Gelin  Ve  Damat  Mevzusu
Hazım Koral

Gelin Ve Damat Mevzusu

Her ailenin kendi koşulları içerisinde mahremiyeti ve kutsiyeti vardır. Hiç kuşkusuz genel anlamda Müslüman ailelerin geleneksel yapısı sağlam, muhkem ve tutucudur. Her şeyden önce İslâm dini aileyi kutsamaktadır. İslâm’da aileye biçilen rol, hem dünya hayatının huzuru ve insicamıyla alakalı, hem ahiretin kazanılmasında en önemli faktördür. İslâm’a göre ailesiz bir hayat düşünülemez. Hatta bazı rivayetlerde, “ölümünüze bir gün kalsa bile onu nikahsız geçirmeyin” denilmekte. Bu sözden yola çıkarak dinimizde bekarlığın tasvip edilmediği anlaşılmaktadır. Nasıl ki, “kıyametin kopmakta olduğunu görseniz, elinizde bir fidan varsa onu dikin” denildiği gibi.. Risalet döneminde yaşanmış meşhur bir olay var: Bir kısım genç Sevgili Peygamberimiz’in huzuruna gelerek: “Ya Resûlullah, Hıristiyan rahipler kendilerini hadım ederek evlenmekten içtinap ediyorlar ve kendilerini Allah’a adayarak manastır ve kiliselerde bütün zamanlarını ibadetle geçiriyorlar, biz de onlar gibi kendimizi evlenmekten men edip gündüzleri oruçla, geceleri zikirle hem hâl olmak istiyoruz.” Gençlerin bu teklifi karşısında, Resûl-ü Ekrem Efendimiz şu sözleri söylüyor: “Hayır,sizi böyle bir şey yapmaktan men ediyorum. Gördüğünüz gibi ben evliyim ve aile hayatım var. Sizin de evlenip aile hayatı kurmanızı tavsiye ediyorum. Şunu da bilin ki, kıyamet günü diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim.”

Bu hadis-i şerif bile evliliğin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuş oluyor.Hatta ayet-i kerimede bu işin sadece ailelerle ilintili olmadığı, bekarların evlendirilmesinin kamusal bir görev olduğu ibraz edilmektedir. “Bekâr olanları…evlendirin.”Nur:32)Sadece sivil toplum kuruluşlarına değil, bizzat İslâm Devleti’ne tevdi edilmiş ilâhî bir görev bu.. Zira, ailesiz bir hayat düşünülemez. Ailesiz hayat bekâr kişinin zindanıdır. Her şeyden önce aile sahibi olmak fıtri bir gereksinim, fıtri bir duygudur. Komünizm ideolojisi ailesiz, komün bir hayatı öneriyordu ama 70 yıllık uygulamalarına rağmen buna muvaffak olamadı. Çünkü böyle bir önerme insan fıtratına ters düşmektedir. Kadim tarihleri inceleyen antropoloji verilerine göre insanoğlu ailesiz bir dönem yaşamamıştır. Sadece bir takım deistler geçmişte bazı  toplumların komün yaşadıklarını iddia etmektedir. Onların hayata bakışları bu olduğu için öyle bir çıkarsamada bulunmaktadırlar. Bu yaklaşım vehimden başka bir şey değildir. Elbette ki, günümüzde bile bazı rijit ve sapkın görüşe sahip olanlar komün yaşam biçimine öykünmektedirler. Ki bunlar istisnadır. Dinî literatürümüzde bunlara “deyyus”  denilmektedir. Kısacası İslâm’da aile müessesesi diye bir kurum vardır ve kutsaldır. Şu hâlde sadede gelmiş olalım.

