Harun Yılmaz Sırat Köprüsü Nerededir, Bilir Miyiz?
Sırat Köprüsü Nerededir, Bilir Miyiz?
Harun Yılmaz

Sırat Köprüsü Nerededir, Bilir Miyiz?

İbnü'l Arabî’ye bir dostu,

‘bana’ dedi, ‘dünyayı anlat.’

İlerde, derin, kayalık bir vadide çağıldayarak akan ırmağın iki yamacını birbirine bağlayan zayıf tahta köprüyü gösterdi Şeyh, ‘dünya buna benzer’ dedi.

Arkadaşı bir şey anlamamış gibi baktı.

Şeyh, ‘bir yer değildir’ dedi, ‘oraya yerleşemezsin, geçip gidersin.’

Sırat köprüsü diye bir köprü gerçekte var mıdır, yok mudur? Varlığıyla ilgili rivayetlerin mahiyetleri tartışmalıdır. Olmadığına dair görüşler de bulunmaktadır. Peki nerede olduğunu bilmek ne işimize yarar?

Yarar; çünkü, meseleye -meğerse ne kadar da- yakın olduğumuzu anlar, ahvalimize çeki düzen vermenin daha vahim olduğunu fark ederiz.

“Sırat” yol demektir. Genel inanışa göre sırat köprüsü, bu dünyadan sonra ahiret âleminde cehennem üzerine kurulu; geçebilenin cennete ulaştığı, geçemeyenin cehenneme düştüğü, kıldan ince, kılıçtan keskin olarak tasvir edilen bir köprüdür. Günahı çok olan kişilerin bir anda ayağının kayıp cehenneme düşeceği bir köprüdür burası.

Ahirette bundan başka adına “mizan” denilen, günah ve sevapların tartıldığı, mahiyetini yaratılmışların bilmediği, Kur’an’da geçen (Enbiya 47, Araf 48) bir de terazi vardır. Başka bir deyişle mizan, mahşerde herkesin amellerini tartmaya mahsus bir adalet ölçüsü olup, hakiki mahiyeti ancak ahirette bilinecek bir mikyastır. Mizan, terminolojik olarak ölçüp biçme, denge anlamlarına gelir kısaca; bildiğimiz anlamda kefeleri, kadranları olan bir terazi değildir elbette. Neticesine göre günahları ağır gelenin cehenneme, sevapları ağır olanın ise cennete götürüleceği, adaletle ölçecek, asla şaşmayacak bir terazidir bu.

Aslında tam da burada bir tenakuzla karşılaşıyoruz; sırat köprüsü gibi zorlu bir yerden geçen kişi artık geçebilmişse cenneti hak etmiştir, ayrıca mizana neden götürülsün? Orada zaten günahları ağır gelmeyecektir ki! Geçemeyip de cehenneme düşen için ise zaten mizana kadar varabilmek mümkün değildir. Yok eğer, önce mizana girilecekse, sevapları ağır gelen kişi, zaten cennete sevk edilecektir. Allah, artık cennetinden emin olmuş bir kulunu neden altında nar olan çılgın cehennemin üzerinden geçirip, amansız korkulara dûçar etsin ki? Günahları ağır basan kimse ise artık köprüden geçerken cehenneme düşeceğini bilecektir. Peki, bu iki şeyden geçişin kronolojisi nedir? Başka bir deyişle önce hangisinden geçilecektir?

Önce sırat köprüsünden geçilecek, sonra mizana girilecektir. Bu sıranın niye böyle olduğuna bakalım. Sırat köprüsünün varlığı yokluğu tartışmalarını bir yana bırakalım: Evet, sırat köprüsü vardır, ancak mahiyeti tam manasıyla anlaşılamamıştır diyelim, ama önce bunu izah etmeye çalışalım. Çünkü gerçekte mizan ahirette var olan bir ölçüdür, ama genel inanışın aksine sırat köprüsünün ahirette bir varlığı yoktur. Bu, sırat köprüsünün olmadığı anlamına gelmez.

Peki, “Ne demek, ahirette böyle bir köprü yoktur?” demek. Bugüne kadar din olarak bildiğimiz şey, bir yerde Allah’a iman ederken toplumun inanageldiği yanlış anlamaların, hurafelerin inanışların neticesidir. Sırat köprüsünün mahiyeti de işte bu yanlış bildiklerimizden birisidir.

Mecazen ifade edildiği gibi kıldan ince, kılıçtan keskindir, doğru; çünkü, cehennem gibi ciddi ve hakiki bir tehditle muhatap iken, Kur’an’da anlatılanlar hakkında “aklıma yatıyorsa inanırım, yoksa bir düşünürüm” şeklinde yaşanan bir hayatın nihayetinde aniden ölümün bizi bulması hâlinde “şüphe duyanlar tarafında” ömrümüzü tamamlamış oluruz. Bunu bilip iman edenlerin cehennemle oyun oynama cüreti göstermesi söz konusu bile olamaz. “Benim mantığıma uyarsa” demek inanan için kesinlikle bedeli ağır lüks bir cürettir. Allah “haber verildiği hâlde aklını kullanmayanlar pislik içindedir” (Yunus 100, Enam 125) demektedir. Muhatabımız bir insan, bir eşya gibi herhangi bir şey değil, bizzat Allah iken “hâlâ inanmak konusunda aklınızla düşünmez misiniz?” denir. Gayb mahiyetindeki bazı konular akılla anlaşılamaz, ama sırat köprüsü basit akıl sınırlarıyla anlaşılacak mahiyettedir.

