Eyvah Bize, Eyvahlar Bize…
Gül Altuntaş

Eyvah Bize, Eyvahlar Bize…

Bugün köyde idim bir iş için işçi çalıştırıyorduk. Bir ara -ah ne kadar şanslısınız köye gelince geri şehre dönesim gelmiyor- dedim. Keşke de demez olaydım, bir dokun bin ah işit durumu oldu. Adamcağız resmen ağlayarak anlatmaya başladı. Anlattığı her olayda da ben de ağlamamak için kendimi tuttum...

Hani biz Müslümandık (?)! Hani biz; ‘Sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız’ diyen peygambere inanıyorduk (?)!Hani biz ensarken muhacire kucak açmıştık? Hani şehirlerimizde artık komşuluk, dostluk, insanlık ,acımasız kapitalizm çarkı ve zorlamasıyla bitmişti ama , köylerimiz kırsalımız hala bu duyguları yaşatıyordu? .......

Hep birlikte oturup dövünelim... Köylerimizin de şehirlerimizden farksız oluşu gün gibi ortada.. Toplum olarak büyük bir hızla değerlerimizden koptuğumuz, kutsallarımızı yitirdiğimiz hepimizce malum! Sadece dillendirecek kadar yüreğimiz yok o kadar.! Kıskançlık, birbirini çekememe, gammazlama, başkasının acısıyla mutlu olma; hatta bu acıyı nasıl çektiğini merak edip, riyakarca seyretmeye gitme, mümkünse acı çekmesini sağlayacak ortamları O'na hissettirmeden sağlama, iftira, yalan ve düzmece dedikodu..... say sayabildiğin kadar....

Maalesef köyümüz de, kentimiz de batmışız batacağımız kadar...!Biz değil ensarken muhacire kucak açmak, kapı komşumuza bile kucak açmak istemiyormuşuz meğer artık.! Babalar oğullarıyla davalık, oğullar babaların ölümünü isteyecek kadar acımasız; komşular komşunun meyve veren ağacının dibine ayran döküp kurutacak kadar merhametsiz; ( cidden yoğurt ve süt ürünleri bitkileri kurutuyormuş .. Bu vesileyle bunu da öğrendim.!) Eltiler birbirinin ineğinin önüne -geliç- atacak kadar gözünü kan bürümüş (bir çeşit ot, hayvan bunu zararlı bulmuyor ve fazla yiyince buzağı atmaya, sancılanmasına , belki de ölmesine sebep oluyormuş..!); kardeş kardeşin harmanını yakacak kadar sevgiden yoksun; kaynana gelini rezil olsun diye, sağdığı güğüm süte acımadan sirke damlatıp kestirecek kadar maharetli; gelinin kaynanaya çektirdiği sayfalara sığmayacak kadar çok...........

Gerçekten ne oldu bize? Ne olduysa azar azar mı oldu bize?! Fark edemedik mi, bu hallere gelene kadar? Ya da fark ettik de işimize mi gelmedi düzelmek/düzeltmek? Sizce düzelebilecek / düzeltebilecek miyiz? Ya da --komşumun bir gözü çıkacaksa benim iki gözümün çıkmasına razıyım-- fıkrasındaki gibi miyiz?

Aktivistliği ve aktivistleri pek anlamazdım. İnsan nasıl bir duygu sahibi olurdu ki de, kendi memleketini bile bırakıp diyar diyar başka memleketlere iyilik yapmaya çıkar, başka insanların yarasına merhem olmaya gelirdi? Her durumda olduğu gibi burada da mı geç kaldık, geç yaşadık ta , dünya çapında aktivistlerimiz niye yok acaba? Aktivistlerin başlangıcı da; kendi toplumlarından umut kesip dünyanın başka yerlerinde, iyiliğe layık başka insanlar bulma güdüsü mü acep? Köylü bir insandan bu anlatılanları duyduktan sonra inanın, kendi toplumumdan umut kesip, başka diyarlara gitme ihtiyacı hissettim...

Çok uzaklara, başka dünyalarda başka iyi insanların olduğu dünyalara.. En azından başka dünyalarda hala iyi insanların var olduğunu düşünme umuduma da şükrettim... Şaka bir yana elbet, ve de aktivistliğe dair sadece beni bağlayan düşüncelerim....

Ama hepimizin bu toplum için kaygı duyması bir şeyler yapması gerektiği kesin. Düşünsenize, düğüne gider gibi süslenip cenaze evine gidiyoruz... Acıya ortak olmaya değil de, el aleme akpak görünmeye.! Düğüne gidiyoruz, o da bizim düğüne gelsin de el aleme kalabalık görünüp güç gösterisi yapabilelim diye. Yoksa yeni evlenenlere yardımımız olsun diye değil. ! Çocuk görmeye gidiyoruz, onlar da bizim çocuk için bir şeyler getirsin de yatırım olsun diye, yoksa yeni doğan yavrucağa hayr dua edelim diye değil..... Hasta ziyaret ediyoruz, sosyal statü umularak, yoksa hastaya şifa dileyip, hastanın hayr duası ile Rabbimiz arasındaki perdenin kalkmış olduğunu düşünüp bu duaya mazhar olmak için değil.! Ve bu her şeyi el alem için yapa yapa RABBİMİZ için yapmayı unuttuk sanırım.....

Değerlerimizden koptuk riya toplumu olduk. Araç amaç oldu...Tıpkı dindarlığımızın da gösterişe dönüşüp gerçeğinden, olması gerekenden koptuğu gibi. Ya göründüğün gibi ol, ya da olduğun gibi görün diyen ataları şaşırttık. Üçüncü şıkkı bulduk; göründüğümüz gibi de değiliz, olduğumuz gibi de görünmüyoruz. Aynı anda menfaatimiz kadar olup, riyamız kadar görünüyoruz..... Kimden ne kadar faydalanacağımızı hesap ederek, o kadar veriyoruz... Cesaretimiz kadar korkuyoruz el alemden. Adeta günahımız kadar cesurlaştık.!

Ey insan oğlu fe eyne tezhebun? Hiç bir şeyin gerçeğini bilme ihtiyacında değiliz. Adeta bizi medya yönlendiriyor. Onların sevin dediğini sevip, sevmeyin dediğini sevmiyoruz/sevemiyoruz..... Hırslarımızın, kinimizin kurbanı olmuşuz ama haberimiz yok. Tüm bunların üstüne bir de kendimizi dindar, saymaz mıyız!? En korkmamız gereken kısım da burası bence. Doğru yaptığımızı sanarak yanlış yapmak ve bunu da bilinçli yapmak, isteyerek kendimizi kandırmak.... Herkes yapıyorsa ben de yanlış yapabilirim e sığınmak. Oysa o herkesle aynı kabre girmeyeceğiz. Tek başımıza , tek kabirde olacağız! İnsanın "belhum edall" çukuruna yuvarlanışı çok hızlandı, maalesef!

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...