İnsan Birey midir, Şahsiyet midir?
Harun Yılmaz

İnsan Birey midir, Şahsiyet midir?

Birey, bireyselleşme, bireycilik, kapitalizmin yarattığı “kendine yeterli ve kendi menfaatlerine odaklı” “individu”sözcüğüne karşılık olarak kullanılır Türkçede. Dar manada Arapçadaki “ferd” sözcüğüne karşılıktır.

Fransızca kökenli sözcük, etimolojik olarak “bölünmez bütünlük, atom” gibi tekliği ifade eder; tekil olan, tek kişilik, başlı başına, özgün, yani kendinden menkul olan. Belirli bir tür içinde kimi özellikleriyle öbürlerinden ayrılan ve “bölünmez bir bütünlüğü” olan varlıktır birey.

Daha geniş bir yoruma gidersek, kendini yaratan, kendine yeterli olan, “human” olarak varlığı ve fiilleri Tanrı’ya da ikame edilen, etkin ve Tanrı’dan kopmuş, O’ndan özgür varlıktır birey. Deist ifadeyle Tanrı’dan gelen, ama Tanrı’ya değil, “kendine giden”dir. Rasyonel birey esaslı “hümanizm” de böyledirve insan sevici olduğunu söylemek isterken, “etimoloji görmemiş masum köylü” saflığıyla kendisini hümanist olarak adlandıran memleketim insanı, böyle bir tanrısallığı vurguladığını, bilinçsiz ve bilgisizce özde Allah’a karşı özgür ve O’na ihtiyaçsız olduğunu söylediğini fark etmez bile.

Rasyonel birey tasarımının özünde, kendi çıkarını düşünen fertler vardır ve toplum için en iyisi bu menfaatlerin toplamından çıkan sonuçtur. Ancak kapitalist ve rasyonel bireyselleşmenin açmazı da yine kendi içindedir; tek başına pragmatist(faydacı) ve hedonist (hazcı)motivasyon güdüsüyle hareket eden bireyler, zamanlakendini insan yapan değerlerini yitirir ve insanlıktan çıkar (Marx’ta ‘yabancılaşma’, Weber’de ‘demir kafes’, Ali Şeriati’de ‘insanın kendisine zindan olması’dır bu). Pragmatist ve hedonist güdüyle hareket eden sermaye sahibi kapitalist ve rasyonel birey için önemli olan, kârını nasıl arttırdığı konusundan çok, ne kadar arttırdığıdır.

Weber’e göre, rasyonel meslek anlayışına sahip birey, dünya işleri için çalışma ve servet biriktirme arzusunuProtestan ahlakı ile bütünleştirmiştir (Kavramsal olarak Kur’an buna “Karun” diyor).Rasyonalite ile beslenen bu ruhun içine düşeceği tehlike, dünya mallarının “insanın her zaman üzerinden atabileceği ince bir palto” olması gerekirken; bu paltonun zaman içinde “demir bir kafese” dönüşmesidir.Bir başka ifadeylerasyonelite ile beslenen kapitalist ruh, zaman içinde bireyin her türlü “şahsiliğinin, şahsiyet kesbetmenin” ortadan kalkmasına neden olacaktır.

Simmel’e göre, duygusallık ve duygudaşlık yerinerasyonaliteağıyla sarılmış modern/kentli birey, daha çıkarcı ve hesapçı olmaya, nicelikler ile niteliklerin yerini değiştirmeye meyleder. Toplumsal ilişkilerin kurgulanması para esaslı olunca, tüm bireylerde kayıtsızlık ve bıkkınlık oluşacaktır.

Birey, pragmatisttir, kendi merkezlidir. Onun için aile, komşu, mahalle, hatta eş bile ötekidir. Fedakârlık yazmaz defterinde; hatta bu kavrama inanmaz da. Şahsiyet olmaya matuf değerleri ancak menfaati varsa dile getirir. Bireyin ötekine faydası, kendisine sağlayacağı çıkarla örtüşmelidir. Birey için dinden kaynaklanan kardeşlik hukuku da bu faydanın zarfıdır sadece, mazruf ise Allah’tan gizlenmesi imkânsız menfaattir.  Cemiyet, onu takdir ettiği, ona kazandırdığı kadar vardır değerler manzumesinde. Bu kazanç para, konum, statü, tanınma gibi çıkarlara dayanır. Aksi hâlde modern birey, toplumsal kuralları ve cemiyeti de tanımak istemeyecektir. Artık birey, cemiyet yerine içi kof bir özgürlüğü tercih etmiş, bu kof özgürlüğün etkisiyle de kendini bir halt sanmaya, güneşin kendi etrafında döndüğü bir tanımın öznesi olduğunu vehmetmeye başlamıştır.İşte birey, artık cemiyetin çözülerek “atomlarına ayrılmasıyla” ayrıksı bir konuma oturtmuştur kendisini (Araf 12).

