Türkiye’de Devletin Çalışma İlişkileri İdeoloji- 2-
Nevzat ÖZKAYA

Türkiye’de Devletin Çalışma İlişkileri İdeoloji- 2-

Bu kitabın üçüncü bölümde çalışma ilişkileri alanına dair Türkiye’deki gelişim seyrinin bir özetini sunarken asıl olarak erken cumhuriyet döneminde Türkiye’de bir endüstri ilişkileri ideolojisinin oluşturma ya da kökleşme serüvenini anlatmaktadır.

Osmanlı’da imalat sektöründeki çıkarlarını korumak için örgütlendikleri organiszasyonlar loncalardı. İlk fabrikaların işçileri de Osmanlı’da askerlerden oluşuyordu. O yıllar işçi sınıfının doğuşuna müsait değildi. 

Sendika ve grev 1845 tarihli Polis Nizamnamesi’nin 12. maddesi uyarınca yasaktı. İlginçtir ki bu nizamname Fransızlardan alınarak birebir tercüme edildiği için grev ve sendikalardan bahsedildiği ancak bu dönemde bu kavramlardan bahsedilecek bir durumun olmadığı açıktır.

İster hanedan yanlıları, isterse cumhuriyetçiler iktidarda olsun her biri kendi iktidarının hemen hemen yanılmaz olduğuna inanmış, karşıtlarının ve kendisine yönelttikleri eleştirilerin ihanete değilse de kötü niyete dayandığını düşünmüştür.

1909 yılında Türkiye’de toplu çalışma ilişkilerini düzenleyen ve düzenlemelerinin bir kısmı 1936 yılında çıkarılan 3008 sayılı ilk İş Kanunu’na kadar yürürlükte kaldığı ik kanun olan Tatil-i Eşgal kanunu çıkarılmıştır. 

Bu dönemde Cumhuriyetçilik, laiklik ve milliyetçilik hikmetinden sual olunmaz kutsal kavramlar olduğunu, halkçılık ilkesinin cumhuriyet rununu veren Kemalist rejimin çekirdeğini oluşturmaktaydı. Bu nedenle halkçılık Kemalist söylemin işleyiş mantığının daha iyi anlaşılmasını sağlayan tek ilkedir. 

Cumhuriyetin ilk yıllarında baktığımızda Mustafa Kemal’in konuşmalarında da rastladığımız gibi ve CHP’nin de proğramına bile girmiş olan Türk Halkı’nın sınıflandırılması şu şekildedir: Çifçiler, küçük sanat erbabı ve esnaf, tüccar ve memurlar. “Türk camiasını teşkil eden başlıca çalışma zümreleridir.”

Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 1931 ve 1935 programları, Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi ideolojisinin temel ilkelerini belirten metinlerdir. Kemalizmin siyasal projesini yorumlamak için yeterli temeli sunarlar.

Cumhuriyetin ideologlarının oluşturduğu “kadro hareketi”nden Yakup Kadri Karaosmanoğlu eserlerinde “halkçılık” yorumunu görmekteyiz. 

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Kız Enstitüleri açıldı (1928-29). Enstitülerin kuruluş amacı genç kadınları ileri bir aile müessesesinin içinde bir anne olarak yetiştirmekti.  Düzen, rasyonalite ve disiplin gibi fikirlerin ortaya gelir düzeyli Türk hanelerine girmesinde bu enstitüler merkezi bir rol oynayacaktı.

Bu dönemde meşhur olan varlık vergisi de Almanya’dan alınmıştı.

Dördüncü bölüme baktığımızda, bu bölümde çok partili hayattan ilk askeri müdahelenin gerçekleştiği 1960 yılına kadarki çalışma ilişkilerinin ve bu alanın siyaset ile ilişkisinin genel bir değerlendirmesi sunulmaktadır.

Serbest Fırka deneyimi sonrasında CHP, farklı partilerin temsil edeceği farklı kesimlerin çakarları CHP’de temsil edilecekti. O zamanda başka partiye ihtiyaç kalmayacaktı. Zaten Heper’in (2006:118) işaret ettiği gibi Atatürk’ göre toplumun genel çıkarı halkın oyuna başvurularak belirlenemezdi.

