Emin, Güvenilir Ve Nezaket Sahibi Olmak
Hazım Koral

Emin, Güvenilir Ve Nezaket Sahibi Olmak

"Din ahlâktır" prensibinden mütevellit Müslüman bireyin en belirgin sıfatlarından biri de "nezaket" sahibi olmasıdır. Hatta bu sıfat Müslüman kişinin olmazsa olmazıdır. Nasıl ki "emin" sıfatı Müslüman şahsiyetin bir yansıması ise "nezaket" olgusu da bir mü'minin ayrılmaz parçası olmalıdır. Elbette ki bu güzel haslet ailede kazanılır. Her ev bir okuldur. Ailedeki yerleşik görgü kuralları, daha doğrusu ailenin yaşam biçimi ders müfredatıdır. Şahsiyet ve kişilik aile içi yaşam biçimine göre şekillenir.

Fıtrî bir duygu olarak istisnasız her birey aile yaşamının huzur ve mutluluk içerisinde sürmesini ister. Bunun ön koşulu kesinlikle nezakettir. Aile bireyleri birbirine karşı sevgi ve saygıda kusur etmeme hususunda azamî derecece gayret sarf ediyorsa mutlaka bunun sonucunu göreceklerdir. Şu hâlde Müslüman aileler evlerinde huzur ve mutluluğu teminat altına almak istiyorlarsa mutlaka nezaket kuralkarına riayet etmelidirler. Bu kurallara riayet etmek öncelikli olarak eşlerin ödevidir. Hatta ilk önce evin reisi bu kurala uymalıdır.

Neden reis? Çünkü toplumumuzda en çok istismar edilen ve hatta sık sık şiddete maruz kalan kadınlar olduğu için. Bir şekilde bu işi en çok ihlâl eden koca olmaktadır. Evin erkeği Nisâ Sûresi'nin 34'ncü ayetindeki sorumluluğunu asla bir baskı unsuruna dönüştürmemelidir. Ayette geçen "Kavvamuna elen nisa" vurgusu, kişinin eşine şefkât ve merhamet kanatlarını gererek onu güvenlik içerisinde barındırması anlamına gelmektedir. Onun üzerine gestapo kesilmesi değil, ona nezaketle davranmasıdır asıl olan..

Biraz açacak olursak, bir mü'min şahsiyet öncelikli olarak riayet etmesi gereken ve hatta kişiliğinin ayrılmaz bir parçası haline getirmesi gereken nezaketle ilgili en önemli iki haslet "ses tonunu yükseltmemek" ve "kızgın bakmamak".. "Başarabilene aşkolsun" dediğinizi duyar gibiyim. Oysa Yüce Rabbimiz bizden bunu talep etmektedir. Kûr'ânî tabirle şu da bir hakikat ki Allah Teâlâ kullarına kaldıramıyacakları yükü yüklemez. (Bkz: Bakara:286) Şu hâlde Rabbimiz'in buyrukları başarılamayacak bir talep değil. Yeter ki bunları "davranış kalıbı" hâline getirmiş olalım.

Ses tonunun yükseltilmemesi, insanlara bağırıp çağırılmaması ile ilgili ilâhî hükmü Lokman aleyhisselamın oğluna nasihatinde görüyoruz: "Tutum, davranış ve yürüyüşünde dengeli ol. Sesini alçaltarak nazik ve kibar bir tarzda konuş. Doğrusu seslerin en çirkini eşeklerin sesidir." (Lokmân:19) Bir başka ayet-i kerimede, "İnsanlara güzel söz söyleyin" (Bakara:83) diye buyrulmaktadır. Nezaket sahibi olmanın ön koşuludur insanlarla nazik ve kibar konuşup güzel söz söylemek. Velev ki muhatabınız eşiniz ve çocuklarınız olsa da.. Zira Allah Teâlâ'nın hükmü umuma şamildir. Bu ilâhî hüküm herkes için caridir. Bu işin bir tek istisnası vardır  o da ayette şöyle belirtilmektedir: "Zulme uğrayanlar müstesna" (Nisâ:148)

Demek ki, zulüm ve bir haksızlık söz konusu olduğunda Allah Teâlâ bile kulunu mazur görüyor. Hatta bu medenî itiraz hakkı bazen zorunluk olabilmektedir. Zira Rabbimiz her insanı "hür" yaratmıştır. Eşi de olsa, çocuğu da olsa ona zulmedemez, ona kızgın bakamaz, ona eziyet edemez, onunla incitici konuşamaz, ona şiddet uygulayamaz. Hatta ayette belirtildiği üzere ona bağırıp çağıramaz ve surat ekşitemez. Zira bağırıp çağırmak, kızgın bakmak ve hatta surat ekşitmek psikolojik terördür. Bu bir insanlık suçudur. Bu zulmü önlemek maksadıyla Avrupa'da "mobbing suçu" diye yeni yeni yasalar çıkartılmaktadır. Oysa yüce dinimiz İslâm 1400 yıl önce koyduğu evrensel kurallarla nezaket dışı davranışları suç unsuru olarak telakki etmektedir.

