‘Türkiye- ABD İlişkilerinin Psikolojisi’ Kitabı ve Büyük Şeytan Amerika’yı Tanımak…
Ramazan DEVECİ

‘Türkiye- ABD İlişkilerinin Psikolojisi’ Kitabı ve Büyük Şeytan Amerika’yı Tanımak…

 ‘Türkiye- ABD İlişkilerinin Psikolojisi’ uzun yıllar emek verilerek, araştırmalar yaparak yazılan bir Mücahit Gültekin kitabı.

Kitap 15 bölümden oluşuyor. Türkiye –ABD ilişkisini, 1946 yılında Missouri savaş gemisinin İstanbul’a gelişinden, 1980 darbesine kadar anlatıyor. 44 yıllık bu süreci, o süreçteki gelişmeleri, gelişmelere olan tepkileri, ilişkinin psikolojik dinamiklerini mercek altına alıyor.

Kitap öncelikle ABD’nin bütün olumsuz tavırlarına rağmen bu 50 yıllık süreçte tüm yöneticiler için neden vazgeçilmez bir konumda bulunduğu sorusuna cevap arıyor.

‘Türkiye- ABD İlişkilerinin Psikolojisi’ Pınar yayınları tarafından yayınlanmış 600 sayfalık hacimli bir kitap. Kitabın kalınlığı okuyucunun gözünü korkutmamalı akıcı üslubu ile kendini okutuyor. Sıkılmadan okuyacak, 600 sayfalık bir kitabı nasıl bu kadar kısa sürede bitirdim diye şaşıracaksınız.

Mücahit Gültekin ‘Türkiye-ABD İlişkilerinin Psikolojisi’  kitabında ABD’nin Türkiye’ye askeri/siyasi/ekonomik ve kültürel anlamda yerleştiği yıllarda iki ülke arasında yaşanan olaylardan yola çıkarak bu ilişkinin psikolojik dinamiklerini etraflı bir şekilde ortaya koyuyor.[1]

Dünyanın süper gücü ABD’yi tanımak, Amerikan emperyalizmi konusunda Türkiye- ABD ilişkilerinin mahiyeti/seyri/nedenleri/psikolojisi hakkında yeterli ve gerekli bilgilere sahip olmak istiyorsanız bu güzel kitabı mutlaka okumalısınız.

Amerika zulüm üzerine kurulmuş bir ülke. 1492'de Kristof Kolomb, Kuzey Amerika'yı keşfettiğinde Amerika’da yerli halk olarak Kızılderililer yaşıyordu.

Amerika’yı keşif edildikten sonra batılılar, İspanya, Fransa, Portekiz ve İngiltere başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi buraya göç etti, ve burada sömürgeler kurdular. Sömürgeci batılılar yerli halka, Kızılderililere soykırım uyguladılar ve bu yeni kıtaya sahiplendiler.

1787 yılında ilk ABD Anayasası kabul edildi ve 1789'daki ilk başkanlık seçimlerinde George Washington ABD'nin ilk başkanı seçildi.

Birinci dünya savaşının başladığı 1914 yılına gelindiğinde ABD önemli ölçüde sanayileşmiş, ekonomik açıdan gücü elinde tutan ve süper güç olmaya doğru giden bir ülke olmuştu. 6 Nisan 1917’de ABD birinci Dünya Savaşı’na katıldı ve ABD’nin katılması ile savaş İtilaf Devletleri lehine sonuçlandı. 2. Dünya Savaşı sırasında 1945 yılında ABD, Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine iki atom bombası attı.

ABD iki dünya savaşına da sonradan girip savaşın seyrini değiştirmiş galip devletler içerisinde olarak dünya sisteminin oluşmasında belirleyici olmuştu. Ve İngiltere’den boşalan dünyanın jandarması rolüne soyunan ABD, 1948 yılında Filistin’de kurulan gayri meşru devlet Siyonist İsrail’in en büyük hamiliğine de soyunmuştu.

