Ömer'in Adaleti İle Övünen Müslümanlar, Sizin Adaletiniz Nerede?
Gül Altuntaş

Ömer'in Adaleti İle Övünen Müslümanlar, Sizin Adaletiniz Nerede?

Hz.Ömer; her yıl hac döneminde, valilerini Mekke'de toplar, yönettiği halkla yüzleştirir, uygulanan haksızlık varsa muhakeme ettirirdi.

Şam fethi döneminde sahabeler Şam 'a gitmek isteyince, Hz. ÖMER bunlara izin vermemişti.Sadece Kur'an öğreticisi, hafız ve imamların gitmesine izin vermişti... Çünkü O'nun ferasetine göre, daha İslamı özümsememiş Şam halkına --biz sahabeyiz-- psiklojisiyle üstünlük taslayabilir, kalp kırabilir, ukalalık yapabilirler, bu da İslama mal olarak nesiller boyu kırgınlık sebebi olabilirdi.....

İşte budur ÖMER FERASETİ.... Komutanlarını güzel kıyafetler ve ziyafetlerde görünce onlara şunu demişti. ''Nimetlerin hepsini bu dünyada almış, ahrete bir şey bırakmamışsınız.!'' Ganimet dağıtım esnasında, askerin biri itiraz etti, ''bize az kumaş verdin ama üzerinde görüyorum ki; sen bizden fazla almışsın!'' Bunun üzerine oğluna işaret ederek konuş dedi. Oğlu ''babama da siz gibi iki arşın kumaş düştü, ama o uzun olduğundan kumaş O'na yetmedi ve ben bana düşen payımı babama verdim.'' İŞTE BUYDU ÖMER.....

Asker üzerindeki elbisesinin uzunluğundan O'nu suçlarken, o durumu izah edip, açıklıyor.... Herkes kadar hakkına düşeni alıyor ve kimseyi adaletin tesisi konusunda susturmuyordu..! Ömer ailesine hep şunu tembih ederdi: Haksızlık ve kanunsuzluk yaptığınızda, size cezayı iki kat uygularım bilesiniz.! Sad Bin Ebu Vakkas'ı efendimiz çok severdi. Hatta efendimiz dayım diye hitap ederdi.. Hz. Ömer zamanında halife halk günü yapmış, millet sırayla derdini halifeye arz ediyorken, Sad Bin Ebu Vakkas, sırayı bozarak, öncelik almaya çalışıyor...! Halkı iteleyerek ilerliyorken; Hz.Ömer Sad'ın kaf asına vuruyor ''Peygamberin dayısıyım diye, halkın hakkını gasp edeceğini mi sanıyorsun?'' diyerek Sad'a sırasını beklettiriyordu...İŞTE BUYDU ÖMER ADALETİ......

Hak yiyip, sonra lafa gelince beylik laf etmiyordu.... İlk başta savaşta elde edilen ganimet ve esirler, askerler arasında pay ediliyordu.. Ve bu taşınır mallar ile asker tatmin oluyordu.. Fakat fetihler Mezopotamya'ya gelince, dünyanın en verimli, tarım yapılan arazilerini gören askerler,toprak payı da istediler... Feraset sahibi Hz. ÖMER DÜŞÜNDÜ: Askerlere toprak verdiğinde, bir kere bedeviler bu verimli toprakları işleyebilecek, üretim bilgisine sahip değil. Dolayısıyla işlenmeyen , işlenemeyen toprak, kıtlık sebebi olabilir. Ayrıca , toprağı elinden alınan yerli halk, köleleşmek zorunda kalır, bu da hoşnutsuzluk sebebi olur.. İslama mal edilirse, fetih maksadı kaybolur. Yada halk göç eder bu da istenmeyen sonuç demektir....... Köleleştirmeyin tembihi, ve Haşr suresi 10. ayetini , ''kazandığınız mallar sizin ve sizden sonrakilerindir'' senet göstererek, askere toprak dağıtmamış, onun yerine toprak sahibi, toprağını işleyerek üretmiş ve çıkan üründen vergi vermiştir.. Bu da devlete sürekli gelir olmuş, asker maaşa bağlanmış, Devletleşmenin temeli sağlamlaştırılmıştır... İşte budur Hz. Ömer feraseti ve adaleti.

Laf olsun diye ÖMER ADALETİ denmiyor... O yaptığı bir hamlede, en az üç nesil sonrasını da hesap ederek hareket ediyordu. Mısır'da deve yarışları yapılmış ve bir kıptinin devesi birinci gelmişti. Oysa yarışlarda zamanın valisinin oğlunun devesi de vardı. Ve kendi devesinin birinci gelmemesine sinirlenen valinin oğlu, kıptiyi kafasına vurarak ,''sen nasıl birinci gelirsin'' deyip dövdü.. Olay Hz. ÖMER' e duyuruldu. Ömer valiyi ve oğlunu hac mevsiminde Mekke'ye çağırdı. Muhakeme etti ve herkesin gözü önünde vali ve oğlunu kıptinin kırbaçlamasına karar verildi... Ve aynen de tatbik edildi.. Etrafta bulunanlar --ya Ömer sen böyle valileri küçük düşürürsen kimse valileri dinlemez-- deyince, ''adalet uygulanırsa asıl, düzen sağlanır.!'' diyerek susturdu....

