Günümüzün Kerbela’sı Yemen’in Serencamı ve Ümmetin Duyarsızlığı…
Ramazan DEVECİ

Günümüzün Kerbela’sı Yemen’in Serencamı ve Ümmetin Duyarsızlığı…

Arap Yarımadası'nda, Umman ile Suudi Arabistan’a komşu olan Yemen eski çağlarda zenginliğiyle bilinen bir ticaret merkezidir. Yemen bugün açlıkla, hastalıkla, yoklukla ve yoksullukla uğraşıyor. İşte bu durum emperyalizmin, sömürünün ve zulmün Yemen’i getirdiği noktadır.

Yemen’in eski çağlardaki zenginliğinin belirtisi olarak, Romalılar bu ülkeyi, fethettikten sonra buraya müreffeh ve bereketli anlamına gelen, Arabia Felix ismini vermişler. [1]

Yemen, Miladi yedinci yüzyılında, İslam ülkesi oldu. Peygamberimizin Muaz b. Cebel’i buraya  yönetici olarak gönderdi. Bir dönem Hz. Ali’ninde tebliğ ve yöneticilik için bulunduğu Yemen tarih boyunca zalim yöneticilere karşı hep direniş gösterdi kıyam etti.

1517 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından ele geçirilen Yemen bu süreye kadar uzun süre Emevilerin ve Abbasilerin yönetiminde kaldı. Dönem dönem ise yerel yöneticiler özelliklede Zeydi İmamlar tarafından yönetildi. Yemen 1918’de Osmanlı askerleri çekilene kadar 401 yıl boyunca Osmanlının bir vilayeti olarak kaldı.

Yemen Osmanlılar için askerlik görevine gidilen ama dönüşü olmayan yerdi. Türkülere konu olan Yemen’e babamın amcası da askerliğe gitmiş ama geri dönmemişti.

Kuzey Yemen 1918 yılında Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını ilan etti.

Yemen Zeydilerin en yoğun olarak yaşadıkları yer. Bu bölgede Zeydiler birçok kez uzun yıllar süren devletler kurdular.

Zeydilik, adını Hz. Hüseyin’in torunu Zeyd bin Ali’den alan Şianın kollarından olan ve Şia içerisinde Ehl-i Sünnete en yakın kabul edilen bir mezhep. Zeydiliğin Zeyd bin Ali'nin Emevî halifesi Hişam'a karşı ayaklanması sonucu ortaya çıktığı söyleniyor. Zeydiye mezhebinin İmamı ve kurucusu olan Zeyd bin Ali Emevilere karşı kıyam etmiş ve kıyamı sonucunda şehit olmuştur. İmam Zeyd’in kıyamının en büyük destekçilerinden biride İmam-ı Azam Ebu Hanife’dir[2]

Tarihteki İlk Zeydî devleti 864 yılında Hazar Denizi'nin güney kıyı şeridinde Taberistan'da kurulmuştur.[3]

Yemen Zeydileri’nin seksen yedinci İmamı olarak anılan İmam Yahya  1905 yılında Osmanlıya karşı ayaklandı.

İmam Yahya, 1918’de Yemen’de Osmanlı idaresinin sona ermesinin ardından bağımsız Yemen Zeydî Emirliği’ni kurarak ilk hükümdarı oldu. İmam Yahya’nın yönettiği Yemen 1945 yılında Arap Birliği’ne 1947 yılında Birleşmiş Milletler’e üye oldu.[4]

İmam Yahya 1948’de vefat edince oğlu Seyfülislam Ahmed Nasır İmam oldu. 1962 yılında vefat edene kadar yönetimde kaldı. Eylül 1962’de ölümü üzerine onun oğlu Muhammed Bedr imam seçildiyse de bir hafta sonra San‘a askerî birlikler tarafından kuşatılınca görevi bırakıp kaçmak zorunda kaldı Tarih 26 Eylül 1962 idi.

Böylece Yemen’de monarşi sona erdi ve Mısır’ın desteğiyle Yemen Arap Cumhuriyeti Kuzey Yemen kuruldu. Cumhurbaşkanlığına da Abdullah Sellal adlı bir subay getirildi.

İngiltere mandası olan Güney Yemen ise bağımsızlığına Kasım 1967’de kavuştu. İki devlet, 22 Mayıs 1990’da birleşti.

Yemen, ilk doğrudan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Eylül 1999’da yaptı. Kendisi de Zeydi olan Ali Abdullah Salih, beş yıl süreliğine ülkenin Cumhurbaşkanı seçildi. Ali Abdullah Salih Yemen'de aşiretlerin desteğiyle 1978'den beri ülkeyi yönetiyordu.  2003'te yeniden seçilen Salih, bu sefer daha uzun süre iktidarda kalmak için anayasayı değiştirdi..

