Bir Şey Olabildik Mi?
Ahmet Yıldırım

Bir Şey Olabildik Mi?

İnsanların nasıl DNA, RNA gibi kodları var ise toplumlarında benzeri kodları vardır. Her toplumun, milletin öne çıkan olumlu/olumsuz özellikleri vardır. Devlet adamlığı, savaşçılık, cesaret, entrika, zanaat, ticaret, siyaset, kurnazlık, fitne vb özellikleri zikrettiğimizde muhakkak aklımıza kimi milletler geliyordur. Özdeşim kurduğumuz milletlerin bariz özelliklerini kodları olarak ifade edebiliriz. Bu özellikler ezilebilir, örselenebilir, yıpranır, fakat çoğu zaman huy gibidir; can çıkar huy çıkmaz. Öne çıkan bu özelliklerin yüzlerce yıllık geçmişi vardır.

2000’li yılların başından bu yana sistematik olarak bir değişim dönüşüm projesi uygulanmaya konuldu. Bu küresel projenin alanı gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin sınırları olarak belirlendi. (Gelişmiş ülkeler hâlihazırda istenilen kıvama geldiğinden proje bu ülkelerde yeteri oranda gündem olmadı. Daha doğrusu bu ülkeler bizim kadar projeden etkilenmediler.) Gelişmiş ülkelerle olan mesafeleri azaltma çaba ve gayreti neticesinde uzun yılları alacak olan değişim/dönüşüm projesi bizim gibi ülkelerde çok hızlı yol aldı. 10- 15 yıl içinde küreselleşmenin her türlü etkilerine şahit olduk. Söylem, politika, mevzuat, eylem, tarz değişiklikleri o denli hızlı gerçekleşti ki milyonlarca insan dönüştüklerini/değiştiklerini fark edemediler bile. Hâlbuki küreselleşmenin profesyonelce uygulanması neticesinde hiçbirimiz 5-10 yılı bırakın bir yıl önceki insanlar değiliz. Değer yargılarımız, yaşam tarzlarımız, düşünüşümüz, iş tutuşumuz neredeyse tepeden tırnağa değişmiştir. Sorgulamadan, analiz etmeden, tefekkür etmeden önümüze konulan her etkiyi faydamızaymış gibi kabul etmemiz bu değişim/dönüşümü derinleştirmiştir. Günün müktesebatını (kazanım) muhasebe etmeden her verileni ihtiyacımız gibi algılama sorunu değişimin getirdiği yabancılaşmayı hızlandırmıştır. Avrupa standartlarını yakalama telaşımız tam da bu projenin istediği şeydi.

Özellikle bizim gibi milletlerin tevessül ettiği bir şey olma sevdası bizi özümüze, cevherimize yabancılaştıracak mıydı? Bir şey olacağımız kesin, fakat bu olunan şey istenilen şey olacak mıydı? Olduğumuz şey kadim millet geleneğimizin DNA’sına ne kadar uygun olacaktı? Bu dönüşüm/değişim, yabancılaşma İslami ve insani değerlerin ne kadarına denk düşecekti?

Her türden değişim/dönüşüm iddiasının ispatı göstergelerdir. Örneğin arabası olmayan bir memurun 5-10 yıllık taksitlerle araba veya ev sahibi olması bir göstergedir. Gerçek olan ise tüm borçları bitmemiş olan evin veya arabanın sahibi olamadığıdır. Üzerinde ipotek bulunan malın sahibi kimdir? Gösterge kurbanı birey, sadece kısmi kullanım hakkı elde etmiştir. Görüntüde bir araba sahibi olmuşuzdur, fakat devam eden 3- … yıllık borç ödeme kaygısı derin yabancılaşmanın fitilini ateşlemiştir. Bu yöntemle insanın tasarruf etme, ihtiyar (tercih etme iradesi) sahibi olması ipotek altına alınmıştır. Elde edilen her türden konfor göstergesinin bedeli hem fiziksel hem de ruhsal olarak ödenmek zorundadır. Sistematik olarak şırınga edilen seküler yaşamda hepimiz (muhakkak istisnalar vardır) eşyanın kendisini değil kullanım hakkını satın alıyoruz. Ve uzun aylar/yıllar eşyanın kullanım hakkıyla idare etmek zorundayız. Bu yönüyle değişip/dönüşen herkes göstergelerin, istatistiki verilerin bir parçasıdır ve çoğu kez sayısal bir veriden öteye gitmemektedir. (Derneğimizin, cemaatimizin şu kadar üyesi var gibi. Halbuki koşturan 3-5 kişidir. Muhatap veri olmaktan kendini kurtaramaz.) Bu noktadan sonra insanın eşya ile veya var olan konforla bütünleşmesi sağlanmalıdır. Bütünleşme sağlandıktan sonra artık insandan söz edemeyiz. İnsan bu noktada rüzgârın önünde savrulan bir yaprak mesabesindedir. O artık insan olmaktan ziyade bir eşya olmaya daha yakındır. Böylece kullanım hakkını satın aldığı eşyanın da gerisine düşmüştür. Nice ömürler /yaşamlar; evler, arabalar, tatil ücretlerindeki rakamlarla telaffuz edilecektir. Hâlbuki insan dünya sahnesine eşref-i mahlûk olarak başlamıştı.

