Yarınlar Bizim
Hazım Koral

Yarınlar Bizim

Bir zamanlar Ali Rıza Binboğa adındaki bir sanatçının "Yarınlar Bizim" isimli meşhur parçası vardı. İçeriği hoşuma gittiği için zaman zaman ben de terennüm ederdim. Gerçi bu şarkıyı özellikle komünist gençler dinlerdi. Parça içerik olarak yarınlara dair umut vaat ediyordu. Ancak bu vaad komünizm adına yapıldığı için tabiri caizse fos çıktı. Çünkü vaat edilen dünya cenneti gerçekleşmeden komünizm yıkılıp gitti. Komünizm iki dünya görüşüne reaksiyon - tepki ile gelişmiş bir ideoloji idi. Birincisi, din bağnazlığı. İkincisi kapitalizm. Din adına insanlara yapılan baskı ve sürü muamelesinden dolayı, "Din halkları uyuşturan bir afyondur" sloganıyla, ilâhî değerler toptan reddedilerek halkların dinsiz - inançsız bir yaşam biçimine angaje olmaları isteniyordu. Oysa inanç ve din duygusu ontolojiktir, yani fıtrî bir durumdur. Bunda muvaffak olamadılar. Elbette ki, Engizisyon Hıristiyanlığı ile Emevî İslâm'ı yüzyıllarca dini afyon olarak kullanmışlardır. Kominizmin kapitalizme tepkisi ise, yine içerisinde haklılığı olan bir tepkiydi. Zira kapitalizmin temelinde haksız kazanç, emek sömürüsü ve faiz vardı. Komünizm bu istismarlara son verme adına özel mülkiyete de düşman kesilmişti. Yani burada da ifrattan tefrite gidilmişti. Sonuç itibariyle maya tutmamış yarınlara yönelik vaad boşa çıkmıştı.

Biz ise "yarınlar bizim" sözünü Emevî İslâm'ı adına değil, öz Muhammedî İslâm adına söylüyoruz. Kendimizden emin bir şekilde ve tam bir kalp mutmainliği ile bunu söylerken elbette ki, Kûr'ân ve Sahih Sünnet'i referans alıyoruz. Zira hem Rabbimiz Celle Celaluhu ve hem Sevgili Peygamberimiz bütün dünyaya egemen olacak bir medeniyetin müjdesini veriyor. Bir gün gelecek dinin afyon olarak, dinin sömürü aracı olarak kullanılmasına son verilecek. Bağnazlığa, yobazlığa son verilecek. Din, nefretin değil sevginin kaynağı olacak. Bir gün gelecek emek ve alınteri sömürüsüne son verilecek, bir gün gelecek hak ve adalet dünyaya hakim olacak. "Biz mustazaflara lutfedip onları yeryüzünün varisleri kılmak istiyoruz." (Kasas:5) Ayetten de anlaşıldığı üzere ilâhî vaad herhangi bir coğrafya ile sınırlanmıyor, aksine bütün bir yeryüzünü kapsıyor. Hadis-i Şerif'lerde de şöyle müjde verilmekte: "Öyle bir gün gelecek ki, bu muazzez din dünyanın her köşesine egemen olacaktır." Ancak ilâhî hakikat olarak vaad edilen bütün bu güzelliklerin vuku bulması için Rabbimizin ön şartları var. Hak edilmemiş nimet sahibine neden ulaşsın ki? Önce hak etmek lazım. Rabbimiz buyuruyor ki: "Herkese emeğinin karşılığı vardır." (Necm:39) Biz sebeplere tevessül ederek sorumluluklarımızı yerine getirirsek Rabbimiz mutlaka bunu karşılıksız bırakmayacaktır.

