Hz. Osman’ın Kanı Üzerinden, Hz. Ali’den İstenen Adalet mi, Yoksa Adaletsizlik mi?
Ramazan DEVECİ

Hz. Osman’ın Kanı Üzerinden, Hz. Ali’den İstenen Adalet mi, Yoksa Adaletsizlik mi?

İslam’ın esası tevhid ve adalettir. Müslümanın diğer insanlardan farkı tevhide olan inancı ve adaleti esas alan yaşamıdır. Kuran inananlara düşmanlarına karşı bile adaletli olmaları gerektiğini emreder. Victor Hugo “İyi olmak kolaydır zor olan adil olmaktır" der. Onun için tarih boyunca iyi insanlar çok olmuş ama adaletli insanlar çok az olmuştur.

Yazılarımda sık sık adaletin maslahata kurban edilmemesini gerektiğini bunun Nisa 135 ve Maide 8’in bir gereği olduğunu söylüyor ve bunu insanlığın adalet sesi olan Hz. Ali örnekliği üzerinden anlatmaya çalışıyorum. 

Maslahatın bir zorunluluk olduğunu ve İslam’ın ilkelerinden biri olduğunu söyleyen kimi islamcılar, Hz. Ali’nin Hz. Osman’ın katillerini cezalandırmayarak bir anlamda adaleti değil maslahatı tercih ettiğini söylüyorlar.

Peki gerçekten durum böyle mi?

Öncelikle evet maslahat İslam fıkhının ilkelerinden biridir ama adalet sözkonusu olduğunda değil. Çünkü adalet konusunda maslahatı gözetmek adaleti zedeler, ancak Müslümanların vahdeti söz konusu ise maslahatçı olmak gerekir. Hz. Ali adalet konusunda değil ama, vahdet sözkonusu ise enbüyük maslahatçı olmuştur.

Peki; Hz. Osman’ın katilleri biliniyordu da  Hz. Ali maslahat için üçüncü halife Hz. Osman’ın katillerini cezalandırmadı mı?

Bu soruya doğru cevap verebilmek için öncelikle olayları doğru bilmek ve doğru değerlendirmek gerekiyor.

Hz. Ömer H. 23. Yılı Zilhicce,  M. 644 yılı Kasım ayında Mugîre b. Şû'be'nin Hristiyan kölesi Ebû Lü'lü tarafında sabah namazında şehit edilmişti.
Hz. Ömer şehit olma
dan önce, kendisinden sonra halife seçimini Hz. Ali, Osman, Zübeyr, Talha, Sa'd b. Ebî Vakkas ve Abdurrahman b. Avf’tan oluşan  altı kişilik şuraya bırakmış onlardan içlerinden birini halife seçmelerini istemişti. Bu şuradan Talha, Hz. Osman’a Zübeyr Hz. Ali’ye Sad b. Vakkas kendisine oy kullanmıştı. En son Abdurrahman b. Avf’ın oyu ile Hz. Osman üçüncü halife olarak seçilmişti.

Hz. Ömer’in oğlu Ubeydullah b. Ömer, Babasının katilinin yerini ve kaçmaya çalıştığını öğrenince peşinden giderek Ebû Lü’lü’yü kızını, olaydan kısa bir süre önce müslüman olan eski Sasani komutanlarından Hürmüzan-ı Farisi’yi ve Cüfeyne’yi öldürdü. Hz. Ali ile bir kısım sahâbeler katil dışında başkalarınıda öldürdüğü için Ubeydullah’a kısas uygulanmasını istediler, ama ikinci halifenin oğlu olduğu için bazı sahabelerinde ricası ile üçüncü Halife Hz. Osman kısası uygulamadı. Ubeydullah b. Ömer, Hz. Ali halife olunca kendisine kısas uygulayacağını düşündüğü için Şam’a Muaviye’nin yanına gitti ve Sıffın savaşında Muaviye’nin komutanı olarak öldü.

Hz. Osman hilafete, adaleti maslahata kurban ederek başlamıştı. Daha sonraki süreçte Hz. Ömer’in atadığı valileri azlederek yerlerine ehil olup olmadıklarına bakmadan akrabalarını atamıştı. Hz. Osman Kûfe valisi Sa’d b. Ebî Vakkâs’ı azledip yerine anne bir kardeşi Velid b. Ukbe’yi, Mısır valisi Amr b. el-Âs’ın yerine sütkardeşi Abdullah b. Sa’d b. Ebî Serh’i görevlendirmiş, kısa bir süre sonrada Basra valisi Ebu Musa el-Eş’ari’yi görevden alarak dayısının oğlu Abdullah b. Amir’i Basra valiliğine tayin etmişti. Hz. Osman, önemli eyaletlere yakın akrabalarını tayin etmiş sadece Şam valisi olan Muaviye’ye dokunmamıştı. Zira Muaviye zaten Emevi ailesindendi. Hz. Osman Muaviye’nin adaletsiz uygulamalarını eleştiren muttaki sahabi Ebuzer’ide Rabeze’ye sürgüne göndermişti.

