Düşünsel Diriliş, Bilinç Sorumlulukları ve Hüseyin Kuyuldar
Yakup Emrah

Düşünsel Diriliş, Bilinç Sorumlulukları ve Hüseyin Kuyuldar

Şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki; Modern, Seküler ve Emperyalist egemenler sadece topraklarımızı değil zihinlerimizi dahi işgal etmektedirler. Bunu Oryantalist ideoloji, sinema, medya gibi kültürel araçlarla yapmaktadırlar. Bu araçlarla İslam coğrafyasını; özgürlüğü hak etmeyen öteki toplum, medeniyetin götürülmesi gereken barbar toplum olarak göstermeye çalışılmaktadır.

Ve esefle belirtilmeli ki; düşünsel, kültürel ve felsefi olarak özgür ve özgün çıkışlar yapamayan İslam toplumu; hem ellerinde ki silahları hem de kafalarında ki fikirleri Emperyalist Sömürgeci güçlerden almaktadırlar. Demokratik yönetim tarzlarından, ulus-devlet biçimlerine kadar birçok Batı paradigmalarını kutsallaştırıp kendi coğrafyalarımızda inşa etmekteyiz.

Ekonomik temellerimiz dahi sömürgeci zihniyetin inşa ettiği sömürücü ekonomik yöntemlerdir. Ve gariptir ki Vestfalya ürünü Ulus- Devletlerini kutsallaştıran içimizde ki bazı muktedirler, bu sömürgeci seküler-neoliberal kültürün yansıması olduğu halde İslam Medeniyetinden söz etmektedirler.

Peki Ezilmişliğin Zincirleri Nasıl Kırılabilir?

Roger Garaudy “Kültürel İntihar-Yobazlıklar” adlı eserinde İslam Dünyasının toparlanıp yeniden kendine gelmesini ancak sağlam bir eğitim ve öğretim zemininde olabileceğini söylemektedir. Yani köklü bir değişim zemininde acil “Yeni Bir Rönesans” ın gerçekleşmesi gerektiğinden bahsetmektedir. Durum Garaudy’nin beyan ettiği gibidir. Şu bir hakikattir ki; bir bilinç, düşünce, felsefe ve kültür mücadelesi vermedikçe bu coğrafyanın mazlum talihi hiçbir zaman değişmeyecektir.

Ve yine şunu da belirtmemiz gerekir ki; bir bilinç mücadelesinin gereğine inanmış ve bu doğrultuda entelektüel sorumluluklar almış olsaydık kendi inançlarımız, düşüncelerimiz, değer sistemimiz, politik argümanlarımız, ekonomik çıkışlarımız, hayat tarzlarımız doğrultusunda konuşuyor ve çözümlemeler yapıyor olurduk. Yani var olan sömürgeci-seküler akıl zindanlarını aşıp onların paradigmatik-düşünsel zincirlerini kırıyor olacaktık.

Bu anlamda bölgesel zeminde dergi, basın-yayın, tiyatro, kütüphane medyatik alan gibi ne kadar kültürel faaliyet aracı varsa yeni bir entelektüel, bilinçli bir genç toplumun ihyası ve direnişi için kullanmalıyız. Unutulmamalıdır ki, O Kutlu Peygamberin vahyin teorik ikliminde Mekke’de ki 13 yıllık Darul Erkam’da ki düşünsel, bilinç çalışmaları zihin putlarını kırmakla kalmayıp dönemin iki süper Emperyalist gücü olan Sasani ve Bizans’ı tarihin derinliklerine gömmüştür.

Bingöl Ilıca Beldesinde Hüseyin Kuyuldar Adına Bir Kütüphane

Yukarıda bahsettiğimiz düşünsel çıkışlar adına bazı değerli arkadaşlar bu sorumluluğu hissederek Bingöl’ün bir beldesi olan Ilıcalarda Hüseyin Kuyuldar adına bir kütüphane kurdular. Bu kütüphanede İslami eserlerden Batı Felsefesine, Rus Edebiyatından Kürt Tarihine, Sosyolojiden Tarih eserlerine kadar kütaplar tedarik ettiler. Duamız odur ki, bu girişim bu coğrafyanın zihin ve bilinç damarlarına yeni bir nefes olsun. Ve bu girişim bütün bir coğrafyada pratikleşsin.

Peki Hüseyin Kuyuldar Kimdir?

Fransa'da Ren Nehri'ne kapılarak hayatını kaybeden Avrupa Yetim-Der Genel Sekreteri Hüseyin Kuyuldar’ı ağabey’i Hasan Kuyuldar’ın dilinden dinleyelim.

Daha 10 yaşındayken Hüseyin İslami çalışmalarla beraber oldu. Camide Kuran, Siyer derslerine katıldı. Hiçbir zaman 10 yasından sonra namazını ve ibadetlerini terk etmedi. İslami faaliyetler içinde hiç bir zaman geri durmadı. 13 yasındayken gurbet hayatı başladı Almanya’ya gittik. Allah ondan razı olsun. Orada da hiçbir zaman kendi inancından gayrı bir yaşamı olmadı. Vallahi onun hayatı tamamen takva Salih amel ve mütevazilikle süslenmiş bir hayattı.   

Benim hem iş arkadaşımdı hem de dava arkadaşımdı. Hüseynin hayatı tamamen hizmete adanmış bir hayattı. Onun hayatta en çok sevdiği şey Allahın dini uğrunda çalışan insanlara hizmet etmekti.  Bu hizmeti ibadet aşkı ile yapıyordu ve hiçbir zaman ön planda olmayı istemezdi.  Her zaman hizmet esaslı bir dava anlayışı vardı. Hatta bana diyordu ki; “Allah bazı insanlara konuşma yeteneği vermiş bazılarına da yazı yazma yeteneği vermiş. Bana da onlara hizmet etme aşkı vermiş.”

Ve hiçbir zaman ön planda olmayı tercih etmedi. Takva ve ihlâsla donanmıştı. Hiçbir zaman zulme razı gelmedi. Her zaman doğru bildiğini söyler ve savunurdu. Hatta beraber çalıştığımız ateist dahi onun taziyesine geldiğinde ağlayarak Allah’tan Hüseyin için rahmet dilemişti.

Yani özü ne ise hayatı oydu. Çok konuşmaz, iş yapardı. Ümmetin derdiyle dertlenirdi. Ben hiçbir zaman kendi şahsi problemi için bana geldiğine şahid olmadım. Ama ümmetin derdi söz konusu olunca her gün dertleniyordu.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Coşkun Uzun Yazdı: Direnişe Bin Selâm...!
Coşkun Uzun Yazdı: Direnişe Bin Selâm...!
Nesrin Aksoy yazdı: Burada Güneş Var, Umut Yok!
Nesrin Aksoy yazdı: Burada Güneş Var, Umut Yok!