Örneğin: "Eğer siz Allah'a (Allah adına İslâm'a) yardım ederseniz Allah da size yardım eder, ayaklarınızı yeryüzünde sabit ber kadem kılar." (Muhammed:7) Yukarıda söz konusu ettiğimiz hususlar toplumsal düzenin tanzimine ilişkin olduğu için iş siyasî boyut kazanmaktadır. İslâm'ın ibadeti siyaset, siyaseti ibadet olduğuna göre bu işe ibadî bir sorumluluk olarak bakmak zorundayız. Tarih boyu bu alan Emevî zihniyetine terk edildiği için hep liyakat sahibi olmayanlar işin başında oldu. Gönülleri feth etmenin çabası verilmesi gerekirken, toprakları ele geçirmenin derdine düştüler. İslâm'ı dünyaya kılıç dini, zorbalık ve tiranlık dini olarak tanıttılar. Oysa İslâm adı üzerinde barış demektir, sevgi ve merhamet demektir. Bizler Rahman ve Rahim olan Allah Teâlâ'nın kullarıysak yeryüzüne rahmeti egemen kılmalıydık. Rabbimiz adil-i mutlaktır. Biz sözüm ona "İnsanlık için çıkarılmış hayırlı bir ümmet" olarak adaleti yeryüzüne egemen kılamadık. Sorumluluklar ihmal edilince istihkak yitimi yaşamak kaçınılmaz oldu. Peki bu makus gerçekliğe rağmen nasıl oluyor da "yarınlar bizim" diyebiliyoruz? Yoksa bu bir züğürt tesellisi midir?

Hayır züğürt tesellisi değil. Bakınız Rabbimiz ne buyuruyor! "Ey iman edenler! Sizden kim dininden (sorumluluklarınızı yerine getirmekten) dönerse, bilsin ki, Allah sizin yerinize öyle bir topluluk getirir ki, onlar Allah'ı severler, Allah da onları sever. Onlar kendi aralarında mütevazı ve alçak gönüllüdürler, kâfirlere karşı ise onurlu ve izzetlidirler. Onlar Allah yolunda mücadele verirler ve hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmezler. Bu Allah'ın dilediğine verdiği lütuftur. Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir." (Mâide:54) Ayette geçtiği üzere "Allah lütfunu dilediğine verir" peki Allah'ın dilemesi ve muradı kimlerden yanadır? Bakınız, bir ayet-i kerimede Rabbimiz buyuruyor ki, "Zalimler benim ahdime erişemez." (Bakara:124) Bir başka ayette ise, "Allah hainleri sevmez." (Enfâl:58) buyurmaktadır. Demek ki, Rabbimizin lütfu  otolojik - yaratılışsal sorumluluğunu yerine getirmeyen zalimlerden ve bezmi âlemdeki misaka ihanet eden hainlerden yana değil. Peki bu lütuf kimlere şamil ona bakalım. "Ey Resûlüm de ki: 'Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin." (Al-i İmrân:31) Demek ki, Allah Teâlâ'nın sevgisine ve dolayısıyla lütfuna mazhar olmak Resûlü Ekrem Efendimize ittiba etmeye bağlıymış. Bu sınıf insanlar başka bir ayet- i kerimede "sâlih kullar" olarak tasvir edilmektedir. "Muhakkak ki, yeryüzüne sâlih kullarım varis olacaktır." (Enbiya:105) Bazı meâllerde ise sâlih kullar ibaresi  "erdem sahibi iyi kullar" olarak geçmektedir.

Sonuç itibariyle Mâide Sûresi'nin 54'ncü ayetine dönecek olursak ve diğer aktarmış olduğumuz ayetler üzerinden genel bir analizde bulunacak olursak, istikbâlin yani yarınların bizim olduğu ortaya çıkacaktır. Zira Rabbimizin vaadi haktır ve bundan dönüş yoktur. An itibariyle karanlık bir dönemden geçtiğimiz herkesin malumu ancak bir özlü sözde dile getirildiği üzere, "Sabahın en yakın olduğu zaman, karanlığın en yoğun olduğu zamandır." Rabbimiz buna ilişkin şöyle bir müjdede bulunuyor: "Sabah yakın değil mi?" (Hûd:81) Evet, aydınlık yarınlar çok yakın, yeter ki biz meyus olmayalım. Ümitvar olalım. Merhum Said Nursî diyor ki: "Ümit var olunuz. Şu istikbal inkîlâbı içinde en yüksek gür sada İslâmiyet'in olacaktır." Hiç şüphesiz bu düşünceye sadece merhum Said-i Nursî değil birçok âlim ve aydınımız da aynı ümitvar duygu ve düşüncelere sahip. Üstelik Said-i Nursî'nin yaşadığı dönem tek parti diktatörlüğüne rastlamaktadır. O dönem, çok daha kesif bir karanlık zaman dilimiydi. Buna rağmen yine de ümit var bir şekilde dile getirdiği o anlamlı sözleriyle adeta "yarınlar bizim" diyordu.

