Olmadan Ölünmüyor.
Ahmet Yıldırım

Olmadan Ölünmüyor.

Homo Modernius her gün seküler soslu düşünce yapısı tarafından yüzü okşanarak uyanır. Her uyandığı güne çoğu zaman gergin, kırgın, bitkin, biraz öfkeli kalkarak yaşama tutunur. Kişisel seminerler, yaşam koçları ve psikologlar desteği ile yaşama tutunmaya çalışan homo modernius her yeni güne hayallerini gerçekleştireceği umuduyla başlar. Fakat umudunu işyerinin kapısından içeri girene kadar taşımasına müsaade edilir. İşyerine ilk adımı atmakla birlikte kendisini realitenin koyu renkli ağırlığıyla karşı karşıya bulur. Duygusuz işyerleri, duygularını işyerlerinin kapısına bırakan mesai arkadaşları ve sürekli performans değerlendirmesi yapıp resmiyetin tüm tonlarını sesine yansıtan patronun o cırtlak, eğrite hitabı kulağına değene kadardır hayalleri.

Modern insanın yaşamı telaş üzerinedir. Telaş kavramını çıkardığınızda geriye ne yapacağını bilemeyen, nasıl davranacağı hususunda sorunlar yaşayan, absürt hareketlere imza atan, anlamdan yoksun bir kitle kalmaktadır. Birçoğu hayat ile yaşamak arasındaki farkı fark etmeden ve dahası var olma kaygısı taşımadan her gün kısır döngünün esiri olmuş, yaşamak dediği şeyi standarda bağlamış, sabahları ve akşamları aynı yöne akan insan selinden başka bir görüntüsü olmayan bireyler topluluğuna dönüşmüştür. Her gün alışkanlıkların örselediği, yıprattığı, çöküntünün tonlarıyla yüzleşmek zorunda kalan bir görüntü vermektedir. Herkese katlanabildiği, fakat kendi çocuklarına, eşine, ailesine karşı tüm tahammül sınırlarını zorlamasına rağmen en ufak bir problemi krize dönüştüren bir varlık olmuştur.

Modern insanın insanlığını az biraz ölüm denilen şey hatırlatır kendine. Zayıf olduğunu, aciz olduğunu, duyguları olduğunu, üzülen, ağlayabilen bir varlık olduğunu hatırlatan rutin yaşamının surlarını yıkan ölüm olabilir. Ölüm tüm ağırlığıyla yaşamına abandığında yalnızlığın girdabında sıkışan zayıf, minik bir kuş olduğunun bilincine varır.

Ölüm; modern dünyanın en büyük düşmanıdır. En hararetli savunmaları, bahaneleri, meşrulaştırma hastalıklarını geçersiz kılan yegane unsurdur. Modern dünya sistemi açısından ölüm hariç her şey tıkır tıkır işlemektedir. İnsanlar her gün aynı saatte uyanmakta, aynı durakta ve dakikalarda otobüslere vb binmekte, aynı durakta inmekte, yıllarca standart işleri yapmakta, boş zamanlarını AVM’lerde sinema izleme, yemek yeme ve alışveriş yapmak kaydıyla streslerini atmaktadırlar. Kapitalizmin vahşi çarkı büyük keyfiyle dönmektedir. Her yeni kurulan evlilikler ve bu evliliklerden doğan çocuklar bu çarkın dişlileri arasında can vererek yıkılan umut ve hayalleriyle çarkın hızına hız vermektedir.

Kapitalist sistemler ölümü insanların gündeminden düşürmek ve etkisini azaltmak için her gün sayısız ölümlü kaza, cinayet, taciz vb haberleri tv kanallarından verirler. Ne ki amaç ölüme bigane kalan, ölüm hissini öldüren bir toplum inşa etmektir. Vahşi sistemlerde artık insanlar ölmezler, bilakis sistemler tarafından itlaf (Telef) edilirler. İnsanlar ölmemelidir, ölmeleri engellenmelidir. Ölüm, ölüm haberleriyle öldürülür. Öldürülen ölümden geriye telef olmanın deruni zevki kalır.

Ölebilmek için Olmak gerekir. Kapitalist sistemler insanların olmalarına müsaade etmez. Olmak demek meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak, gerçekleşmek, yetişmek, olgunlaşmak ve meydan okumak anlamlarına gelmektedir. Bütün bu özellikler insanidir. İradi varlık olan insanın özelliklerin başında eleştiri, sorgulama, itiraz etme ve ret etme gelir. Olgunlaşma emaresi gösteren her insanın kendine dair bir karar ve tercihi mevcuttur.