2. Dünya Savaşı sonrası dünya, iki kutba ayrıldı. Soğuk savaş yılları başladı.

ABD 1947 yılında, Truman Doktrini ile komünizm tehdidine karşı mücadele edeceğini ve Marshall Planı ile bu tehdidin altındaki ülkelere yardım edeceğini ilan etti. 2. Dünya Savaşı nedeniyle çöküşün eşiğine gelen Avrupa ekonomilerine yardım kararı aldı.  2. Dünya savaşının son günlerinde 19 Mart 1945’te Sovyetler Birliği Türkiye’ye bir nota göndermiş ve 1925 yılında iki devlet arasında imzalanan Türk-Sovyet Dostluk ve Saldırmazlık anlaşmasını yenilemeyeceğini ilan etmişti. 7 Haziran 1945 tarihinde ise Sovyet Dışişleri Bakanı Molotov boğazlarda yeni bir düzenleme yapılmasını istemiş ve Rus basını Doğu Anadolu topraklarında hak iddialarını gündeme getirmişti.[2]

1949 yılında NATO kuruldu. Komünizm tehlikesi Amerika emperyalizminin mazereti olmuştu. ABD dünyanın birçok yerine askeri üstler kuruyordu.

Bugün dünyadaki yabacı askeri üslerin yüzde 95’i büyük şeytan Amerika’ya ait.  150’nin üzerindeki ülkede 1000’ e yakın askeri üste 350 bin civarında Amerikan askeri görev yapıyor.[3] İncirlik başta olmak üzere ülkemizde de 15 civarında Amerikan askeri üssü bulunuyor.[4]

5 Nisan 1946 tarihinde ABD donanmasına bağlı Missouri savaş gemisi İstanbul’a geldi.

2. dünya Savaş sonrası Sovyetler İran ve Polanya dahil işgal ettikleri yerlerden çekilmeye yanaşmıyorlardı. Bu durum ABD’nin endişelerini arttırmış Sovyetlere karşı tavrını batının çıkarlarını korumamın liderliğini yapacağını göstermek istiyordu.  Missouri savaş gemisi İstanbul’a gelişi işte bu isteğin somut bir ifadesi idi.

Türkiye’yi ABD ile 70 yıllık ilişki sürecinde sağ- sol, asker-sivil pek çok farklı hükümet yönetmiş, ancak Türk- Amerikan ilişkilerinde temelde bir değişiklik olmamıştı. İç politikada kıyasıya çarpışan partiler nasıl oluyordu da Türk- Amerikan ilişkisi söz konusu olduğunda görüş birliği içerisinde olabiliyordu.[5]

Missouri savaş gemisinin İstanbul’a gelişi ile başlayan Türkiye- ABD ilişkilerin başlangıç süreci ve siyasilerin yorumları kitabın ilk bölümlerinde anlatıyor. Siyasilerin yorumlarında nasıl bir mantıkla Amerika’ya yaklaştıklarını görebiliyorsunuz.

Missouri savaş gemisi İstanbul’a gelişi Türk siyasiler tarafından sevinçle karşılanmıştı. Geminin gelişinden 15 ay sonra Türk- ABD ilişkisinin temel belgesi olan 12 Temmuz 1947 anlaşması imzalandı. 1948’de ekonomik işbirliği anlaşması, 1949’da eğitim kültür anlaşması imzalandı.[6] Ve bu anlaşmalar, Türkiyeli siyasileri çok heyecanlandırmış, Amerika’ya olan sevgilerini hatta aşklarını her fırsatta dile getirmeye başlamışlardı.

Türk Ocağı Genel Başkanlığı da yapmış olan Hamdullah Suphi Tanrıöver mecliste yaptığı konuşmada “Işık nerden gelir Amerika’dan, ümit nerden geliyor Amerika’dan, güven nerden geliyor Amerika’dan” diyordu.[7]  İşte Türk-ABD ilişkisi böyle bir psikoloji ile başlıyordu. 

Soğuk Savaş'ın ilk çatışması Kore Savaşı'ydı. Güney ve Kuzey Kore arasında başlayan savaş, Başkan Harry S. Truman'a göre Sovyetler Birliği tarafından yönetilmekteydi.

