Toplumun Kölesi Ya Da Kendimizin Doğrusu Olabilmek
Gül Altuntaş

Toplumun Kölesi Ya Da Kendimizin Doğrusu Olabilmek

Kitle; rolünü kusursuzca oynar. Yanılmış olma ihtimalini düşünmeden girişilen acımasız şiddet ve tepki, kınayan, içine kapandıran, tepkisizleştiren , yalnızlaştıran, ruh dengesini altüst eden acımasız yargıya dönüşür... .

Antropolog Le Bon a göre kitlede en tipik özellik şudur; kitleyi oluşturan bireyler, karakterleri, işleri, zekaları ne kadar farklı olursa olsun; kitle içinde kollektif bir ruh kazanırlar ve sorgulamadan aynı bilince yönelirler.. Freud ise; kitle psikolojisinin düşünsel başarıyı engellediği gerçeğine binaen bireydeki ruh değişikliğine dikkat çeker. Ruhu değiştiren ana etken kitlenin yarattığı telkin dir... Kasaba halkı bir kere algı oluşturdu mu, aksini düşünmeyi akıl edemez ve acımasızca saldırır bireye.!  Adeta düşünmeyi unuturlar ve sadece telkin yoluyla yönlendirirler..........!

Ne kadar da tanıdık uygulamalar....! Acımasızca saldırı modaymışçasına yayılır, adeta sorgulama ve analiz etme yetisi rafa kalkar... Doğruyu arama, yanlıştan kurtulma gibi özellikler biter... Kitleyi yönlendiren bir kaç bireyin elde edilmesi, tüm kitlenin elde edilmesi demektir.. Arada farklı düşünenler olması kitle davranışını çok fazla etkilemez.bilakis korku ve sindirme ile farklı düşünenler de etkisiz hale getirilir.. ( izlediğim bir filmde ki ana fikirden)

Sosyal medya denen platformda azıcık gezinince; ''ben çok mu günahkarım?!'' demekten kendimi alamadım... Bakıyorsunuz; herkes kulluk, dava derdinde, herkes tevhid için çabada, herkes mükemmel dürüst, herkes ali-cenap fedakar, herkes süper verici ve birbirine infak tavsiyesinde, kimse kimseye gözünün üstünde kaşın var demiyor, herkes herkesi müthiş bir şekilde seviyor, herkes birbirine el-pençe divan hürmet için bekliyor, herkes mükemmel ve küfürsüz konuşuyor, herkes namus abidesi, herkes eşinden izinsiz en fazla zıddına müzik dinlemiş, zaten onu da burada itiraf edip sadakatini teyit ettiriyor......

Herkesin eşi azıcık öküz, o da zaten O'nu sevimli kılıyor, onun için burada (sosyal medyada) anlatmada bir beis görmüyor... Herkes vatan için hazır tetik bekliyor, herkes çok akıllı ve felsefe en ince damarımıza kadar kol geziyor, herkes güneşin doğuşuna ve batışına hayran.! Herkes mükemmel derecede dini bilgi sahibi ve mükemmel derecede inancını yaşıyor (?) Ve galiba, bunlar aslında olmayan, ama gerçekte olmasını umut ettiklerimiz, ideal toplumdan beklentilerimiz ..

Ama gel görelim ki; bunların hiç biri yok bende/bizde/toplumda.! Düşününce bir an, dürüstçe, aslında, vicdanımızın itiraf ettiği; gidecek yerimiz yok.! Toprak beni/bizi geri atmaz inşallah....(?)!

Çevremizdekilere göre nerdeyse her cümlenin başında onları anlamayan,-çektiği damar kuruyasıcanın- tekiyizdir .! Bildiğiniz tembeliz, güneşin doğuşunu falan görmek için zahmete giremeyecek kadar romantizmden uzağız işte.. Dolayısıyla odunluk katsayımız romantiklik katsayımızdan kat be kat fazla.. Günde üç fasıl bu tembel ve gıcık huylarımız yüzünden evde hır gür çıkar... Öyle davamız mavamız da yok gibidir. O günü kimseye zararımız olmadan atlattıysak daha ne isteyelim ki? Aslında sabahları yüzümüzü yıkamaya bile üşeniriz çoğumuz ama, Nihat Hatipoğlu'na herkesin önünde abdesti bozan şeylerin, en kritiğini sormayı görev biliiriz. Çünkü idealimizde kılı kırk yaran Müslüman olma vardır, toplum bunu bekliyordur, iç sesimizle hasbihalde bunu farkederiz... Fakat cidden kendi vijdanımıza karşı bile dürüst müyüz? Bunu da üstünü kapatarak başka bir zamanda cevaplamaya bırakırız. Bu da gerçeğimizdir.