Ailesi Sanhan aşiretine mensup olan Ali Abdullah Salih Zeydi olmasına rağmen 2004 yılında ülkenin kuzeyindeki Zeydiler direnişi ile karşı karşıya kaldı. Zeydilerin etkin gücünü oluşturan Husiler ile Salih yönetimi arasındaki çatışmalar şiddetlenerek 2010 yılına kadar devam etti.

Husilerin çoğunluğunu oluşturduğu bu direniş hareketi 1992 yılında Mümin Gençler adı ile kuruldu, 2004 Yılında “Ensurallah Hareketi” ismini aldı.  Ali Abdullah Salih başkanlığındaki Yemen Hükümeti, Husiler’i  Hizbullah’a benzer silahlı bir örgüt kurmak, camileri Amerikan karşıtı ve terör yanlısı söylemlerini yaymak için kullanmakla suçluyordu.[5]  

Şubat 2010'da Yemen hükümeti ile Ensarullah savaşçıları arasında bir ateşkes yapıldı. 2010 yılında silahlı direniş önemli oranda bitti.

Tunus’ta başlayan Arap baharı süreci Yemen ’ide etkiledi ve Yemen’de 27 Ocak 2011’de Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih yönetimi aleyhine gösteriler başladı. Sana Üniversitesi’nde başlayan protestolar, daha sonra ülkenin geneline yayıldı.

Yemen’in nüfusu yaklaşık 25 milyon. Yemen’de nüfusun tamamına yakını Müslüman, Müslümanların yüzde 60'ının Sünni, yüzde 40'ının ise Zeydi olduğu söyleniyor... Zeydilerin ağırlığını Husi aşireti oluşturuyor.[6]

Yemen’de birde Ahmer aşireti var. İhvan’ın Yemen’de teşkilatlanmasına ön ayak olan bu aşiret Sünni ve 2011’de Ali Abdullah Salih’e karşı halk isyanının arkasındaydı.

2011 yılından önce Yemen’e gidenler Yemen’de Sünniler ile Zeydiler arasında bir mezhep problemine şahit olmadıklarını her iki kesimin güzel ve kardeşçe ilişkiye sahip olduklarını birbirlerinin camilerinde namaz kıldıklarını söylüyorlar. Bugünkü iş savaşta Husilerin yanında azımsanmayacak bir Sünni topluluğun olması, Yemen’de sorunun mezhebi olmadığının bir göstergesi.

Ensarullah’a sosyalistler ve Şafii Sünni Müslümanlar ciddi bir destek veriyor. Özellikle büyük kentlerde Enarullah’ın düzenlediği gösterilere yüzbinlerce insan katılıyor.[7]

İlginçtir ki Mısır’da, ihvanı terörist ilan eden Suudiler Yemen ihvanına sahip çıkıyor ve destekliyor.

2011’de Ali Abdullah Salih’e başlayan isyan hareketlerini yönlendirmek isteyen Suudiler iktidarın emin ellere geçmesini temin için 2012’de Salih’in koltuğunu yardımcısı Mansur Hadi’ye bırakmasını sağladılar.

Salih dönemi statükonun sürdürülmesinden yana olan kesimlerle Salih döneminde dışlanan ve ezilen kesimlerin talepleri arasında denge kurmaya çalışan Mansur Hadi, Ensarullah ile Güney Yemen Hareketi’nin baskıları sonucu ulusal diyalog konferansları düzenlemeye mecbur oldu. Konferansların sonucunda tüm grupların imzaladığı ‘Ulusal Barış ve Katılım Anlaşması’ yapıldı. Anlaşma tüm siyasi grupların yönetime adil ve eşit katılımını öngörüyordu.  Ancak eski statükonun devamından yana olan gruplar, anlaşmaya aykırı adımlar atarak anlaşmayı işlevsiz hale getirdiler.

Tek adaylık seçimle başkan seçilen Mansur Hadi’nin 2014’te ulusal hükümet kurulması yönündeki anlaşmaya uymaması siyasi krizi derinleştirdi.[8]

2014’te geçiş sürecinden memnun olmayan bazı Sünnilerin de desteğiyle başkentte eylem başlatan Ensarullah, Ocak 2015’te başkanlık sarayını kuşattı ve ele geçirdi.

Cumhurbaşkanı A. Mansur Hadi, çözüm yönünde adım atmak yerine 22 Ocak’ta istifa etti ve istifadan sonra ülkeyi terk etti.

Mansur Hadi’nin ülkeyi terk etmesi üzerine Husiler 6 Şubat bazı kararlar alarak yönetim boşluğunu ortadan kaldırdı.