Sorumuz şu: Gelin ve damat adayı hangi kriterlere göre tercih edilmelidir? Aslında bu soruyu irdelemeden önce tarih boyu ve günümüz gerçekliğine uygun bir olgudan söz etmek istiyoruz. İster gelin olsun, ister damat olsun yeni bir aileye eklemlendiği zaman uyum ve entegrasyon sorunu yaşayabilmektedir. Çünkü her ailenin kendine özgü kültürel ve ananevi yapısı farklılık arzetmektedir. Aileler arası yemek kültürü bile farklı olabilmektedir. Buna uyum sağlamak bazıları için zordur, bazıları için kolay. Ayrıca yeni ailenin sırlarına muttali olunmaktadır. Bunlar bazıları tarafından sır olarak saklanmayabilir. Gelin veya damat bu sırları önce kendi ailesine taşır ve oradan konu komşuya yayılır. Bu durum geçmiş tarihlerde aristograt ailelerde ve saraylarda çok görülmüştür. Gelin ve damatlar ispiyon ve jurnal aracı olarak kullanılmıştır. Aralarında devletler arası ajanlık yapanlar da vardır. Avama ait normal aile yapılarında bir takım sırlara muttali olmak sadece dedikoduya sebebiyet verilmiş olur ki, bu da hoş olmayan bir tutumdur. Elbette ki, İslâm’ın edep ve adabı muaşeretine sahip olan gelin ve damatlar muttali oldukları sırları kendi ailelerine de olsa taşımazlar ve dedikodu malzemesi yapmazlar. Belki birçokları bu hususu dikkate almamaktadır veya basit görülmektedir; ama ailenin bekası ve huzuru için bunlar önemli hususlardır.

Konumuzla ilgili olduğu için 21.09. 2017 tarihli Aydınlık Gazetesi’nde yayımlanan Mehmet Yuva isimli köşe yazarının “Damat Ya Vezir Eder Ya Da Rezil Eder” isimli makalesinden bir paragraf aktarmış olalım: “Damat ve gelin evlat gibidir. Aile ve özelini tüm teferruatlarıyla öğrenmeye başlar, zamanla asli unsur ve bünyenin parçası haline gelir. Bunun idrakinde damat ve gelin adaylarını itinayla seçiniz. Zira hanenize gülümseyerek kabul ettiğiniz bu yeni fert sizi ya vezir ya da rezil edebilir. Rezil etmekten ötesi de gerçekleşebilir. Hayatınızın en şiddetli kâbusu olur. Bu önerimiz özellikle nüfuzlu ve makam sahibi aileler tarafından nazar-i dikkate alınmalı.” Aslında bu öneri tüm aileler için geçerlidir, sadece nüfuzlu aileler için geçerli değildir. (Elbette ki, yazar siyasî perspektiften olaya yaklaştığı için öyle bir ifade kullanmış olabilir.) Alıntı yaptığımız bu paragrafta dikkatimizi çeken husus “damat ve gelin adaylarını itina ile seçiniz” vurgusudur. Her Müslüman aile buna özenle dikkat etmelidir. Şu hâlde sorumuzu bir kez daha tekrarlamış olalım: Gelin ve damat adayı hangi kriterlere göre tercih edilmelidir?  Burada elbette ki, Sevgili Peygamberimiz’in tavsiyelerini dikkate almak zorundayız. Resûl-ü Ekrem Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: “Evlilik şu 4 şey için yapılır: Malı için, asaleti-soyu- için, güzelliği için ve dini için. Sen dindar olanı tercih et, mesut olursun.”