Bu insanlar elbette ki Yüce Allah'ın vaadinden yola çıkarak yarınlara umutla bakıyorlardı. Yoksa sadece zahiren görülen manzaraya bakıp yarınlara dair yorum yapmaya kalksak meyus olmamız, ümidimizi yitirmemiz işten bile değil. Nitekim Yüce Rabbimizin vaadinden bi haber yaşayan nice insanlarımız var ki, "biz bitmişiz, biz ölmüşüz de cenazemizi kaldıran yok" diyebilmektedirler. İslâm komünizm ideolojisi gibi beşer mahsûlü değil ki ondan ümidimizi kesmiş olalım. Bu dini inzâl eden âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ'dır. Bu dinin hükümleri kıyamete kadar insanlığın yolunu aydınlatmaya namzettir. Bu aydınlıktan faydalanmak isteyenlere Rabbimiz kapısını ardına kadar açmış bulunmaktadır. Nitekim bugün dünyamızda mevcut olan bütün olumsuz koşullara rağmen insanların fevc fevc İslâmî yaşam biçimine yöneldiklerini ve kamusal alanın İslâm'ın rengine bürünmekte olduğunu, insanların siyasal tercihlerini İslâm'dan yana yaptıklarını gözlemliyebiliyoruz. Bütün manipülasyonlara rağmen diyebiliriz ki, "Arap Baharı" aslında İslâm'ın bir yönetim biçimi olarak hayata hakim kılınması talebinden başka bir şey değildir. Bu talep Batılı güçler tarafından akamete uğratılmaya çalışılsa da buna muvaffak olamayacaklardır. İnsanlarımız sevginin, merhametin, huzurun, güvenliğin, paylaşım ve dayanışmanın İslâm'da olduğunu görüyorlar artık. İnsanlarımız emek ve alın terine değer veren yegâne  sistemin İslâm olduğunu biliyorlar artık. İnsanlarımız İslâm hukuk kurallarının ne kadar adil olduğunu "Asr-ı Saadet" örnekliği ile anlamaya başladılar. Beşerî ideolojilerin iflas etmesi insanların daha da İslâm'a yönelmelerine vesile olmuştur.

Batılı müsteşrikler kendi ideolojilerinin iflasına tanık oldukça İslâm'ın da aynı akîbete uğramasını istemektedirler. Bunlardan biri de Oliwer Roy'dur. Bu şahıs yıllar öncesinde, "Siyasal İslâm'ın İflası" diye hayal ürünü bir kitap yazmıştı. Oysa gelişmeler bunun tam tersini gösteriyor. "Onlar Allah'ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Kâfirler istemese de Allah nûrunu tamamlayacaktır. Müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini hidayet ve hak ile gönderen O'dur." (Saff:8-9) Şu hâlde büyük bir ümitle diyoruz ki: Yarınlar bizim…

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Nesibe Aşkar Yazdı: Bir Kuş Tüyü Eksik
Nesibe Aşkar Yazdı: Bir Kuş Tüyü Eksik
Yıldıray Oğur Filistin Cesur Kızı Ahed Tamimi'yi yazdı: Sarı Saçlarından Sen Suçlusun!
Yıldıray Oğur Filistin Cesur Kızı Ahed Tamimi'yi yazdı: Sarı Saçlarından Sen Suçlusun!