Prensip olarak bir valiyi bir kaç yıldan fazla aynı bölge görevinde tutmazdı ki, laçkalaşma olmasın.!...... Muaviye, Ömer'in kölesinden bile korkardı. Çünkü, biliyordu ki,adalet sahibi Ömer, asla liyakattan vazgeçmezdi.. Bir gece vakti Hz.Ömer devlet işini yapıyorken odasına sahabelerden biri gelip selam vermişti.. Hz.Ömer selamı başı ile alıp, suskun vaziyette işine bir miktar daha devam etti.. Sahabe şaşkın bekledi. Belli bir süre sonra Hz. Ömer önünde yanan mumu söndürüp, cebinden çıkardığı diğer mumu yaktıktan sonra, misafirine dönerek , hal hatır sordu. Misafir şaşkın; '- Ya Ömer, niçin hemen selamımı almadın ve bir mumu söndürüp diğer mumu yaktıktan sonra konuşmaya başladın?'' Hz Ömer cevap verir; - Evvelki mum devletin hazinesinden alınmıştı. O yanarken özel işlerimle meşgul olsaydım Allah indinde mesul olurdum. Seninle devlet işi konuşmayacağımız  çin, kendi cebimden almış olduğum mumu yaktım, ondan sonra senine konuşmaya başladım.

İbn-i Abbas anlatmaktadır: Soğuk ve ıssız bir kış günü, gece sokağa çıkmıştım. Gecenin ayazı öyle soğuktu ki, kimselerin sokakta olmasına ihtimal vermezken bir karaltı daha gördüm , yaklaşınca farkettim ki bu Ömer'di. Gecenin bu saatinde niçin dışarda merak ediyordum. Birlikte yürümeye devam ettik.. Ömer hemen hemen her kapının önünde bir miktar dikilip, hissettirmeden içeriden gelen sesleri dinliyordu. Dinleye dinleye sokak sokak Mekke mahallelerini dolaştık. Hiçbir tarafta çıt yoktu, herkes bölünmez uykularının salıncağında soluyordu. Belki de şu koca şehirde gecenin bu saatinde Halife Hz. ömer (r.a) ile benden başka uyanık olan tek kişi yoktu. Şehrin dışına çıktık, yolun en ucundaki bir çadıra sıra geldi. Birbirine karışmış durumdan ağlayan çocuk sesleri geliyordu. Hz. Ömer (r.a.) kapıyı vurup selamla birlikte içeriye daldı. Evin içi karmakarışıktı. Durmadan ağlayan çocukların gözleri şişmişti. Yaşlıca bir kadın ocağın başına oturmuş hem ateşin üzerinde kaynayan tencereyi karıştırıyor hem de halsizlikten dizinin dibine serilen minicik yavruları susturmaya çalışıyordu. Kadın da bitkin ve halsiz görünüyordu. Ömer kendini tanıtmadan sordu: "valide bu yavrular niye böyle durmadan ağlıyor?" Kadın içini çekerek kısaca "iki günden beri açtılar da ondan,"sen şu ateşte kaynayanı yemek mi pişiyor sandın; ne gezer!.. Yavruları avutabilmek için çakıl koydum tencereye; durmadan kaynatıyorum. Pişirecek hiçbir şey yok. Bu gördüğün yavrular benim, anasız babasız yetim torunlarımdır. Oğlum, kocam ve kardeşlerimin her biri bir muharebede şehit düştüler. Evin geçimini temin edecek bir erkeğim yok. Ben de hem yaşlı ve hem de kadın halimle halim kalmadı. İşte böyle aç ve perişan kaldık.kimseye gidip halimi anlatmaya, el açıp bir şeyler dilenmeye de yüzüm tutmuyor. " diye cevap verdi. Hz. Ömer; "valide, şehirde oturan müslümanların emirine, Halife Ömer'e neden başvurup durumunu anlatmıyorsun?" Gözyaşı döken kadının derin üzüntüsü yerini anlatılmaz bir kin ve kızgınlığa bıraktı. Hiddetten kararan bakışlarını Halifeye dikerek şu sözleri söyledi. "Dilerim ki o Halife Ömer daha dünyada iken bulsun Ahirette de elim yakasından kopmasın."Hz. Ömer (r.a.) kekeleye kekeleye "Niçin Ömer'e böyle beddua ediyorsun valide! Onun bu işte günahı nedir?" dedi. Kadın aynı kızgınlıkla bu sözlerin cevabını yetiştirdi: "evladım!.. Ben şu ihtiyar halimle iki günden beri gece gündüz demeyip yetim avuturken o nasıl rahat yatağında uyuyabilir? O, müslümanların reisi, baş bekçisi değil mi? Bizler evvela Allah'a sonra do onun eline emanetiz. Gelip de benim halimi nasıl sormaz. Müslümanların reisi olmayı böyle kolay mı sanıyor! "Madem ki dertlilerin derdini zamanında haber alıp çaresine koşmayacaktı, zamanında niye Halife olmayı, müslümanların başına geçmeyi kabul etti? Uzak diyarlardaki şehirlere gaza, gaza diyerek asker yürütmekle görevini yapmış olacağını mı sanıyor Ömer ?.." Ömer artık erimişti.... sesi cevap verecek kadar bile çıkmıyordu. Boğazı düğümlenmiş, el ve ayakları titriyordu.. Ve Ömer doğrulabildi nihayet... Un çuvallarını kendi sırtıyla taşırken, yemeğin pişmesi için, çalı çırpıyı kendi elleriyle toplarken, pişen yemeği elleriyle yavrucaklara yediriken bile gözlerinden, suçluluk hissinden hala kurtulmadığı belliydi... Sonraki gün , kadına ve yetimlere maaş bağlandı... Kadın hiç çekinmeden halifeye; gayet ciddi bir ifade ile şu son cevabı verdi; "işte böyle göster adaletini eline bakan bütün müslümanlara karşı." ......

Ve Ömer işte bu hasletleri ile Ömer'di....

Ve O Ömer'in adaletini bin dört yüz küsür yıldır, anlata anlata bitiremiyordu müslümanlar..... .

Ömer'in adaleti ile bin dört yüz yıldır övünen müslümanlar; sizin adaletiniz nerde?

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...