Elbette ki, bir çok hadiste denklikten de söz edilmektedir. Sevgili Peygamberimiz’in eşleriyle ilgili şöyle yorumlar da yapılmaktadır: Filan hanımı ile hem zenginliği ve hem dindarlığı için evlenmiştir. Filan hanımı ile hem asaleti ve hem dindarlığı için evlenmiştir. Filan hanımı ile hem güzelliği ve hem dindarlığı için evlenmiştir. Filan hanımı için ise sadece dindarlığı için evlenmiştir. Ve bu gerçeklikten yola çıkarak, “siz dindar olanı tercih edin” derken en önemli faktörün ve olmazsa olmaz denebilecek özellik olarak dindar olanın tercih edilmesi tavsiye edilmektedir. Çünkü diğerleri geçici olabilmektedir. Ancak burada “dindarlık”tan kasıt nedir buna bakmamız gerekmektedir. Zira bu kavram günümüz de o kadar evrilmiş ve çeşitli şekillere bürünmüş ki, adeta kişiye göre “dindarlık”  anlayışı değişmektedir. Dinî değerler bakımından kimi insanlar belirli alanlara ağırlık verirken, bazı alanları ihmal edebilmektedir. Dindarlık edebiyle, adabıyla, ahlâkıyla, nezaket ve nezafetiyle birçok yönü olan kavramdır. Özellikle adalet anlayışı “olmazsa olmaz kabilinden” mutlaka Müslüman şahsiyetin ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Müslümanın en önemli sıfatlarından biri de güvenilir olmasıdır. Bu haslet özellikle aile mahremiyetinin muhafazası ile de alâkalıdır.

Allah muhafaza buyursun, en kötü haslet güven yitimidir. Zira güven namus gibidir, asla ihlâl edilmemelidir. Zahiren dinî temel vecibelerin yerine getirilmesi yeterli değildir. Namaz, oruç ve tesettür, sakal, şalvar, sarık dürüst olmanın ölçüsü değildir. Adil olmak, adalet duygusuyla ilintilidir. Dindar olmayan insanlarda da görülebilen bu haslet aslında dindarlığın da ayrılmaz bir parçasıdır. Elbette ki, dindarlığı belirleyen helâl-haram hudutlarıdır. Şöyle bir örnek verelim: Rabbimiz bedenimizi helâl rızka göre yaratmış bulunmaktadır. Biz bedenimize asla ve asla haram lokma sokmamalıyız. Zira bedene haram lokma girerse amino asidinden itibaren başlayan değişim ve mutasyon hücrelere sirayet etmekte ve oradan da menfi anlamda psikolojik ve ruhsal değişim de devreye girmektedir. İster gelin, ister damat adayı olsun evlâtlarımızdan randıman alabilmemiz için onları helâl rızık ile büyütmeliyiz. “Bu evlât neden böyle oldu?” dememek için bu hususa itina ve hassasiyet göstermeliyiz. Ayrıca kul hakkı yiyenler hayırlı evlât beklemesinler. “Nerede hata yaptım?” dememek için helâl-haram hudutlarına karşı titiz davranmalıyız. Sadece gıda maddelerimizi değil, elbette mal ve eşyamızı da helâl çerçevesinde tedarik etmeliyiz. Daha önce söz konusu ettiğimiz yazardan bir paragraf daha aktarmış olalım:

“Kâinatın Başmühendisi Aziz ve Celil Allah, Kûr’an’da hayırlı evlat ile helâl kazanılmış malı İnsanoğlu için yaşamın ziyneti olarak anlatır. Yaşamın iki güzel süsü olarak evlat ve mali saadet, rahatlık, varlık ve huzurun temeli olarak takdim eder. Ama ve lakin Başmühendis aynı Kûr’an’da, bazı evlatlar ile malların İnsanoğlu için en şiddetli düşman ve imtihan aracı olduklarını ve onlardan sakınmamız gerektiğini tavsiye eder.” Bu demektir ki, bütün tedbirlere rağmen (Nuh aleyhiselamın oğlu ile imtihanı gibi) bazı evlâtler ve eşler birer fitne ve birer sınav aracı olabilmektedir: “Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabilecekler vardır. Onlardan sakının.” (Tegabun:14) Bir başka ayet-i kerimede ise şöyle buyrulmaktadır. “Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır.” (Kehf:46) Evet, Allah Teâlâ’nın rızası istikametinde olunduğu süre mallar ve evlâtlar dünya hayatının süsüdür. Aksi bir durum ise mal ve evlâtlar fitne ve musibete dönüşebilmektedir. Yine aynı yazardan, arabaşlık olarak adına “En Büyük İmtihan” dediği bir paragraf daha aktarmış olalım:

