sana, ben hep aşkına, ben hep, ben hep, ben yeniden sana yeniliyorum.  Ağır ağır, tane tane aşkına, narına, varlığına dökülüyorum. Bak avuçlarında nasıl da eriyorum. "Şimdi sensizim sen de bensiz" diyen Sezen’den kaç şarkıyı gözlerimi kapatıp seninle dinliyorum. “Sensizlikte de senleyim” demenin inadı bu.  Göklerin kapılarına talip olup da bedel ödemeyi göze alamayanların nasibinden çalmışlar bize sanki.  Noktası konulmamış cümlenin sonunu getirmenin bahtı düşmüş payıma.  Bütün sesleri yutarak sessizce sevmenin cennetine sığınıyorum.

Gittiğim her yerde senden bir nefes bıraktım.

Belki yürürsün aynı sokakta.

Ayak izime denk düşer ayak izin.

Belki saçına değer nefes.

Belki sen de bir gün özlersin diye, seni uzakta bıraktım.

Seni uğurladım.

Sana kavuştum.

Seni terk ettim.

Bilmem kaç kilometre yol gittim.

Evren kaydı.

Sen göğüs kafesimden milim kaymadın.

Sonra şairin dediği noktaya geldim:

“Zaman ne çabuk geçiyor”

Sanmam ki sende durmuş olsun zaman. Baharlar tatmış olasın. Hiç anmamış, hiç anımsamamış olasın.

Yeri gelince senli benli, yeri gelince sizli bizli.

Ama ille de ‘bizli’ anımsa beni.

Kar yağsın üzerimize.

Sözcükleri bir gül gibi kurutalım ikimizin arasında.

Dünya akıp dursun.

Sen akma…

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Statü ve çıkar mücadeleleri yeni bir putperestliğe dönüşüyor.
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Statü ve çıkar mücadeleleri yeni bir putperestliğe dönüşüyor.
Ali Bulaç Yazdı: Kelam-ı Muhammed: Dil, toplum, kültür
Ali Bulaç Yazdı: Kelam-ı Muhammed: Dil, toplum, kültür