Fatıma Anneye Mektup
Hatice ATASOY

Fatıma Anneye Mektup

Kelimeler hiç bu kadar kifayetsiz olmamıştı benim için … Kurduğum her cümle yetersiz, seçtiğim her sözcük aciz kalıyor, konu sen olunca!... Seni her hatırlayışımda kocaman bir hüzün kaplayıveriyor yüreğimi, hazana dönüşüyor duygularım. Yaşadıklarını sanki seninle yaşıyor, acılarını yüreğimde hissederek teselli buluyor, acziyetimi bir parça unutarak kendimi avutuyorum.
 
Fatıma anne benim gözüm de sen, değirmenle un öğütürken nasırlaşan ellerinle, bir de babana yapılanlara ağlarken canlanırsın. Küçük yaşlarda babasına anne olma ayrıcalığını yaşayan bir ilktin belki de. Hangi baba kızına böyle hitap etti ki, senin babandan başka? ”Ümmi Ebiha” Babasının annesi… Hangi baba kızının evini her gün ziyaret ederek onları namaza, kulluğa davet etti? Hangi baba o günlerde kızının yaralı ellerini öperek alnına götürdü, sarıldı doya doya? Hepimiz şahidiz ki, baban bir başka seviyordu seni, bir başka özlüyordu…
 
Yirmi sekiz yıllık hayatın koca bir okyanus ve her anı anlatılmaya, yaşamaya değer hikâyelerle dolu. Küçücük yüreğine dağ gibi sıkıntıların yüklendiğine şahit olduk hep. Kâbe’nin yanında namaz kılan babana atılan deve işkembesini gözyaşları içerisinde, ellerinle temizlemek sana düşüyordu. Çocuk denecek yaşta boykotun acı yüzüyle tanışıyor, Taif’ten yaralar içerisinde döndüğünde baban o minicik yüreğinle nice büyüklerin katlanamayacağı acıları yaşarken, daha bir acı olan annesizliği tadıyordun.
 
Babandan aldığın ölüm haberine sevinen bir ilk oldun, bizim yaşama dört elle sarıldığımız, ölmeyecekmiş gibi yaşadığımız şu fani dünyada… Daha çok gençtin, çocukların vardı! Ama sevgililer sevgilisi olmadan, bu dünya olanca genişliğine rağmen senin yüreğine dar geliyordu. Bunu hisseden sevgili eşin de anlayamayacaktı bu amansız gözyaşlarını.
Ölüme meydan okurcasına gittin, bıraktığın dünya şimdi çok daha çetin, çok daha acımasız ve çok daha  annem!...
 
Toprakken çamura dönüşen ve çeşitli evrelerden geçerek Allah’ın ruhundan üflemesiyle yaratılmışların en şereflisi seçilen, kendisine Allah’ın, tenezzül edip kitap gönderdiği, kâinatta her ne varsa hepsini hizmetine sunduğu, göğü onun için süslediği, yeri onun için bin bir güzelliklerle donattığı İNSAN… Biraz unutkan, biraz sabırsız, nankör ve biraz vefasız olan… İŞTE ONLAR, YANİ İNSANLIK ÖLÜYOR ANNE!
 
Yine bahar geliyor ve yeşile boyanırken yapraklar, patlıyor bin bir tomurcuklar. Envai renklerle süsleniyor kâinat… Ilık bir meltem okşarken yüzümüzü çocuklar ölüyor anne! Sorgusuz sualsiz evleri başlarına yıkılıyor, okul hayalleri, uçurtma rüyaları bir bir yok ediliyor… Kan rengine boyanmış cesetleri boy boy gösteriliyor ekranlarda… Ümmet suskun, ümmet çaresiz, yarınlar ölüyor anne!
 
Kusur aramazdı Mü’minler.” Siz din kardeşinizin aynasısınız. Onda gördüğünüz lekeyi siliniz” sözüne sadık kalırlardı ve bilirlerdi ki, "Settar" olan ahrette karşılığını kendilerine fazlasıyla verecek. Kör olurdu gözler, sağır olurdu kulaklar şimdi ise birbirlerinin kusurunu deşifre etmek moda olmuş annem... Yalana alışan dillerimiz, sözünde durmayan dillerimiz ve emanete ihanetimizle ünlenir olduk... Sadakat ise artık can çekişmekte!...
 
Şiirler ölüyor anne! Şairler yazmıyor artık viraneye dönmüş hayatları… Körpecik fidanlarını toprağın kucağına bırakan annelerin hüzün dağlamış yürekleri arşı alâyı titretirken, vicdanlar ölüyor anne!
 
Adalet ölüyor anne! Makam, mevki uğruna haktan hukuktan vazgeçenler birazcık ellerine imkan verildiğinde, kendini diğer insanlardan müstağni görenler çoğalırken “Kenarı Dicle’de bir kurt aşırsa onu gelir adli ilâhi, Ömer’den sorar onu” bilinciyle yoğrulan Mü’minler yok denecek kadar azalıyor, rüşvet, riya alıp başını gidiyor, Müslüman`lar ölüyor anne!
 
“Kuşlar gibi uçmayı öğrendik, balıklar gibi yüzmeyi ama kardeşler gibi yaşamayı öğrenemedik”... Devleştikçe cüceleştik, imkânlarımız arttıkça isteklerimiz daha bir fazlalaştı ve paylaşmayı unuttuk. “Doğuda bi Müslüman`ın ayağına batan dikenden batıda ki sorumludur” mesajnın muhatapları olan bizler, sınırlar çizdik aramıza... Ensar`ı övdük hep ama nedense kardeşlik ölüyor anne!
 
“Komşu komşunun külüne de muhtaçtı, sözüne de” dedik ama kapımız sık çalınsa rahatsız olduk, birbirimize gülümseyerek selam vermeyi unuttuk, birbirimize neredeyse varis olacağımız komşularımızla aramızda kocaman ağlar örerken, komşuluk da ölüyor anne...!
 
Teknolojinin her eve girdiği, çok uzaklarda ki sanal dostların hatırlarının sorulduğu ama yanı başındakilerden habersiz yaşanıldığı bir zaman dilimin de, bencillik had sahfaya çıkarken, unutulurken yapılan iyilikler, üç kuruşluk menfaat uğruna satılırken dostluklar vefa ölüyor anne!
 
Kısacası, debdebeli hayatın şaşaalı sahnesinde topyekün insanlık ölüyor anne!... Yüz on dört surelik reçeteden yararlanıp, kendi özümüzü değiştirmedikçe, Sizler gibi iman ederek salih amel işleyip hakkı ve sabrı tavsiye edenlerden olmadıkça ,Müslüman`ca bir duruş sergilemedikçe, utanacağınız bir ümmetin karşınızda olacağı kesin!...
 
Seni utandıracağımız için biz utanıyoruz anne…
 
Seninle olmak, senin cehreni kuşanmak, seni hayata, hayatımıza taşımak istiyoruz anne….
 
Bütün bir sevgimle selamlıyorum seni anne……
Selam olsun sana, selam olsun seni sevenlere….
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...