Kore savaşı ve Türkiye’nin NATO’ya üyelik süreci ile ilgili kitapta çok önemli tespitler yapılıyor.

Türkiye, İngiltere’den bile önce davranarak Amerika hariç tutulursa Kore’de savaşmaya karar veren ilk ülke olmuştu. Kore savaşı şüphesiz Türkiye’nin NATO’ya katılmak için ödediği bir bedeldi. Kimilerine göre Türkiye Kore savaşına batıya adanmışlığını göstermişti. O gün Kore savaşı milli bir dava idi ve sadece iktidar değil, muhalefette destekliyordu. Hükümet yaklaşık 8 bin km uzaklıktaki bu ülkeye 4500 asker gönderdi. Savaşta 720 Mehmetçik Amerikan saflarında can verdi.(Bunlardan biride benim amcamdı Rabbim rahmet eylesin) 2 binden fazla yaralı 163 kayıp 244 esir vardı. Zayiat çok ağırdı[8]

Diyanet Kore savaşının Allah yolunda cihat olduğunu açıklamış dönemin ve cumhuriyet tarihinin en önemli İslami mücadele temsilcilerinden ve alimlerinden olan, Bediüzzaman Said Nursi Kore savaşını desteklemiş bu savaşın dinsizlere karşı bir savaş olduğunu söylemişti. Öğrencilerinden  Bayram Yüksel’i de Kore savaşına göndermişti.[9]

Halbuki büyük şeytan Amerika’nın atom bombası atarak yüz binlerce masum insanı katletmesinin üzerinden daha 10 yıl bile geçmemişti. Amerika’nın emperyalist ve zalim yüzü görülemiyordu. Komünizm endişesi İslam dünyasının ortasına işgalci Siyonist İsrail’in kuruluşunun en büyük destekçisi Amerika’nın gerçek anlamda tanınmasına engel oluyordu.

Johnson mektubu ve Johnson mektubu sonrası oluşan psikolojinin anlatıldığı bölümlerde özellikle altı çizilerek okunması gereken yerler.  

Türk- Amerikan ilişkileri tarihinde iki olay dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Birincisi 1946 yılında Missouri’nin ziyareti ve Truman yardımı diğeri 1964 yılındaki Johnson mektubudur. 

İsmet İnönü Truman yardımına ilişkin “Büyük Amerika Cumhuriyetinin memleketimiz ve milletimiz hakkında beslemekte olduğu yakın dostluk duygularının yeni bir örneğini teşkil eden bu sevinçli olayı her Türk candan alkışlamaktadır.” Demişti.[10]

Johnson mektubuna kadar Türk- ABD ilişkilerinde hiçbir sorun görülmemiş tabiri caizse büyük şeytan Amerika ne istemişse almıştı. Yapılan anlaşmaların mahiyeti kamuoyu ile paylaşılmıyor birçoğundan siyasilerin bile haberi olmuyordu.

1964 yılında Kıbrıs’ta ciddi sorunlar yaşanmış hükümet Kıbrıs’a askeri müdahalede bulunmayı düşünmüştü. İşte Johnson mektubu Türkye’ye  Truman yardımını hatırlatıyor ve Kıbrıs’a çıkarma yapılmasını yasaklıyordu.[11]

Johnson mektubu Amerika ile dostluk türküleri söyleyen Türk halkında hayal kırıklığı yaratmıştı. Çünkü bu döneme kadar Amerika’ya ne istemişse verilmişti ve büyük şeytan Amerika ilk milli meselede Türkiye’nin karşısında yer almıştı.

1964 yılındaki Johnson mektubunun yarattığı atmosfer, ülkede sol hareketlerin ivme kazanması ve büyük şeytan Amerika’nın Vietnam’da yaptığı katliamlar Türkiye’nin Amerika’nın sadık dostu olduğu o günlerin artık sorgulanmaya başladığını gösteriyordu.[12]

Muhafazakar dindar kesim bu dönemde komünizm karşıtlığından Amerika’yı çok sorgulamasa da sol hareketler Amerika karşıtı bir söylem kullanıyorlardı.