Hz. Osman Peygamberimizin daha önce ceza olarak Medine’den Taif’e sürgüne gönderdiği  Hakem’in Medine’ye dönmesine izin vermiş ve ona ekonomik olarak iyi bir ücrette tahsis etmişti. Hakem’in ayrıçalığı bununlada bitmemiş, Hakem’in oğlu Mervan’a Fedek arazisini vermişti. Fedek arazisi Peygamberimizin Hz. Fatıma’ya verdiği arazi idi. Hz. Ebubekir onu beytulmala almıştı. Hz. Fatıma’nın ve çocuklarının hakkı olan Fedek arazisini Hz. Osman amcaoğlu ve damadı olan Mervan’a vermişti.

Hz. Osman’ın tayin ettiği bu valiler bulundukları yerde yaptıkları adaletsiz ve gayrı islami uygulamalarla huzursuzluk nedenleri olmuşlardı. Bölge halkları valilerle birlikte valiyi atayan halifeyide eleştiryorlardı.

Hz. Osman’ın hilafetinin süresi uzadıkça Valilerin yaptıkları haksızlıklar sonucunda huzursuzluklar o kadar arttı ki 656 yılının nisan ayında Mısır, Kufe ve Basralılardan oluşan muhalif gruplar, hac gerekçesiyle Medine’ye Halife’ye hesap sormaya geldiler.

Muhalif guruplar Halife’nin evini kuşatarak halifeye valilerinin yaptıkları haksızlıkları dile getirdiler. Hz. Ali, asilerle halife arasında aracılık yaparak Mısır valisinin görevden alınıp, yerine Mısır valisi olarak Hz. Ebu Bekir’in oğlu Muhammed b. Ebubekir’in atanması karşılığında isyancıları ikna etti ve isyancılar Medine’yi terk ettiler.

Medine’den ayrılan isyancı gruplar, çok geçmeden kendilerinin öldürülmesini emreden bir mektup ele geçirdikleri gerekçesiyle geri döndüler. Mektup, halifenin mührünü taşıyordu. Fakat Hz. Osman, mektuptan haberi olmadığını söyledi. İsyancılar Halifeye Mektup seninse sözünde durmadın ve yalan söyledin artık halifelik makamında oturamazsın istifa et, yok mektup sen yazmadınsa birileri senin mührünü kulanıyor ve sen halifelik liyakatını kaybettin yine istifa etmen gerekiyor dediler.

Sonunda mektubun, halifenin haberi olmadan, onun ağzından katibi ve damadı Mervan  tarafından yazıldığı anlaşıldı. Bunun üzerine isyancılar halifeden Mervan’ı kendilerine teslim etmesini istediler. Hz. Osman istifa etmeyide damadı Mervan b. Hakem’i teslim etmeyide kabul etmedi.

İsyancılar talepleri kabul edilmeyince halifenin evini kuşattılar. Süreç içerisinde binlerce isyancı içerisinden bir grup isyancının halifenin evine girerek Hz. Osman’ı şehit ettiği sanılıyor. Katil gerçekten isyancılardan birimi yoksa dışarıdan bir elmi idi? katil yada katillerin kim olduğu bilinemedi.

Hz. Ali’ye Hz. Osman’ın kanının hesabını soranlar hiçbir zaman katil filandır onu niye cezalandırmıyorsun demediler. Evet Hz. Osman şehit edilmişti ama ortada bilenen bir katil yoktu binlerce isyancı vardı. Ve bu isyancılar yapılan önemli bir yanlışa haklı bir tepki gösteriyorlardı.

Hz. Osman’nın şehit edilmesinden sonra insanlar Hz. Ali’ye biat ettiler. Başta Hz. Ali bu biatı kabul etmedi. Onlara “Siz benim adaletime tahammül edemezsiniz gidin başka birine biat edin ben yine ona danışmanlık yapayım” dedi. Ama ısrarlar üzerine biatleri kabul etti.

Hz. Ali adalet konusundaki hassasiyetinden dolayı zan ile insanlara kısas uygulayamazdı. Kısas uygulana bilmesi için katillerin kim olduğunun kesin olarak bilinmesi gerekiyordu. O her zaman zulüm yapmaktansa zulme uğramayı tercih etti.

Sanıyorum Sivas olayları Hz. Ali’nin neden zan ile insanları cezalandırmadığını anlamamız için iyi bir örnek olabilir.

Sivas olaylarını kısaca hatırlarsak, Aziz Nesin Peygamberimize ve eşlerine hakaret eden Selman Rüşti’nin ‘Şeytanın Rivayetleri’ kitabını yayınlama başlamış ve o yayın üzerine Sivas’a bir programa gitmişti. Aziz Nesin ve diğer solcu aydınların kaldıkları otel’in önünde toplanan Sivaslı Müslümanlar Aziz Nesin’in Peygamberimize hakeret eden bu kitabı yayınlamasını protosto etmişlerdi.