“İnsanoğlunun en büyük kavgası ve imtihanı kendi nefsidir. Yani bizatihi kendisi ile ilgilidir. Evlat ve mal imtihanı kıssadan hisse Vicdan (Ruh) ve Cüzdan (Ceset) arasında vuku bulan rekabet ve kavga İnsanoğlunun şer veya hayır seçimini belirleyen en önemli faktördür. Bu imtihanda vicdan cüzdana ağır bastığında huzur, tersi durumda ise, yani cüzdan vicdana galip geldiğinde son merhalede keder, hüsran ve hüzün başa bela olmaktadır.” Şu hâlde her hususta olduğu gibi gelin ve damat seçiminde de tercihimizi çok iyi yapmak durumundayız. Bu hususta İmâm Ali buyuruyor ki: “İyi damat kazanılmış bir evlâttır; kötü damat kaybedilmiş kız evlâdıdır.” Bu söz özellikle günümüzde gelin için de geçerlidir. Zira her ne kadar anaerkil bir toplumda yaşamıyor olsak da, günümüzde bazı gelinler eşinin ailesini adeta hiçe saymaktadır. Damat hele biraz mülayimse, yani yumuşak huyluysa gelin tarafı bir şekilde onu ailesinden koparmaktadır. Bunun adına ister içgüveysi deyin, ister kılıbık, durum değişmez. İşte bu olmamalı. Her iki taraf da dünürlerine saygı duymasını bilmeli, saygılı olmalı. Aslında dünür olan ailelerin birbirleriyle uyumlu bir şekilde iletişimde olması yeni evliler için de bir mutluluktur.

Dünürler, yani her iki taraf çocuklarının mutluluğu için çabalamalıdır. Ve taraflar asla birbirlerini rakip olarak görmemeli. Birbirlerine çocukları üzerinden tahakküm etmeye kalkmamalı. İlişkiler akrabalık çerçevesinde sürdürülmeli. Düğün yaparken yersiz masraflardan, lüks ve israftan kaçınılmalı. Ehl-i Beyt kaynaklarında geçtiği üzere yine İmâm Ali Buyuruyor ki: “Kadınların mihrini yüksek tutmayın; zira bu düşmanlığa sebep olur.”  Elbette ki, damat tarafının maddi durumu göz önünde bulundurularak makul taleplerde bulunulmalı. Yüksek talepler sonucu borçla harçla yapılan düğünün külfeti sonradan ağır olmaktadır. Ve bu tutum zamanla aile ilişkilerinde soğumalara sebebiyet vermektedir. Düğün ve gerekli eşyaların tedariki için dünürler dayanışma içerisinde olmalı. Özellikle çeyiz eften püften danteller değil, ihtiyaç giderici eşya olmalı. Ne yazık ki, bu konuda halâ yanlışlar yapılmaktadır. Çeyiz adı altında hayatta kullanılşmayacak eşyalarla dolaplar tıkabasa doldurulmaktadır. Eşya ihtiyaca binaen alınmalı. Aksi ise külfettir, vebaldir. Şu hâlde sonuç olarak ifade edecek olursak, gelin ve damat hususunda titiz olunmalı ki, yeni kurulacak yuva beraberinde külfeti ve geçimsizlikleri değil, mutluluk ve huzur getirsin.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Coşkun Uzun Yazdı: Direnişe Bin Selâm...!
Coşkun Uzun Yazdı: Direnişe Bin Selâm...!
Nesrin Aksoy yazdı: Burada Güneş Var, Umut Yok!
Nesrin Aksoy yazdı: Burada Güneş Var, Umut Yok!