Bu eşyanın gerisine düşme bahtsızlığı insanda derin bir boşluk ve yabancılaşmanın yaşamasına sebep olacaktır. Zira eşref-i mahlukat olan insan ile eşyanın gerisine düşmüş bu varlık arasında dehşet bir fark vardır. Bu fark İnsanın bile isteye eşref-i mahlukat vasfından feragat etmesinin sonucudur. İnsan feragat ettiği yerde düştü ve düştüğü yerden kalkmaya da pek niyetli değilmiş gibi.  İnsan dirayetli davranmayarak faaliyet/etkinlik alanını, iradesini, şeye (eşya, nesne) kaptırmıştır. Şey ile insan arasındaki mesafe kısalmış, şeyleşme macerası insanın mecrasını kaybetmesiyle neticelenmiştir.  Artık şey insan için değil; insan şey içindir. Nihayet şey olan bir müddet sonra her şey olabilirdi. Her şey olabilen bir varlık için kitle/yığın olmak onur duyulacak bir başarıdır. Artık eşref-i mahlukat adresinden taşınan insanın bu değişim/dönüşüm serüveninde ilk adrese dönüş olmayacaktır. (Ya da çok zor olacaktır. Belki torunları adresi bulmaya muvaffak olacaklardır.)

İktidar/egemenlik/erk kavramı için en zararsız insan tiplemesi şey olan değil her şey olabilen tiplemedir. Bu tipleme el üstünde tutulan, korunması ve varlığını sürdürmesi gereken tiplemedir. Her şey olabilen bu tipin yaşayabilmesi için lazım gelen tüm kredilere, imkanlara ulaşması sağlanmalıdır. Bir şeye sahip!!! olduktan sonra farklı bir şeye açlığı tetiklenmelidir. Bu tüketim açlığı oluşumunu tamamlayana kadar sürmelidir. Fakat bu oluşum asla nihayete erdirilmemelidir. Çünkü bu kompleksten kurtulan insan (bir ihtimal) tekrar ilk adres (Eşref-i mahlukat) arayışına girebilir. Öyle ise yapılması gereken kompleksin derinleştirilmesi ve labirent şeklinde sürdürülmesidir. Labirent içinde yol alan bu tip volta atmayı sürdüredursun erk bekasını sağlama alma derdindedir. Eşya/kitle/yığın haline gelen topluluk olabildiğince sloganlaştırılmalı ve romantik alanlar oluşturulmalıdır. Erk/güce gelebilecek tepkileri engellemenin en kestirme yolu tipe içinde yaşadığı kompleksin fişi çekme ihtarının yapılmasıdır. Bu tipin tüm yaşamını altüst eden ihtarın zihinlerde sürekli canlı tutulması icap eder.

Bu projenin en önemli ayağı ekonomik göstergelerin tüm göstergeleri simüle (emme) etmesidir. Simüle edilen tüm göstergeler ekonomik göstergelerin merhametine bırakılmalıdır. Ekonomik yaşam göstergeleri her türlü kültürel, sosyal ve medeni göstergenin üzerindedir. Hatta ekonomik yaşantımızın dışında kalan kısımların hepsi ekonomik yaşamın işgali altındadır. Tüm değerlendirmemiz ekonomik Saiklerden (güdü) oluşmaktadır. Kültürel, sosyal, hatta siyasi yaşantımız vb ekonomik yaşantılarımızca belirlenir oldu. Egemen unsur maalesef ekonomi olmuştur. Ekonomik göstergeler tarafından işgal altındayız. Zira birçoğumuz diğer özelliklerimizle ilgilenmiyor. Ekonomik göstergelerde sorun yoksa insani vb göstergelerde de sorun yokmuş gibi davranıyoruz. Ekonomik göstergeler tüm kusur ve günahlarımızı kapatan en önemli örtü durumundadır.

Başta zikrettiğim milenyum projesinin milletimizin kadim kodlarına etkisi ne olacak şimdilik meçhul. Fakat 15 Temmuz vb olaylar göstermiştir ki bu projenin bu topraklarda tutma ihtimali pek bulunmamaktadır. Milletimiz kadim kodlarına sahip çıkmış, boyunduruğa girmediğini, protest tavrını sürdürdüğünü göstermiştir.  

Hürmet ve Muhabetle…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...