Çocukluğumun Mahallesi
Gül Altuntaş

Çocukluğumun Mahallesi

Bizim mahallede Fahriye abla yoktu. O'nun yerine Engizek Hatiç, bakkal Saadet, arabacı Emine, Mıstık Cumalar, kuyumcu Gözel, Hamza  Hatiç, Emiş, Bozgedikler.. ve daha adlarını hiç unutmadığım, ama burada yer darlığından sayamadıklarım..

Evimiz cadde üzerindeydi, ve bütün sokaklar bu caddeye açılırdı sıra sıra.. Sabah yemeğimizle çıkar, öğle yemeğini unutur , akşam ezanına kadar oynardık okul ve Kur'an kursumuz dışında..

Bütün sokaklar ve boş arsalar park idi bize. oyun esnasında mızıkçılık edip kapışır , oyun bitince çoktan unutmuş olurduk bile... Evler çoğunlukla iki katlı ve bahçeli olurdu, bazılarında kocaman dut ağaçları, teraslarında da asmaları.

Dut zamanı, bir kaçımız birlikte dutu olana dut yemeğe giderdik, kocaman bir brandayı sekiz on kişi gererek tutar biri de ağaca çıkıp var gücüyle dalları tepikleyerek dut silkelerdi.. Sonra o beze biz çocuklar üşüşür dünyanın en sağlıklı tatlısından, şeker ihtiyacımızı karşılamış olurduk. Hele bir de imece usulü kışlıklar hazırlama dönemimiz olurdu ki, sormayın gitsin...

Mahallenin kadınları toplanır patlıcan biber kurutmalıklarını el birliği ile hazırlarken, mahallenin fırınına gönderilen patlıcan söndürme ve iş bitiminde ev sahibinin hazırladığı kısırların tadı yeterdi zaten doymaya... Tarhanalar, bulgurlar, salçalar, somak ekşi hazırlama dönemleri hep ayrı birer cümbüştü bizlere.... Ya o akşam gezmelerimiz... Öyle çeşit çeşit pasta kek tarifi de bilmezdi annelerimiz, bildiğimiz kakaolu, ev unlu, az biraz cevizli, tek çeşit ve davlumbaz fırında pişmiş kek bizim için prenses pastasından bile kıymetli idi.

Evet galiba o zamanlarda da vardı dedikodular, ama en fazla kimin kızı kimin oğlana bakmış, kimin gelini kaynanasına ne demiş, kimin haylaz oğlanı. o gün çalışmayıp sanayiden firar etmiş idi.. Öyle hasetten komşusunu yok edecek malına canına kast edecek, yuvalar dağıtacak türden değildi. Mahallenin sarhoşu bile gündüz içmez, gece on ikiden sonra demlenir, azıcık apır sapır konuşarak giderken, ışıkları kapatır görünmeden pencerenin kenarından izlerdik ki, utanmasın....

Ne tarikatçılık ne fetöcülük ne de başka bir şeyimiz yoktu... Ya da biz bilmiyorduk. Sadece mahallenin bazı emmilerinin Bilal Babaya gittiklerini duyardık. Mahalleden okuyup ayrılmışların hepsi mahallemizin, kendimizin çocuğu gibi sevindirirdi bizi. İbrahim subay olmuş, Nalan öğretmen olmuş, Feride hemşire olmuş diye duydukça gurur duyardık. Bunlar tatillerinde eve geldiklerinde kimi görseler yarım saat hal hatır sorma faslı, el öpme ritüeli olurdu..

Sonra kimi ailelerin galiba durumları iyileştikçe apartmanlara yazılmaya başladılar.. Önce bir iki ev satıldı, arkadaşlarımız başka mahallelere gitti. O ayrılıklarımız, o çocuk kalbimize öyle işlerdi ki, öyle hüzün yaşardık ki, evi alan yeni sahibini, bir iki ay hiç sevemezdik. Sanki arkadaşlarımızdan bizi ayıran onlardı... Sonra yavaş yavaş ölümler başladı. Kimi ansızın ve vakitsiz gelen ölümler,, kimi zaten yaşlıydı dediklerimiz. Oysa her ölüm ansızındı gidene.! Bu ölüm ayrılıkları daha derin etkiler oldu, yavaş yavaş açılan idraklerimizi.. Çünkü bu sefer suçlayacağımız yeni ev sahipleri yoktu. Üstelik bir gün bir yerde karşılaşma umudumuz da....

Sonra artık o branda üzerinden üşüşerek yediğimiz dutları artık plastik kaplarda parayla satar oldular. Ve sonraları hiç bitmedi işte, biz kocaman olana kadar, koca mahalle de boşaldı gitti. Artık biz mi kanıksamıştık ayrılıkları, yoksa mahalle mi bizi istemez olmuştu da, kalanlar da göç sırasını bekleyen mevsimlik işçiler misali asık ve kavruk suratlarıyla sessizleşmişti, bilinmez.

Zaten artık kimse kimseyi de tanımaz olmuştu, Kimse bilmiyordu artık bir ev ötedeki komşusunu ki, ayrılığının da acısını bilsin.... Bir gün çocukluk arkadaşımı gördüm, kocaman adam olmuştu, Mahalleden de ilk ayrılanlardandılar.. ''Biliyor musun, bazı geceler mahalleye gelir evin önünde derin derin nefes alır verir, giderdim. Bir gün dayanamayıp evin ziline bastım, pencereden bir kadın çıktı, elim ayağıma dolaştı, uyduruktan bir soru soraraktan, durumu kurtarmaya çalıştım... Sonra hep mahalleden ayrılırken küfür ederdim her yer araba dolmuştu. Bir gün param olursa gelip o evi geri alacağım... ''Aslında o evden daha güzeldi belki evi, zaten o da evi satın almak istemiyor, aslında çocukluğunu istiyordu..! Çocukluğunun samimiyetini satın alacağını sanıyordu.. Bilmiyordu ki, hala mahallede kalan üç beş eski komşu da, aynı öksüzlüğü yaşıyor, bulabilseler, güçleri yetse onlar da aynı günleri satın alacaklar..

Ama artık yok o eski komşular, komşuluklar... Herkes hasete, kine, gammazlığa, çekememezliğe kurban gitmiş......... Elimizden gelse her birimiz ayrı birer dağ başına kaçma, her birimiz birer Ebu Zer olma ihtiyacındayız......

-Yalnızlık zor değil mi ya Eba Zer ?

-İnsanlar daha zor.!

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Heniyye: “Direnişin yolu Kudüs’e giden en kestirme yoldur.”
Heniyye: “Direnişin yolu Kudüs’e giden en kestirme yoldur.”
Ramazan Deveci  Yazdı: Ölümü Hissetmek, Öleceğiz Ey Dostlar....
Ramazan Deveci Yazdı: Ölümü Hissetmek, Öleceğiz Ey Dostlar....