Örgütlerde Duygusal Sermaye
Nevzat ÖZKAYA

Örgütlerde Duygusal Sermaye

Sermaye dendiğinde hep para ve karşılığı akla gelir. Son dönemlere kadar pek de farkında varılmayan ve yeni gündemde olan sermaye türü önemini fark ettirmiştir.

Güne başlarken maruz kaldığımız birçok uyaran içinde yer alan acelecilik,

Üstün ve farklı olmak, daha iyi olmak mesajları bedenimizi, düşüncelerimizi ve duygularımızı çok da etkilemektedir.

İnsanlar arasındaki rekabet döngüsü, duygusal doyumsuzluk, sosyal yalnızlık, teknolojik değişimlerle birlikte bu gelişmelere uyum çabası hepimizi farklı boyutlarda etkilediğini söyleyebiliriz.

Değişik canlılar için yaşamsal yasalardan biridir. Yapı değişirse çözüm de değişir, daha doğrusu değişmeli. “Eski köye yeni adet getirme” düşüncesi veya “icat çıkarmayın” yerine, artık yeni adetlere, yeni icatlara ve yeni yönetim biçimlerine “hızla” geçebilmeliyiz.

****

İşletmelerin varlıklarının sürdürülebilir olmasının, olmazsa olmazlarından biri olan karlılık ve büyümenin bağlı olduğu unsurlar arasında; finansal sermaye, iş modelleri, insan kaynakları, müşteri yönetimi, tedarik ve ürün yönetimi, satış ve pazarlama yer alırken, sahip olanlarda fark yaratacağına inanılan “duygusal sermaye”yi de eklemek gerekir. İşletmelere kamu kurumlarını da ekliyorum. Kamu’nun da işletim sistemi özel sektörden çok da farklı değil aslında.

Duygusal sermaye, problem çözme, etkili iletişim kurma hassasiyeti ve nitelikli işbirlikleri kurabilme yeteneğini kapsamaktadır. Aynı zamanda içerisinde tüm insani unsurları barındırmakta ve günümüz koşullarında neredeyse olmazsa olmaz diyebileceğimiz “birlikte üretmek” ve birlikte yaşamanın haz veren yanı olan mutlu yüzlerin yer almasını sağlayabilmektedir. Duygular, inançlar ve değerler olarak üç temel türe ayrılmaktadır.

İşletmelerde duygusal sermaye, çalışanların işlerine olan bağlılıkları, işteki performansları, sadakat, sorumluluk almak, katkı sunmak şeklinde kendisini göstermekte ve aynı zamanda bu tutum ve davranışlar için gerekli olan kolektif duygusal enerjinin kaynağını oluşturmaktadır.

İş yaşamının önemli gereklerinden biri olan karar verme üzerine yapılan çalışmalar sonucunda, en rasyonel kararlarda dahi duyguların etkisinin olduğu gözlemlenmiştir. Yaşam içinde edindiğimiz birçok deneyim sadece durumlar ve olaylar değil, aynı zamanda beynimizde depoladığımız duygularla bütünleşmiş anılardır. Yaşam bilgeliğimiz kendisini aniden ortaya çıkan sezgilerimiz ve/veya içgüdüsel duygular şeklinde gösterir ve karar verme eyleminde doğruluğumuzu ve verimimizi dikkate değer biçimde etkilemektedir.

Tüm bunlar dikkate alındığında yöneticilerin ve çalışanların yaptıkları işe karşı duygusal aidiyet hissedebilmeleri ve memnuniyetleri için, duyguları iyi tanıyabilmeleri, duyguların davranışları nasıl etkileyebildiği, duyguların ifade ediliş tarzları onların nasıl yönlendirilebileceği konularında daha bilgili olmalarını zorunlu kılmaktadır.

Duygu yönetimi, insanın içinde bulunduğu duygu durumunu tanımlayabilmesi, türünü, yoğunluğunu, zaman akışını ve kalitesini etkilemeye hizmet edebilmesidir.

Duygu yönetimi, belirli özelliklerin varlığı, onların geliştirilmesi ve etkili kullanılabilmesi ile mümkündür. Bu özellikler arasında özdenetim, özbilinç, iletişim, sosyal beceriler, empati yer almaktadır.

Kurumların olumlu bir duygusal iklime sahip olmaları ve sürdürülebilir ilişkileri devam ettirebilemelerinde en önemli görev liderlere düşmektedir.

Liderlerin yönetim felsefesi, liderlik tarzı, otorite biçimi, işe ve bireyle karşı tutumları, örgütlerde olumlu veya olumsuz duygusal iklimin oluşmasında en önde gelen faktörlerdendir. Oluşturulan duygusal iklim, duygusal sermayenin kalitesini ve yönünü belirlerken, yepyeni bir yaşam alanı oluşturmaktadır. Kurumlarda liderlerin benimsedikleri liderlik tarzlarının nasıl bir duygusal iklim yaratabileceği konusu tabi ki önemlidir.

Kurumların hayatlarına, güçlenerek devam etmeleri, duygusal sermayeyi içlerinde gizli bir hazine gibi taşıyan çalışanların ruhlarına dokunabilmekten geçmektedir. Çağdaş dünyada çağdaş yönetim tavrı bunu gerektirir. Bu hazineye talip olan işletmelerin izleyeceği yol haritası, çalışanların kendilerini değerli hissedecekleri, duygularının rahatça ifade edebilecekleri etkileşim ortamlarının sağlanması ve insana bütünsel bakabilen bir yönetim anlayışı ile hayata geçebileceğini söyleyebiliriz.

 

                                                              

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...