6 Şubat kararları özetle şu adımları içeriyordu:

1- Meclis feshedildi ve geçiş sürecinde meclisin yetkilerine sahip 551 üyeli bir Ulusal Geçiş Konseyi kuruldu.

2- İstifa eden Cumhurbaşkanı Abdurrabbih Mansur Hadi’nin yetkilerini devralan 5 üyeli bir cumhurbaşkanlığı kurulu oluşturuldu.

3- Ülkedeki güvenlik ve istikrarı sağlamak üzere bir Ulusal Güvenlik Konseyi kuruldu.[9]

Bu kararlar ile Husiler Yemen’deki her kesimi yönetime katmak istemişti.

Ensarullah “Yemen’in sorunlarını hiçbir parti tek başına çözemez” diyerek tüm kesimlerin yer aldığı ulusal birlik hükümeti kurulmasını istiyordu. Husiler silahlı çatışmalar yaşadığı İhvan’ın siyasi örgütü olan Islah Partisi’nin dahi kabinede olması gerektiğini savunuyordu.

Ensarullah yönetimde etkin olması üzerine Mansur Hadi Suudilerin baskısı ile istifasını geri almış ve Suudilerin isteği ile Aden’e giderek Husilere karşı mücadeleye başlamıştı.

Mansur Hadi’nin istifasını geri almasının ardından Suudiler de Hadi’yi koltuğuna döndürme adına İslam ordusu dedikleri bir koalisyon gücü kurup Husilere ve destekçilerine karşı savaş başlattılar.

Türkiye’nin içinde yer almadığı ama başlarda destek verdiği bu oluşumun motor gücünü Suudiler ve Birleşik Arap Emirlikleri oluşturuyor. Körfez ülkeleri, Mısır, Fas, Moritanya, Ürdün, Sudan koalisyon güçlerine az yada çok katkı sunarken, bu süreçte Suudilerin en büyük destekçisi ABD, İngiltere ve Fransa oldu. 

Koalisyonun müdahalesi Hadi’nin üs olarak kullandığı Aden’in Husilerin kontrolüne geçmesi önlendi. Koalisyon güçlerinin, 26 Mart 2015’te "Kararlılık Fırtınası" adı ile başlattıkları hava harekâtı o günden bu yana devam ediyor. Attığı bombalarla Kadınları çocukları Yemenli mazlumları öldüren Suudi rejimine karşı dünya Müslümanları ise sessiz ve tepkisiz.

Suudilerin baskısı ile Cumhurbaşkanlığından istifa etmek zorunda kalan Eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’de daha önce Suudilerin desteğiyle 2004-2009 arasında 6 kez savaştığı Husilerle ittifak yapıp Suudi liderliğindeki koalisyona cephe aldı.

Yemen fiili olarak ikiye bölündü. Bir tarafta Sanaa’yı kontrol eden Ensarullah ve Salih’e bağlı güçler, diğer tarafta Aden’de üstlenen Hadi, Sünni aşiretler ve ‘ayrılıkçı’ güneyliler var.

Ensarullah’ın en büyük destekçisi Dünya’da İran İslam Cumhuriyeti idi.

Husilere olan desteğinden dolayı İran Yemen’i karıştırmakla ve mezhepçilikle suçlandı. Hatta ne hikmetse Yemen’i bombalayarak katliam yapan Suudi rejiminden daha fazla suçlandı.

Abdulmelik Husi’nin kardeşi ve hareketin önceki lideri Hüseyin Husi’nin İran’da dini eğitim almış olmasından ve hareket içerisinde İmamiye Şiiliğine mensup olanların bulunmasından dolayı Husilerin Zeydi olmadığı yönünde propagandalar yapılsa da Husiler bunu kabul etmiyor ve İmamiye tercih edenlerin azınlık kendilerinin Zeydi olduğunu söylüyorlar...

Zeydilerin Yemen tarihi boyunca Abbasi ve Osmanlı dahil tüm yönetimlere karşı direndiğini ve bu direnişleri sonucunda birçok kez Yemen yönetiminde etkin olduklarını dikkate alınırsa İran’ın Yemen’i karıştırdığı iddiasının çok doğru olmadığı anlaşılır.

Ama İran’ın, Yemen’de Arap baharı sürecinde de öncesinde Husileri desteklediği de bir gerçek. Bugün Husiler Lübnan Hizbullah’ına benzer anti Amerikancı ve Siyonizm karşıtı bir söylemle Ensarullah ismi ile teşkilatlanarak Suudilere ve koalisyon güçlerine karşı mücadele ediyorlar.

Ensarullah’ın direnişi karşısında çokta başarılı olamayan zalim Suudi rejimi dört yıla yakın bir süredir mazlum Yemen halkına hiçbir ayırım gözetilmeksizin saldırarak, bombalayarak kitleler halinde katlediliyor.  