1946 Sendikacılığı ile işaret edilen bu dönem oldukça kısa süreli olmuştur.  CHP, 1948 yılında İstanbul İşçi Sendikaları Birliği’nin kurulmasını sağlayarak sendikalar üzerindeki kontrol düzeyini yükseltmiştir.  Birlik siyasetle, siyasi propaganda ve siyasi yayın faaliyetleri ile iştigal etmez. Herhangi siyasi bir teşekkülün faaliyetlerine de vasıta olmaz. İstanbul İşçi Sendikaları Birliği milli bir teşekküldür. Milliyetçiliğe ve milli menfaatlere aykırı hareket edemez. O zamanki sendikaların görüşü de kuruluş amacıda bu idi.

Sendikaların birer araç olarak kullanılması CHP iktidarına özgü değil, DP de 1950 yılında iktidara gelince benzer uygulamaları hayata geçirmiştir. 

İstanbul İşçi Sendikaları Birliği 1948 yılından sonra hep var olmuştur. Bu çabalar 1952 yılında Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (Türk-İş) kurulmasıyla neticelenecekti.

Uluslararası Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun tüzüğünden faydalanılarak hazırlanan tüzük 31 Temmuz 1952 yılında tepe örgüt olarak kurulmuştur. Marshal yardımından da faydalanmışlardır.

 

Beşinci bölüm, bu çalışmanın temelde odağı olarak devletin tavrını kristalize etmeye çalıştığı örgüt olan DİSK’in 1980 yılına kadar olan tarihinin bir genel çerçevesini sunmaktadır.

Laik ve moderncilere göre Atatürkçülük, gelecekle ilgili reformların bir karışımını ifade ederken, sosyalistler için güçlü bir devletçi rejim ve yani orta sınıfları savunan çok az sayıdaki aydın için ise liberalizm ve serbest girişimcilik anlamına gelmekteydi (Karpat 1972: 362).

1961 yılında on iki sendikacının girişimleriyle Türkiye İşçi Partisi (TİP) kurulmasına ve aynı yıl Yön Dergisi’nin çıkarılmasına da yol açmıştır.

Anayasa’ya yaptığı sürekli vurgusu ve zaten isminde kullandığı ‘devrimci’ sıfatı da Atatürk’ün devrimciliğine atfen 1961 Anayasası’nın uygulanmasını ima etmek amacıyla kullanılmaktadır. Devrimci sıfatı 1970 yılında anlam kaymasına uğrayacaktır.

O dönemde DİSK, silahlı kuvvetlerin müdahalesini kucaklayan bildiri bile yayınlıyor.

Altıncı bölüm, Türkiye’de endüstri ilişkileri ideolojisinin muteber ya da “makbul” sendika çerçevesini göstermektedir. Ahmet İnam (2009), pasif, “itaat eden” vatandaş tipinin her iktidarın özlemi olduğunu ifade etmektedir. Çünkü bu vatandaş denileni yapan, vergisini veren, boyunu bükerek itaat eden bir vatandaş tipidir. Ve bundan dolayı da “makbul vatandaş”tır. Bu vatandaş tipi bir şekilde iktidarın sürmesine katkı sağlayan veya buna hizmet eden vatandaştır.

“İdeal bir sendika” ulusal menfaatlere aykırı hareket etmeyen ve ekonomik ve sosyal meselelerin çözümünde devlete yardımcı -ya da kabaca bir DİA- olan sendikadır. Bu tanımlamayı 1962-1963 yılları arasındaki 9. İnönü hükümetinin programında bulmak mümkündür.

Türk-İş’in sendikacılığı Amerikan sendikacılığına benzemektedir. ABD sendikacılığının en önemli özelliği olan partilerüstü politika, 1964 yılındaki 5. Genel Kurul’da tüzüğüne girmiştir.

Türk-İş 12 Eylül müdahalesinden sonra Kenan Evren’e destek mesajı bile yayınlamıştır.

TİP ilişkisininden sonra 1970’ler boyunca DİSK genel olarak kendini sosyal demokrat olarak tanımlayan CHP’yi desteklemiştir. 

