Müslüman Gibi Müslüman Olmak Zorundayız…
Gül Altuntaş

Müslüman Gibi Müslüman Olmak Zorundayız…

 “Ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol!”  (Hud Suresi-112)

Din; bireyi terbiye edip, toplumu koruma, bir arada yaşama becerisini düzenlemek içindir. Yoksa Allah'ın hiçbirimizin tekrarladığı lafza ve ibadetine ihtiyacı yoktur.. Hal böyleyken; toplum, birbirinin hukukunu gözetmez olmuş, haksızlık, adaletsizlik ve zulüm yayılmışsa; ibadetlerinizi ve zikirlerinizi gözden geçirerek riyakarlığımızı ve de şekilciliğimizi görmeliyiz ey Müslümanlar....

Cami, cemaat, hacı, mürit, tespih, takke, sakal, zikirmatik, artık Müslümanların riya aracı olmuşsa; ve toplumumuzda bunlara güven bitmişse, boş yere kendimizi kandırmayalım. Zaten dışarıdakiler hiç kanmıyor. İddia ediyorum Müslümanların çoğu münafıktır maalesef. (ben, sen, o, biz hepimiz, bu tanıma dahil)

Abdullah îbn Amr (r.a)'tan rivayet edildiğine göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

“Dört haslet vardır ki, bunlar kimde bulunursa, o kimse saf münafık olur. Kimde de bu hasletlerden birisi bulunursa onu bırakıncaya kadar kendisinde nifaktan bir haslet var demektir:

1- Konuştuğunda yalan söyler,

2- Söz verdiğinde sözünde durmaz,

3- Vaad ettiğinde vaadinden döner,

4- Kavga ettiğinde/tartıştığında haksızlık eder, Adaletten sapar.”

Münafık: içinden kafir olup dışından Müslüman görünen kimsedir. Eğer bu renkli gö­rünüş, “İman” hususunda ise münafıklığı “Küfür”dür. İman hususunda değil de, “Amel” hu­susunda ise o kimsenin münafıklığı, “Ameli” olur.

Burada “Münafıklık” ile kast edilen, itikad yönünden olan münafıklık değil de “Amel” yönünden münafıklık kast edilmektedir. Çünkü bu ve benzeri ameller, Kamil Müslümanlar da değil de münafıklarda bulunan amellerdir. Bu amelleri işleyen Müslüman da, yaptığı bu dav­ranış gereği zahiren münafığa benzemiş olmaktadır. Dolayısıyla Müslümanlar, bu tür davra­nışlardan sakınmalıdır/sakındırılmaktadır.

Zira Müslüman; konuştuğunda yalan konuşmayan, söz verdi­ğinde sözünde duran, tartıştığında haksızlık yapmayan, adaletten yana tavır alan ve kendisine bir şey emanet edildiğin­de onu koruyup sonradan sahibine veren kimsedir. Böylece gerçek Müslüman ile amel yö­nünden zayıf olan Müslüman arasında bir çizgi ortaya konulmaktadır.

''Münafıklar sana geldikleri zaman: "Biz gerçekten şehadet ederiz ki, sen kesin olarak Allah'ın elçisisin" dediler. Allah da bilmektedir ki sen elbette O'nun elçisisin. Allah, şüphesiz münafıkların yalan söylemekte olduklarına şahitlik etmektedir.'' (Münafıkun-1)

Yani münafıklar, her ne kadar doğru söylüyorlarsa da, inançları söyledikleri ile bir değildir. Dolayısıyla onlar senin Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet ederlerken, samimi davranmamaktadırlar. Burada dikkate değer nokta, "Şehadet"in iki esasa dayalı olmasıdır. a) Şehadet edilen husus bir hakikat olmalıdır. b) Şehadet eden (şahit), ettiği hususun gerçekliğine inanmalıdır. Yani şahit, şehadet ettiği hususa inanıyorsa her yönüyle doğru bir kimsedir. Ancak bir kimse yalan (veya yanlış) bir husus üzerine şehadet ediyor ve fakat ona inanıyorsa, bu kimse hiç değilse inancı bakımından tutarlı addedilir. Tam aksine bir kimse gerçek bir husus üzerine şehadet ediyor ve fakat ona inanmıyorsa, bu kimse yalancının biridir. Sözgelimi İslâm'ı hak olarak tasdik eden bir mü'min, her yönüyle doğru bir kimsedir. Ama kendi dinine bağlı kalmakta devam eden bir başkası, İslâm'ı hak olarak tasdik ederse şayet, onun bu şehadeti bir yalandan ibarettir. Ancak İslâm'ı batıl olarak telakki ediyorsa, bu kimsenin bu düşüncesi isabetli olmasa bile, kendi akidesi bakımından tutarlıdır.

Kısaca; İslam’ı hayattan soyutlayıp ferdi ibadetlere dönüştürüldüğünden dolayı yansıtmamız gereken. Ticari ahlak, toplumsal ahlaktan çok uzak bir alğı içerisindeysek bir çeşit münafıklık alametleri var demektir.! Oysa kurana bakıldığında bizden istenen, adalet, vicdan, ahlaki bir duruş sergilememizdir ki, namazımız başımıza çalınmasın..

Her canlı gibi millet ve toplumların da dünyada belli bir yaşama süreleri vardır, doğar, yaşar ve ölürler. Tarih sahnesinde ebedi olarak yaşayan hiç bir kavim yoktur. Tıpkı insanlarda olduğu gibi kavimler de eceli geldiği zaman tarih sahnesinden silinir giderler. Bu Yüce Allah’ın kainatta tesis ettiği nizamın bir gereğidir.

Kısaca Ey Müslümanlar; ahlaken Müslüman gibi değilsek, ibadetlerimiz bize Müslüman olduğumuzu bildirmiyor, sade yüzeysel alışkanlık olmuş demektir.! Bu da helak olmamıza yeterli bir sebep olabilir ALLAH korusun bizden önceki toplumların olduğu gibi, helak olmak istemiyorsak, toplum düzeni için gerekli; adalet, merhamet, vijdan, dürüstlük, iftiradan beri, paylaşma, güvenilirlik, namusa azami dikkat, dedikodudan uzak,kul hakkına saygılı, hallerimizi ve kurumlarımızı işletmek ve yaşantımıza geçirmek zorundayız.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Nesibe Aşkar Yazdı: Bir Kuş Tüyü Eksik
Nesibe Aşkar Yazdı: Bir Kuş Tüyü Eksik
Yıldıray Oğur Filistin Cesur Kızı Ahed Tamimi'yi yazdı: Sarı Saçlarından Sen Suçlusun!
Yıldıray Oğur Filistin Cesur Kızı Ahed Tamimi'yi yazdı: Sarı Saçlarından Sen Suçlusun!