Ayrıca diyebiliriz ki, aziz İslâm dini diğer canlılara ve tabiata karşı hırçın ve hoyratça davranmayı da men etmektedir. Yüce dinimiz hayvanlara da merhametli davranmamızı emretmektedir. Hâkezâ, tabiata karşı da aynı hassasiyeti göstermemiz emredilmektedir. "Karınca incitmez" sıfatı Müslüman bireyin en belirgin özelliğidir. Velâyet Şahı İmâm Ali (a.s) buyuruyor ki: "Bütün dünyanın bana verilmesine mukabil, benden bir karıncanın ağzındaki yarım arpa tanesini almamı isteseler bu zulmü asla yapmam."  İşte bir Müslüman için ne mükemmel bir ölçü. Her Müslüman birey böylesi bir hassasiyet sahibi olmalı ve asla zulme sebebiyet vermemeli ve zulme aracı olmamalıdır. Kısacası bir mü'min asla zulme tevessül etmemeli ve zalimlere de meyletmemelidir. (Bkz: Hud:113) Yine İmâm Ali (a.s) buyuruyor ki: "Bin kere zulme uğrasanda bir kez olsun zalim olma." Yani defalarca zulme ve haksızlığa uğrasan da bunu bertaraf etmek için sakın haddi aşma, zalim pozisyonuna düşme. Zira, "Allah haddi aşanları ve zalimleri sevmez." (Bakara:190; Âl-i İmrân:57)

Bir başka ayet-i kerimede Rabbimiz biz Müslümanlara toplumsal dirliği ve sosyal huzuru sağlama adına affedici olmamızı salık vermektedir: "Bir kötülüğün cezası onun misli kadardır. Fakat kim affeder ve ıslah ederse artık onun mükâfatı Allah'a aittir. Muhakkak ki Allah zalimleri sevmez." (Şûrâ:40) Affedici olmak hem pisikolojik olarak, hem Allah Teâlâ nezdinde gerçekten büyük bir kazanımdır. Nezaket ve hoşgörü sahibi insanlar ancak affedici olurlar. Bu nedenledir ki, bir mü'min her şeyden önce nezaket sahibi olmaya çalışmalıdır. Şu da bir gerçek ki, nezaket olgusu asil insanlarda vardır. Bu da Allah vergisi bir haslettir."İzzet ve şeref Allah'ın, O'nun Resûlü'nün ve mü'minlerindir." (Munâfikûn:8)

Hiç kuşkusuz,  nezaketini yitiren kişi aynı zamanda izzet ve asaletini de yitirmiş demektir. Kabalık ve hodgâmlık en çirkin davranış biçimidir. "Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez." (Lokmân:18) Gerek aile içerisinde, gerek sosyal çevrede sevilmeyen ve saygı duyulmayanlar kaba ve bön kişilerdir. Böylelerini Allah Teâlâ sevmemektedir. Nezaket sahibi bir insanı ise Allah ta sever, kul da sever ve herkes ona saygı gösterir.

Yazımızın başında nezaket ve görgü kuralları evde öğrenilir demiştik. Şu hâlde ebeveynler her şeyden önce hem hâl ve hem kâl dili ile çocuklarına nezaketli ve kibar olmayı öğretmelidir. Ebeveynler öncelikli olarak çocuklarına iyi bir "rol-model" olmalılar. Zira çocukların kişiliği anne-babayı taklitle başlar. Çocuk ebeveynde neyi görür, neyi öğrenirse sosyal hayata onu yansıtır. "Ön teker nerden giderse, arka teker peşinden gider." Veya "Armut dibine düşer" sözü bu durumlar için söylenmiş ata sözleridir. Çocuklar ebeveynlerin prototipleridirler.

İmâm Câfer Sadık (a.s) nezaketli olmanın temel prensibini şu veciz söz ile açıklıyor: "Güzel ahlâk: Yumuşak huylu olman, güzel ve edepli konuşman ve kardeşine güler yüzlü davranmandır."

Bir özlü sözde ifade edildiği gibi "Kişi dilinin altında gizlidir." Münafıklar hariç genel olarak konuşma üslubu kişinin karakterini yansıtmaktadır. Ayrıca konuşulan ve iştigal edilen konular da sahibi için ipuçları verir. İmâm Ali (a.s) buyuruyor ki: "Özü doğru olanın, sözü de doğru olur." Evet, bu bir kişilik ve tîynet meselesidir. Bir başka özlü sözde şöyle buyrulmaktadır: "Kişinin görünür rütbe-i aklı eserinde." Tutum, davranış, söz ve yapıp edilenler şahsiyet ve kişiliğin aynasıdır. İyi insandan iyilikler sadır olur, kötü kişiden kötülük.. Bunun aksi ise sadece istisnadır. Asıl olan sözde ve eylemde sabit ber kadem olabilmektir. Zira dengesiz ve haddini bilmeyen insanlar emin ve nezaket sahibi olamazlar. Onlardan her an edep ve nezaket dışı davranış sadır olabilir.