Bugün Yemen’de bombardımanına uğrayan köyler, kasabalar ve diğer yerleşim birimleri tamamen tahrip olmuş vaziyette. Bombalarla kadınlar çocuklar öldürülüyor, yaralanıyor sakat kalıyor ama tüm bu katliamlara dünyadan hiçbir tepki olmadığı gibi gündeme bile gelmiyor.

Dünya Müslümanları da, Türkiye Müslümanları da söz konusu Yemen olunca nedense görmüyor, duymuyor ve konuşmuyorlar. Sanki Yemen’de ölen çocuklar çocuk değil, sanki Yemen’de ölenler insan değil....

Ülke baştanbaşa adeta harabeye dönmüş durumda. Yıkılan evlerin ve binaların enkazından çıkarılan kadın, yaşlı ve çocuk cesetleri vicdan sahibi her insanın yüreğini dağlıyor. Ayrıca hastaneler yaralılarla dolu. Altyapısı tahrip olan bu ülkede hijyenik bir ortam olmayışından kolera ve tifo hastalığı her tarafı sarmış vaziyette. Koleradan ölen çocuk ve yetişkinlerin sayısı binlerle, onbinlerle ifade ediliyor.

Yemen karadan denizden ve havadan ablukaya alındığı için ülkeye gıda maddesi girmiyor giremiyor. Stokların tükenmiş olmasından dolayı da açlık baş göstermiş, insanlar bir lokma ekmeğe muhtaç duruma düşmüş vaziyette. Sosyal medyadan ve bu konuda haber yapan çok az haber sitelerinden öğrendiğimiz kadarıyla, insanlar ot ve ağaç yapraklarından yemek yapmaya çalışıyorlar.

Özetle bugün Yemen’de tam bir insanlık dramı yaşanıyor. zalim Suud rejimi dünyanın tepkisizliğini fırsat bilerek mazlum Yemen halkını bombalamaya devam ediyor.

Yemen Kerbela bugün. Açlık, susuzluk, hastalık ve ümmetin sessizliği duyarsızlığı ile Aşura günü Yemen’de yeniden yaşanıyor...

Zalim Suudi rejimi tıpkı Yezid gibi, Allah’ın adını kullanarak Yemen’de kadınları ve çocukları katledip bir halkı açlığa susuzluğa, haksızlığa mahkum ediyor...

Peki tüm bu zorluklar karşısında “Husiler pes eder mi” Fehim Taştekin ifadesi ile Husiler masaya oturmak zorunda kalabilirler fakat ‘teslimiyet’ buraların tarihine yabancı bir kavram. Suudi Kralı Abdülaziz, 1934’te Yemen’i işgal edip Asir, Cizan ve Necran’ı aldıktan sonra geri kalan yerlerden çekilince eleştirilere maruz kalır. Verdiği yanıt bugün de geçerlidir:

Suudi Kralı Abdülaziz, şöyle demişti: “Yemen’i bilmiyorsunuz; dağlıktır ve kabilelerden oluşur. Kimse kontrol edemez. Tarih boyunca fethetmeye kalkışanların hepsi başarısız olmuştur. Son başarısız işgalci Osmanlı Devleti’dir. Kendimi ve halkımı Yemen’de heba etmek istemem.”[10]

Dikkat edin aldatıcılar sizi Allah adı ile aldatmasın...

 

 

[1] http://www.aljazeera.com.tr/ulke-profili/ulke-profili-yemen

[2] http://www.ekrangazetesi.com/kose-yazisi/705/imami-azam-ebu-hanifenin-siyasi-mucadelesi.html

[3] https://www.timeturk.com/zeydilik-nedir/haber-778029

[5] http://www.rudaw.net/turkish/interview/09042015

[6] http://www.aljazeera.com.tr/ulke-profili/ulke-profili-yemen

[7] http://www.rudaw.net/turkish/interview/09042015

[8] http://www.ydh.com.tr/YD447_yemende-darbe-mi-oldu-devrim-mi-.html

[9] http://www.ydh.com.tr/YD447_yemende-darbe-mi-oldu-devrim-mi-.html

[10] https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/06/22/yemen-bogun-eger-mi-suudi-atasi-aksini-soyluyor/

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
ahmet aldemir     2018-11-20 Duyarsızlık yaşayan ölü olmaktır. Dünyada ZULÜM, SÖMÜRÜ ve YOKSULLUK yaşanırken DUYARSIZ olanlar, İNSAN kalabilir mi? Ahlaksızdan, EMPERYALİSTLERDEN, ZALİMLERDEN daha CESUR olup haktan haklıdan YANA olup VİCDANIN gereğini yapmadıkça ERDEMLİ olunamaz.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...