Kapitalizmin ve modernizmin insanı getirdiği konum “bireyselleşmek” olmuştur.Şimdiki neslin pek kullanmadığı bir kavramdan, “şahsiyet olmak”tan kopuştur birey.

“Birey”in içi boştur. Hakaret dilinde bile bir anlamı yoktur. Birine hakaret etmek istediğinizde “sen ne kadar bireysiz birisin” dediğinizde bu kof hâli anlarsınız. Oysa “sen ne kadar şahsiyetsizsin” dediğinizde, hakaretin bile içini doldurur şahsiyet. Bir var oluştur, anlam bulmadır, yaratanı karşısında muhatap alınmaktır şahsiyet olmak.

“Şahıs, şahsiyat, şahsiyet, eşhas, teşhis, müşahhas” Arapçada aynı köktendir. Türkçede bu kavramı “kişilik” sözcüğü karşılar. Kök olarak ifade edersek, kişi, belli (özne) bir kişi, bir şeye tanım koymak, seçmek, ayırt etmek, şahıs ve hâl suretine girmiş, yani tecessüm ve temessül etmiş manalarını verir.

Tecessüm; boyut kazanma, cisimlenme, görünmeye başlama, belirme, göz önüne gelme, canlanma; temessül ise, benzeşme, özümseme, temsil kabiliyetleri anlamına gelir. Ruhundan üflenmeden önceki hâl, yani tecessüm; ruhun üflenmesinden sonraki hâl, yani temessül etme (Hicr 29).

Ramazan Kayan’ın ifadesiyle “kim bu adam?” sorusunun cevabı kimliği, “nasıl bir adam” sorusunun cevabı ise şahsiyeti ifade eder. Şahsiyet, bir ferdin kendine has görünüş, duyuş, düşünüş ve davranışlarının tamamı, ihtiyar ve irade sahibi oluşudur. İnsan, artık kendi benliğinin farkındadır ve zâtına bağlı bütün hareketler üzerinde fiil hürriyetine sahiptir. Sanatkârın eserine yansıyan kendine has hususiyettir, yani artık “halife” olma hâline geçiştir.

Arap dilinde şahıs, “şa-ha-sa” fiili yüksek olmak, “yüksekliği ve görünüşü olan şey” diye tanımlanır. Böylece şahsiyet artık emanetin gökyüzüne, arza ve dağlara değil, onlara göre “yüceltilen” insana teklif edilmesi hâlidir (Ahzab 72). Aynı kökten “teşhis” sözcüğü, tanınması zor bir kişiyi, ona ait şahsi bilgilerden yola çıkarak tanıma, bilme işidir. İşte, insanın bedensel özellikleri gibi, kişiliğini başkalarından ayırt eden ruhi ve fıtri özellikleridir şahsiyet.

Şahıs kök olarak ayağa kalktı, dikildi manasını da havidir. Artık yasak ağaca yaklaşmıştır(Bakara 35) ve peygamberlik öncesi “kan dökücü “birey” olma hâlinden, önce şahıs, sonra şahsiyet olma hâline, halifeliğe” (Bakara 30) irtifa etmiştir. İşte kendisine secde emredildiğinde kibre kapılan şeytanın kıyamete kadar insanoğluyla mücadelesi, onu şahsiyet olma hâlinden kopararak, yeniden birey olma hâline, halife olmadan önceki hâline dönüştürme azmidir (Araf 16-17).

Aslında bu kadar uzun izahat bir tarafa, şu âyet şahsiyeti kâfi derecede tanımlar; “İnsan, yaratıldıktan sonra anılmaya değer olana kadar, uzun bir zaman geçmedi mi?” (İnsan 1)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Cevdet Işık Yazdı: Kayıpların En Büyüğü ‘Hakikat Bilincinin Kaybı’dır
Cevdet Işık Yazdı: Kayıpların En Büyüğü ‘Hakikat Bilincinin Kaybı’dır
10 Maddede Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Nedir?
10 Maddede Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Nedir?