İslamcı kesimde Amerika karşıtı söylem 1973 yılında siyasi hareket içerisinde yer alan Milli görüş hareketi ile başladı. Rahmetli Erbakan hoca sürekli olarak Müslümanları Siyonizm tehlikesine karşı uyarıyor, Müslümanlara atılan her taşın arkasında siyonzmin olduğuna dikkat çekiyordu. Siyonizmin en büyük destekçisi ise büyük şeytan Amerika idi.

1979 yılında Amerika tarihinin beklide en büyük yenilgisini alıyor, İran İslam Devrimi ile Ortadoğu’da Amerika’nın en büyük destekçisi olan İran’daki şahlık rejimi yıkılıyor İran’da İslam Cumhuriyeti kuruluyordu. Devrimin lideri İmam Humeyni Amerika’nın büyük şeytan olduğunu ilan ediyordu. İslam devrimi ile birlikte İslam dünyasında Amerika karşıtlığı daha da yükselmişti.

Kitabın son bölümlerinde haşhaş krizi ve Kıbrıs savaşı sonrası gelen ABD ambargo sürecini anlatıyor ki bu bölümde çok önemli.

Johnson mektubundan sonra Türkiye-ABD ilişkileri inişli çıkışlı bir süreç yaşadı. En büyük sorun haşhaş ekiminde ve 1974 Kıbrıs hareketi sonrasında yaşandı. Bu süreçte Amerika Türkiye’ye ambargo uygularken, Türkiye’de ülkede bulunan ABD üstlerini kapattı.

Cumhuriyet tarihinde yaşanan askeri darbelerin istisnasız tamamında bir ABD bağlantısı mutlaka kurulmuştur. Bununda en büyük ispatı darbe hükümetlerinin yaptıkları icraatlardır. DP iktidarı yönünü Rusya’ya dönmek isteyince 1960 darbesi gelmiş, darbecilerin ilk açıklaması NATO ve CENTO’ya bağlılık olmuştur. Haşhaş ekimin yasaklamasını sürüncemeye bırakan Demirel hükümetine karşı 1970 darbesi olmuş, darbe hükümetinin ilk icraatı da Haşhaş ekimin yasaklanması olmuştur. ABD üstlerini kapatan MC hükümetlerinden sonra gelen 1980 darbesinin ilk icraatı da ABD üstlerini yeniden açmak olmuştur.

Mücahit Gültekin hocanın kalemine yüreğine sağlık kitap 1980’ne kadar Türkiye-ABD ilişkisi hakkında doyurucu bilgi verirken dönemin psikolojisini de ortaya koyuyor. Bu bilgiler ışığında günümüzde yaşanan krizlerin çok önemli olmadığını anlıyorsunuz. Ve Büyük şeytan Amerika ile müttefik ilişkisi kurmanın ülkemizin ve İslam dünyasının, hatta insanlığın hayrına olmadığını görüp, Amerika’ya karşı net bir duruş ortaya koyulması gerektiği ve Amerikan üstlerinin biran önce kapanması gerektiğini düşünüyorsunuz.

Bize göre mutlaka okunması gereken bir kitap. Amerika’nın ülkemizdeki ve dünya üzerinde etkisi düşünüldüğünde kitabın önemi ve okunmasının gerekliliği daha iyi anlaşılacaktır.

Mücahit Gültekin hocadan beklentimiz, 1980’den günümüze kadar olan sürecide yazmasıdır.

 

[1] Kitabın arka kapak  tanıtım yazısından

[2] ABD- Türkiye İlişkisinin Psikolojisi Mücahit Gültekin pınar y. S. 45

[3] Yenisöz.com

[4] Sputniknews.com

[5] A.g.e. s. 18

[6] A.g.e. s. 17

[7] A.g.e. s. 19

[8] A.g.e s. 131 ve devamı

[9] A.g.e. s. 145

[10] A.g.e. s.389

[11] A.g. e s. 389

[12] A.g.e. s. 388

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Tarık Tufan Yazdı: Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim
Tarık Tufan Yazdı: Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...
istanbul escort escort istanbul