Komşunun Külüne Muhtaç İken Şimdilerde Yüzüne Hasretiz
Recai Yurdan

Komşunun Külüne Muhtaç İken Şimdilerde Yüzüne Hasretiz

Peygamberimiz “komşusu açken tok yatan bizden değildir” buyuruyor.

Komşunun ırkına, mezhebine, dinine bakılmaksızın söylenen bir sözdür bu. Sadece mide açlığı değil kastedilen. Gönül açlığını da sayabiliriz.

Komşuların birbirlerine maddi ve manevi olarak daima ihtiyaçları olmaktadır. Bunu gidermekte  biz inananların görevidir. Komşularımıza güven verebilmeliyiz. Peygamber efendimiz (sav): “Komşu hakkına dikkat edin. Ben komşu hakkı konusunda Cebrail’den o kadar ısrarla ikaz aldım ki, neredeyse komşunun komşuya mirasçı olacağını zannettim” buyurmuştur.

Komşumuzla iyi geçinmeli, incitmemeli karşılıklı olarak haklarımıza ehemmiyet göstermeli ve mahallemizde sevilen bir Müslüman olmalıyız. “… Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve size hizmet eden kimselere ihsan ile muamele edin, iyi davranın…” ( Nisa 4/36)

1970’li yıllarda Ağrı’nın Patnos ilçesinin tozlu sokaklarında bahçelerinde koşup oynarken yaşadığım komşuluğun ne olduğunu şimdilerde daha iyi anlıyorum.

Komşularımızı teyze, amca, abi sayardık. Teyzelerimiz, amcalarımız ve abilerimiz bizleri gözetir, sever ve gerektiğinde ikaz ederlerdi. Biz çocuklar ise büyüklerimizden çekinir, onların göstermiş oldukları duyarlılığa saygı duyardık.

O dönemlerden hatırladığım kadarıyla kilolu insan yok denecek kadar azdı. İnsanlar imece usulü birbirlerine yardım eder, yöresine göre bulguruna, ekmeğine, çorbasına ortak yapardı.

Bir evde özel yemek piştiğinde en az birkaç komşuya ikram edilirdi. Evde bir şey bittiğinde komşudan istenirdi. Şimdiki gibi en küçük eksik de marketlere gidilmezdi.

1978’de ailece İstanbul’a göç ettik. İstanbul’un Aksaray semtinde ikamet etmeye başladığımızda komşuluk adına güzelliklerin son demlerine tekabül ediyordu.

Özellikle İstanbul’un Kumkapı semtinde o dönemler Ermeni, Türk, Kürt, Rum vatandaşlar bir arada yaşar, sokaklarda oturulur muhabbetler yapılırdı.

80 yıllarda kentsel dönüşümle beraber batıya yoğun akışla insanlarımız, maalesef bu değerleri yitirmeye başladılar. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” atasözü şöyle kenarda dursun apartmanımızda olan cenazeden bile bihaber duruma geldik.

Halbuki bizler o dönemlerde bir evde vefat olunca en az bir hafta televizyonları kapatır, radyoların sesini kısardık. Bu duyarsızlık sadece metropollerde değil artık.

Çocuklarımızı komşularımıza bırakıp bir yerlere gidebildiğimiz günler çok uzakta kaldı.

Türkiye’de dolaştığım il ve ilçelerde şahit olduğum manzara, komşuluk konusunda ki sıkıntıların aynı olduğu yönünde.

Elli binlik yüz binlik ilçelerde, ev bahçelerine kalın duvarlar örülmüş. Metropollere yakın bir hayat tarzı oralara da sirayet etmiş durumda.

Bu hastalıkların çözümü yine duyarlılıklarımızı hatırlamaktan geçiyor. Komsularımızı bayramlarda, cenazelerde, özel günlerde aramalıyız sormalıyız onlara bir kap tatlı ikram etmeliyiz.

Ailelerin birbirleriyle görüşmesini sağlamalıyız. Azda olsa bunu yapan insanları tükenmediğine şahit oluyoruz. Gelin yeniden komşumuzun külüne olmasa da bir bardak tuzuna, muhabbetine muhtaç olalım.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...