Sorumuza gelelim; sırat köprüsü hakkında her kime sorulsa insanların şaşkın kalacakları ve varlığını öbür dünyada arayacakları konusuna! Muhakkak böyle bir köprü var, ama ahirette değil. Doğru! Ahirette sırat köprüsü yok, olmaması da lazım. Çünkü aksi bir hâl Allah’ın mebda (doğum) ve mead (ölüm) arasında imtihanı anlamamıza mani oluyor. Mebda ve mead kavramları meselenin mahiyetini anlamak için son derece önemli. Zira sırat köprüsü ayetlerde geçmez, ama hadislerde (Müslim, İman, 84/329) bahsedilir. Yine İmam Cafer-i Sadık, bu köprünün mebda ile mead arasında olduğunu, hiç de mecaza başvurmadan ifade etmiştir.

Aslında Peygamberimiz bize sırat köprüsünün gerçekte mebda ile mead arasında bir köprü olduğunu söylüyor. Öyle ki, bu köprü iman sahibi geçenine ya emniyetli bir yol olacak ve kendisini cennet bahçelerinden bir bahçeye çıkaracak ya da imandan hakiki manada yoksun olan için kıldan ince kılıçtan keskin bir vaziyet alıp onu cehennem çukurlarından bir çukura düşürecek.

Hz. Resulullah, şüphesiz doğru diyor; sırat köprüsü mebda ile mead arasında bir köprüdür. Başka bir deyişle doğum ve ölüm arasındaki köprü; yani şu an üzerinden geçmekte olduğumuz yolun, dünyanın ta kendisi. Bu köprünün sonu en kestirme bakışla ölüme çıkıyor; işte gtam o anda, can köprücük kemiğine dayanınca anlıyor insan bu köprüyü nasıl geçtiğini. Çünkü bu yolun bitiminde nasıl bir hesaplama yapılacağını bilmediğimiz, ancak hesapların tastamam görüleceğini bildiğimiz mizanın önüne konulacağız.

Allah, insan için “sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyor,” diyor. Ölüm bize o kadar uzaktaymış gibi gelir ki, hâl ve hareketlerimizde ölçüsü, ağırlığı, muvazenesi pek hissedilmez. Oysa az sonra öleceğini bilen insan (inanmışsa eğer) kalan zamanını asla kötülük yapmakla geçirmeyecektir. Zaten gerçekte de öleceğimizi bilmiyor muyuz?  İşte sorumuza ilişkin meselenin ağırlığı, önemi ve dehşeti bütünüyle konunun burasında ortaya çıkıyor. Bu, asla farklı görünmek için aykırı düşünme gayreti değil; herkesin sade ve basit bir yorumla ulaşabileceği bir sonuçtur.

Hülasa: hâlihazırda üzerinden geçmekte olduğumuz dünya, sırat köprüsünün ta kendisidir. Hakikaten de esaslı bir hatamızın (inanmamak, inkâr etmek gibi) hemen akabinde ölümün bizi bulmasıyla içine düşeceğimiz cehenneme, inanan ve iyilerden olanlar için ise meşakkatli olmasına rağmen sonu cennete ulaşan sırat köprüsüdür dünya. O sebeple dünya asla üzerinde kötülük yapıp hiç ölmeyecekmiş gibi yaşanacak, inanmayarak vakit geçirilecek kadar basit bir yer değildir. Şu an bunları okurken tam da bu köprünün üzerinden geçmekte olduğumuzu düşünelim.

O hâlde tereddüt ile kaybedilecek zaman yoktur! Ya bu tereddütlerle uğraşıp dururken ölüm gelir de bizi bu hâlde yakalarsa! Ahireti ilgilendiren konularda şaka yaparken ölüverirsek! İşte sırat köprüsünden geçerken ayağımızın kayıp da düştüğümüzün resmidir.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Hulusi oypan     2018-07-18 Bu ve benzeri makalelere çok ihtiyacımız var.Sağolasın
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Kuran’ı Kerim  muhafazakarların yoğun saldırılarına uğruyor.
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Kuran’ı Kerim muhafazakarların yoğun saldırılarına uğruyor.
Cevdet Işık yazdı: Silah Ve Zeytin Dalı, Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri
Cevdet Işık yazdı: Silah Ve Zeytin Dalı, Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri
pendik escort kartal escort pendik escort sex hikaye kurtkoy escort