Sonraki dönemlerde ideolojik ve siyasi mücadele seçeneği DİSK’in eylemleri ile somutlaşmıştır. 

DİSK tarafından kitlesel olarak kutlanan 1 Mayıslar; 16 Mart 1978 tarihinde İstanbul Üniversitesi’nden çıkan öğrencilere yönelik yapılan bombalı ve silahlı saldırı sonucu yedi öğrencinin öldürülmesi nedeniyle gerçelleştirilen “faşizme ihtar eylemi” ve MESS grevleri en etkili olan eylemlerden bazıları  olmuştur. Tıpkı 15-16 Haziran olayları gib bu eylemler de kapatılma iddianemesinde “ihtilal provası” olarak ele alınmıştır. 

Siyaset yapmamak ve sosyal sınıflara vurgu yapmamak yani sosyalizm tehlikesi barındırmamak noktalarında uymak bir yana DİSK tam da bu temellere dayandığını belirmekteydi. 

DİSK, Türk-İş kullandığı dile karşılık, “öteki sendika” olmayı tercih etmiştir.

Bu bölümde ise asıl resmin oluşturulmaya çalışıldığı bölümdür. Bu bölümde 12 Eylül 1980 müdahalesinden sonra DİSK’e açılan kapatılma davasının iddianame dili incelenmektedir.

Meşru sendikacılık, siyasi alanın dışında ve sadece kendi üyelerinin çalışma koşullarıyla sınırlı bir faaliyet içinde tanımlanmaktadır.

“İdeal sendikacılığın” aslında millet ve ülke menfaatleri için uyumlu olması gerektiği hatırlatılmaktadır.

DİSK’in Temel İlkeler Kitabında; “Kapitalist toplumda işçi sınıfının mücadelesi bir bütündür ve bu mücadelenin üç temel biçimi vardır. 1- Ekonomik mücadele, 2- Politik Mücadele, 3- İdeolojik Mücadele... İşçi sınıfının ekonomik, politik ve ideolejik mücadelesi bir bütündür.” der.

İddianamede; Anayasal düzeni yıkarak Proletarya Diktatörlüğünü tesis etmek ve Sosyalizme ulaşma çabalarının yattığı açık bir şekilde görülmektedir.

Türk işçisinin doğal bir biçimde Atatürk milliyetçisi olduğu kabul edilmekte ve DİSK’in gerçekleştirdiği eğitim faaliyetleriyle Türk işçisini “yoldan çıkardığı” ima edilmektedir.

Türk işçisinin “temiz”liğine vurgu yapılarak, bu işçilerin istismar edildiği belirtilmektedir.

DİSK’i bir işçi örgütü olmaktan ziyade, kendisini bir işçi örgütü gibi gösteren gizli ajandalı bir örgüt şeklinde sunmuştur.

Sonuç, erken cumhuriyet döneminde en etkili ideolojik aygıt “halkçılık” olmuştur. Milletin yekpare bir bütün olduğuna yönelik açıklama ve uygulamalar bu çalışmada “halkçılık” altında incelenmiştir.

İşçi örgütlenmelerinin temelde “devletçi” karakterde olmaları gerektiğine yönelik algı özellikle devlet nezdinde süreklilik  göstermiş ve bu iddianamede de görülmüştür.

Son söz olarak şu söylenebilir.

Türkiye’de devlet için ideal sendika ya da işçi örgütü, “ideolojik aygıt” olabilecek olan sendikadır.

Yazar bu çalışmasında öngördüğü konuyu başarıyla işlemektedir. Bir okuyucu olarak kendilerine teşekkür ediyoruz.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Nesibe Aşkar Yazdı: Bir Kuş Tüyü Eksik
Nesibe Aşkar Yazdı: Bir Kuş Tüyü Eksik
Yıldıray Oğur Filistin Cesur Kızı Ahed Tamimi'yi yazdı: Sarı Saçlarından Sen Suçlusun!
Yıldıray Oğur Filistin Cesur Kızı Ahed Tamimi'yi yazdı: Sarı Saçlarından Sen Suçlusun!