Otel’in önünde toplanan Müslümanlar tekbir getirerek Allah Resulünün izzetine ve İslam’ın kutsalına sahip çıktıklarını ilan ediyorlardı. Ama o kalabalıklar içerisinden yada dışardan gelen gizli bir el 33 aydının kaldığı Madımak otelini yakmış o gün orada 35 insan dumandan boğularak ölmüştü. Ama oteli yakan gizli elin kim olduğu hiçbir zaman öğrenilemedi.

Ama buna rağmen 1993 yılında gerçekleşen olaylarda 170 kişi evlerinden ve iş yerlerinden gözaltına alındı. Bu insanların bir kısmının tek suçu sadece gösteriye katılmaktı, bir kısmı gösteriye bile katılmamıştı.  Görülen davalarda 124 kişi yargılandı, 33 kişiye idam, 91 kişiye çeşitli hapis cezaları verildi. Buna rağmen Madımak Hotelinde ölenlerin yakınları hala adalet diye yürüyorlar. Onlarda Sivas olaylarının gerçek sorumlularının cezalandırıldığına inanmıyorlar.

Sivas olayları davası mağdurları ise hala ceza evlerinde adalet bekliyor. Bu insanlar hiçbir suçları olmadığı halde 25 yıldır cezaevinde yatıyor.

Şimdi sormak istiyorum, Hz. Osman’ın belli olmayan katillerinin hesabını Hz. Ali’ye soranlar gerçekten adaletmi yoksa adaletsizlik mi istemiş oluyorlardı.

Hz. Ali zan ile hareket etse idi ve o gün Medine’de gösteriye katılanlardan bazılarını Hz. Osman’ın katili olarak öldürse idi adaleti sağlamış mı olurdu. Böyle bir uygulama belki insanların tepkisini azaltmak için maslahat gözeterek yapılabilirdi ama adalet için değil. Ömrü boyunca hiçbir zaman adaleti maslahata kurban etmeyen Hz. Ali’nin zan ile böyle bir uygulama yapması mümkün değildi ve yapmadı.

Hz. Ali adaleti maslahata kurban edenlerden olsaydı, tıpkı Sivas davasında Madımak otelinde ölen 33 aydın için suçsuz 33 kişiye idam cezası verilmesi gibi, isyancıların içinden bikaç kişiye kısas uygulayarak insanların itirazlarını kesebilir, Şam sokaklarında dolaştırılan kanlı gömleği etkisiz kılabilirdi. Ama o suç kesin olarak ispatlanmadan kimseye cezalandırma yoluna gitmedi, adaleti maslahata kurban etmedi. Zira o her zaman insanlığın adalet sesi olmuştu.

Şam sokaklarında Hz. Osman’ın kanlı gömleğini dolaştırarak Hz. Osman’ın katillerinin hesabını Hz. Ali’ye soran Muaviye’nin derdi adalet yada Osman’ın kanı değilidi. Hz.Osman’ın kanı üzerinden kendi saltanatını kurmaktı ve bunda da ne yazık ki başarılıda oldu.

Şimdi Hz. Osman’ın kanın hesabını soranların dertleri adaletse Ubeydullah b. Ömer için niye kısas talebinde bulunmadılar sormak hakkımız değil mi... Suç belli, suçlu belli ama kısas uygulamamıştı. Ama burada adaletin dili olan yine Hz. Ali olmuştu.

Evet Hz. Ali insanlığın adalet sesidir. İnsanlık vicdanının sesidir. Onun için tarih boyunca Hz. Ali çok sevilmiş, Müslümanlar çocuklarına, Muaviye’nin değil Ali’nin ismini vermeyi tercih etmiş ama yaşamlarında, Ali’yi değil ne yazık ki Muaviye’yi örnek almışlardır.

Müslümanların tarihinde, Ali’nin adaleti maslahata kurban etmeyen anlayışı değil, Muaviye’nin adaleti değil maslahatı, adaleti değil çıkarı, adaleti değil güvenliği, adaleti değil baskıyı esas alan anlayışı hakim olmuştur. Ve kimi İslamcılar Ali’nin adalet konusundaki bu hassasiyetini örnek almaktansa, Ali’ninde diğerlerinden farkı olmadığını ispatlama derdine düşüyorlar.

İşte Ali’nin hayatı ortada ne yapsalar onun adalet konusundaki hassasiyetini gölgeleyemezler. Müslümanlar Ali’nin adaleti maslahata kurban etmeyen anlayışını hayata geçirmeden insanlık için umut olamazlar. Zira Müslümanın, İslam’ın insanlığa sunacağı en güzel şey, insanlığa umut olacak değer, insanlığın aradığı adalettir. İslamın esasıda adalettir. Öyle ise bize düşen adaletin sesi olmak, adalet için mücadele etmektir.

“Ey iman edenler! Allahiçin adaleti ayakta tutacak şahitler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten ayırarak günaha sürüklemesin. Adil olun. Çünkü bu, Allah'a kulluktaki samimiyetin en iyi göstergesidir. Allah'a kullukta samimiyetinizi sürdürün. Çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Maide 8)

“Ey iman edenler! Kendinizin, ana-babanızın veya akrabalarınızın aleyhine bile olsa, Allah için şahitlik ederek adaleti ayakta tutun…” (Nisa-135)

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...