İnsan; olabilen bir varlıktır. Kendini gerçekleştirmek, daha iyi ve güzele odaklanmak ister. Düşünür, tefekkür eder; yaşamın hakikatine ulaşmak için çabalar. İnsan olmak ve kalmak için sürekli bir arayış halinde olmak, yaşamın şifrelerini bulmak gerekir. Arayış hali boyunca Olmaya devam eder ve aradığını bulduğu yerde Olur. Yaşamın kriterlerini bulduğunda artık ölebilir. Zira bulanlar Olanlardır; Olanlar Ölenlerdir. Arama eylemini gerçekleştirmeden ölme ihtimali gerçekleşmez. Arama eylemini içselleştirmeden hayattan kopanlar ölmüş olmazlar. Olsa olsa kapitalist sistemler tarafından itlaf edilmiş olurlar. Zira hayatta olmak yaşamak değildir. Dünyaya gelmek hayatta olduğumuzu, nefes alıp verdiğimizi ifade eder. Sadece Hayatın verdikleriyle yetinenler yaşamak için inisiyatif almayanlardır. Yaşamak için daha fazlası gerekmektedir. Örneğin Hayatı işlemeyi, tecrübe etmeyi, şekillendirmeyi, karar vermeyi vb iradi tercihlerimizi sahaya sürmeyi gerektirir. Yaşarken yanılabilir, hata, kusur ve günah işleyebiliriz. Kabul veya ret etme durumunda olabiliriz. Genelde ne yapıyorsak kendi tercih ve kararlarımızladır. Yani yaşamanın en belirgin özelliklerini gösteririz. Haliyle bunları gerçekleştirenler yaşama iddiasını ispatlamış olurlar.   

Yüce yaratıcı Hayattan aldığımız güçle yaşamamızı ve bu yaşamın neticesinde ölmemizi ister. Cenabı Hakkın insana tanıdığı en büyük iltimas insanın ölebilmesidir. Ölmek yaşamanın madalyası, ödülüdür. Ölmek Allah’ın insana tanıdığı ayrıcalıktır.  Çünkü ölebilmek zor zanaattır. Haliyle Ölüm; doğal olarak onca seneye sığdırmaya çabaladığımız yaşamın tek gayesine dönüşmektedir.

Bu göstergelerin ışığında insanca yaşama becerisi gösteren veya göstermeye çabalayan insanın elindeki tek sermaye ölmektir. Kapitalist sistemin gayrı meşru çocuğu olan Modernizm her türden manipülasyonları yapmak kaydıyla elimizden ölme ihtimalimizi almak istemektedir. En önemli saldırı, dezenformasyon ve istila araçları olan kitle iletişim araçları başta olmak üzere siyaseti, ekonomiyi, interneti, küreselleşmeyi, seküler yaşam tarzının göstergesi olan konformist yaşam felsefesini (Tv, telefon vb ekranın her türlüsü) bu amaç için kullanmaktan geri durmaz.

İnsan; illüzyonist sisteminin içinde halüsinasyon gören bir varlığa dönüşür. Cismi çoktan işgal edilmiş varlığın ruhu kalın bloklardan oluşan beton duvarlar olan; tüketim ve lüks yaşama arzusu ile çevrilir. Binbir zahmet ve meşakkatle elde ettiği oyuncaklara sahip olmanın hazzını süren varlığın bu haline sistem kahkahalarla cevap verir. Zira sistemin onaylamadığı oyuncağı elde etme ihtimalinin olmadığı gerçeğini varlık (beşer) da anlamıştır. Varlık oyuncağı elde ettiği için gönüllü olarak mihnet bukağını boynunda taşır. Bukağısındaki etiket vesilesi ile sahibinin bir ömür reklamını yapmaktan geri duramaz. Böylece koca bir ömür 3 -5 oyuncak uğruna heba edilmiş olur. Varlık; şey olma, kitle olma uğruna insanlığından vazgeçer. Fikri doğumunu gerçekleştiremeyen her varlık yaşamdan düşmüştür. Tamda kapitalist sistemin istediği olmuştur. Varlık (beşer) Olmaya en yakın olduğu yerde insan sorumluluğunu taşımaktan vazgeçip sistemi besleyen şeye/yığına dönüşmüştür.

Selam kutlu doğumlara, selam soylu yalnızlığa, selam insanlara, selam bulanlara, Olanlara ve Ölenlere.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...