Edep, haya ve haddini bilmek en önemli nezaket kurallarıdır. Edep güzel ahlâktır. Güzel ahlâkın ilk yansıması ise haya ve nezaket sahibi olmaktır. Müslüman bu hasletleri taşıyan kişidir. Bu güzel hasletler aile ortamında ve küçük yaşta kazanılır. "Bir insan yedisinde ne ise yetmişinde de odur" sözü bu bağlamda doğru ve yerindedir. "Can çıkar huy çıkmaz" sözü menfî anlamda söylenmiş olsa da bu müspet anlamda da doğru ve yerindedir. Nezaketle ilgili hasletleri huy edinmek bağımlılık yapar. Elbette ki, böylesi bir bağımlılık ahlâksal mükemmelliktir. Bu ise sabır ve metanet olgularıyla elde edilir. Biz buna kombine ve mütemmim hasletler de diyebiliriz. Biri olmazsa diğeri de olmaz. Örneğin sabırsız kişi nezaket sahibi olamaz. Bir başka örnek, edep olmayanda nezaket de olmaz. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Şu hâlde nezaket erdemli olmanın en belirgin örneğidir.

Medya vasıtasıyla veya çevremizde bir takım şiddet okaylarına sıkça tanık olmaktayız. Şiddet ve kreminal olayların bu kadar yoğunlukta olması, insanların birbirlerine tahammül edememesi ve en ufak bir anlaşmazlığın şiddete baş vurularak çözümlemeye kalkışılması gazetelerde "Toplumsal Cinnet Geçiriyoruz" diye manşetler atılmasına vesile olmaktadır. Bütün bu şiddet olaylarının en aslî tetikleyici unsuru nezaket eksikliğidir. Nezaketin olmadığı yerde kabalık ve tahammülsüzlük vardır. Böyle bir ortamda insanlar sorunlarını primitif-ilkel yöntemlere başvurarak çözümlemeye kalkar. Bu tutum cözüm değil çözümsüzlük üretir ve büyük pişmanlıkları beraberinde getirir.

Bu satırlar yazarken medya bir gün içerisinde işlenen dört ayrı cinayeti haber konusu yapmakla meşguldü. En ilginçi ise bir profesör bir doçentin boğazını keserek işlemiş olduğu cinayetti. Akil insan olarak tanımlanan ve toplumun her kesiminden saygı ve hürmet gören profesörler bile böylesi cinayetler işleyebiliyorsa varın o toplumun hâlini siz düşünün. Bu durum toplumsal cinnet değil de nedir? Gün geçmiyor ki medya vasıtasıyla insanlık dışı cinayet olaylarına tanık olmayalım. Toplumumuz büyük bir nezaket yitimi yaşamaktadır. Nezaketten, maneviyattan, incelik ve kibarlıktan mahrum bir toplumda asla merhamete yer yoktur. Zira nezaket merhametin, yani yufka yürekliliğin bir tezahürüdür.

İnsanlar her şeyden önce merhametli ve yufka yürekli olmalılar ki, nezaket sahibi olsunlar. Allah Teâlâ'nın en belirgin sıfatlarından biri de merhamet sahibi olmasıdır. Evet, Yüce Rabbimiz sonsuz merhamet sahibidir. Hiç kuşkusuz, Allah Teâlâ bu sıfatı kullarında da görmek istemektedir. Müslüman kişi merhamet sahibi olmalı ki bunun tezahürü olan nezaketi de kuşanmış olsun. İmâm Muhammed Bâkır (a.s) şefkât ve merhamet duygusunun imânın tezahürü olduğunu söylemektedir: "Kimin payına şefkât duygusu düşmüşse, onun payına iman düşmüştür."

“Hayat iman ve mücadeledir" ifadesi yerinde söylenmiş bir sözdür. En büyük uğraş ise nefs tezkiyesidir. Tezkiye edilip arındırılmış bir nefs hiç kuşkusuz nezaketin doruğuna ulaşmış demektir. Zira nefsini tezkiye edip zapt-ı rapt altına almış kişi bencillik ve hodgâmlık duygularından sıyrılıp mütevazılığın, centilmenliğin, halim -selim olmanın zirvesine ulaşmış demektir. Bu tür insanlardan kaba tutum, incitici söz ve şiddet gibi davranış beklenmez. Bunlar "emin" ve "güvenilir" insanlardır, nezaket sahibi ve kibardırlar. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz'in (s.a.a) ve Ehl-i Beyt imâmlarımızın en belirgin yönleri "emin" ve "nezaket sahibi" olmalarıydı. Onların örnekliği biz Müslümanlar için en güzel miyardır. Ne mutlu bu güzel ölçüye talip olanlara...

 "Akıl gibi servet, iyi huy gibi dost, edep gibi miras ve ilim gibi şeref olmaz." İmam Ali

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Tarık Tufan Yazdı: Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim
Tarık Tufan Yazdı: Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...
istanbul escort escort istanbul