Ara ara hinlikler yaptığımız da olur elbet. Mesela çok iyi kalpli de saymayız kendimizi, kızdığımız olur dilencilere, komşuya iş yerindekilere. Misafir falandan da haz etmediğimiz, misafirliği de pek sevmediğimiz doğrudur modern çağ denen cenderede. Belki mutfakta homurdanırız ama misafir geldiğinde muhtemelen, en sevimli gülücükleri yollarız. Bazı dini konularda bazılarıyla ters düştüğümüzü, bu konuda da yaya kalacağımızı hesap ederiz, fakat kandil günü sadaka vermekten de geri durmayız... Ağzımız deseniz sinirlerimizi bozana felakettir.! Hazır yiyiciyizdir, kedi-köpek beslemesek de sosyal medyada resimler paylaşırız ki vicdanlı doğa sever görüntümüz olsun.... Olabildiği kadar asi bir ruhuzdur, öyle kimsenin hatırına, sevdiğimiz şeyleri yapmaktan feragatte bulunmayı hiç düşünmeyiz.  Her şeye muhalif, anarşist gibi bir şeyizdir işte.....

Sadece kütüphanede bekleyen, resmini paylaştığımızda bizi elit göstereceğini düşündüğümüz kitabımız yarımdır çoktandır, şiir sever miyiz onu da bilemiyoruz, çünkü henüz bir şiiri, yüreğimizde tutmuşluğumuz da yoktur, Mehmet Akif'i Necip Fazıl'ı duyunca azıcık vatan sevdamız depreşir, Nazım'ı da aşk heyecanlarımızda anarız ,olsun .! En azından biliyoruz şairleri......

Eğer gelen giden dedikodusu ve el alem baskısı olmasa, evde yılda bir kere genel temizlik yapılsa kafidir... Velhasıl elimizin battığı yenmez, dokunduğumuza dokunulmaz , kaknem mendebur, çenesiz, vurdum duymaz,tem bel bir yaşam formu olduğumuzu itiraf etsek de bazı bazı kendimize, Sosyal medyada tam bir kahramanızdır.

Dediğim gibi,işte bu da gerçeğimizdir Allah bizi affetsin.! Gerçekte her yaş ve meslekte, herkesin diğerinden öğreneceği bir bilgi mutlaka vardır.. Dolayısıyla birbirimize tahammül ederek, fikrimizi geliştirebiliriz.. Yoksa, ‘körler sağırlar birbirini ağırlar’ havasıyla ancak birbirimize yalakalık etmiş oluruz....

Evet biz sosyal bir varlık olan insanız. Ve dünyada yaklaşık şu an 8 milyar civarında beyin,  dolayısıyla o beyinlerin ürettiği fikirler var... ''Ben bilgiyi tercih ediyorum, aksi takdirde beynim kendi kendini öğütüyor'' diyebilen kendini geliştirecektir. Sadece toplum önünde -mış gibi yaparak- olan davranışlarımız sosyal medya gibi, tek tuşla biter maalesef. Toplum baskısı ile yapıp, toplumun,  olmadığı yerde terk ettiğimiz, içselleştiremediğimiz ahlak ahlak değildir. korkudur....

O yüzden davranışlarımız, dil din ırk ayrımcılığını körüklemiyorsa, sadece benim fikrim doğru bağnazlığında olmadığımızda, ve başkasına tahammül eşiğimiz, insani ölçüde olup başkasına zarar vermediğimiz müddetçe katılmasam bile her fikri duymak saygılı olabilmeliyiz.

Aksi hal SADECE NEFRETİ KÖRÜKLER ve de kitleye monte olmaktan başka bir işe yaramaz.!, Hele fikir ve yorumlarımıza katılmayanları inandıracağım diye , çaba sarf etmek bir çeşit despotluktur...

Yazdığı iki kıytırık kelam için, iki kıytırık bilgimizle kimseyi tekfir edip, dinden afaroz etmeye hakkımız yoktur. Din ne sizin, ne ötekinin babasının malı değildir. Her yazılana inanmak zorunda değiliz. Elbet, okuruz güler geçeriz.

Stephan Hawking’i de okuruz, ama onu okuduk diye ateist olmayacağımız gibi. Dolayısıyla kendi oto kontrolümüzü kendimiz yapmak ve geliştirmek zorundayız. Belli yaşta, belli mentalitede insanlarsak,toplumun görmediği yerde de toplum varmış gibi doğrularımıza sahip çıkabiliyorsak gelişmişizdir..

Senin doğrun, yine sana benim doğrum yine banadır... Birini zorlayarak vebal almak, ne insanlığa ne Müslümanlığa yakışan bir şeydir!. Görüyorsak, haksızlık-hukuksuzluk, dillendiririz ki belki dünyayı güzelleştirme uğruna vicdanlarımız harekete geçsin diye...

Yoksa Ahmet'i övmek Mehmet'i karalamak adına yapılacaklar insanlık gereği değildir ama, herkesten, öğrenip haberdar olacağımız bir şey de mutlaka vardır....... Düsturumuz, yapabiliyorsak HAK VE ADALETİN TARAFINDA OLUP, HAK VE ADALETİ DİLLENDİREBİLMEK olmalıdır. Dolayısıyla toplumdan koparak ya da korkarak davranmak insana vasıf kazandırmaz. Öncelikle toplumdan öğrendiğimizi kendi süzgecimizden geçirerek içselleştirdiğimizde aslında sosyal oluruz. Yoksa zoraki robotik davranışlar bizi sosyal, ideal insan kılmaz. Sadece biz farkında olmadan toplumun kölesi kılar.

ALLAHA EMANET OLUN..

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...