Ah Samimiyet Ah.
Gül Altuntaş

Ah Samimiyet Ah.

 “Nihat hocam;bir sürü Müslüman , messengerden, onlarla face dışında hiç bir hukukum olmadığı halde,-selam, meraba, naber, nasılsın-  gibi kelimelerle el sallıyorlar. Ve ben onlara cevap vermeden, messengerden engelleme yapıp, mesajları da siliyorum.! Çok fazla günaha girmiş oluyor muyum? Hayır yani, bu kadar olmalarına da üzülüyorum, acaba bu üzüntümden dolayı da sevap alır mıyım...? Bi zahmet Ramazandan önce cevap verseniz hocam... Çünkü Ramazandaki apır zapır sorular arasında benim sorumun kaynayıp gitmesini istemiyorum da....''

Sorulan sorular o toplumun seviyesini göstermesi bakımından önemli bir göstergedir. Diyanet teşkilatımızın fetvaları da toplumumuzun seviyesi birlikte ilim adamlarımızın kapasitesini gösteriyor.

Diyanetin; "Sol elle yemek yememe fetvası.'' Diyanet teşkilatımızın ufkunu gösteriyor.

Ortalama olarak insanların %23 ü, doğuştan solak ve bu da beynin çalışma mekanizmasıyla bağlantılı kabul ediliyormuş. ve yine yapılan araştırmalarda solak insanların daha zeki olduğu, daha analitik düşündükleri ve ayrıntıları daha fazla, daha çabuk gördükleri görülmüş, yapılan araştırmalarda….

Bilimsellikten uzak, halkının ihtiyaçlarına cevap vermeyen, eften püften konularla halkı oyalayan diyanet’in yapması gereken, rabbini ve onun sonsuz merhameti ile şekil bulan dini anlatmasıdır. Toplum huzuru için yardımlaşma, adalet kul hakkı konularını anlatma ve icra etmesi gereken diyanet; din adına mı başka biri adına mı çalıştığı bilinmeyen bir kuruma dönüşüyor. Ve diyanet bu hali ile her geçen gün ciddiyetini ve inanırlığını kaybedip, toplumun gözünde adeta komedi ve meddah sanatçılarına taş çıkartır hale bürünüyorsa. halktan beklenen de -çorabımı çıkarırken önce sağ ayak mı , sol ayak mı- sorusuna bürünmez mi.?

Bu sorularda, ihlas ve samimiyet aramak ne kadar mümkün sizce…  Bizler böyle sorularla uğraşırken büyük komutan Selahattin Eyyubi’in derdi Kudüs’ün özgürlüğü idi.

Selahaddin-i EyyubiKutsal Şehir KUDÜS işgal altındayken Cuma namazını kılmak ve hutbe dinlemek için bir camiye girer...

Camide hutbenin konusu: Müslüman nasıl gülmeli, gülmenin adabı ve kahkaha atarak gülmek caiz midir? Hoca konuyu anlatmaya başlar. Selahattin komutan dayanamayarak ayağa kalkar ve der ki, " Hocam galiba bana seslendin Müslümanların Kutsal mekânı KUDÜS haçlıların işgali altındayken ve namuslar çiğnenirken ben nasıl gülebilirim''

Bu günkü ümmetinin içine düştüğü durum samimiyetten uzaklık noktasında geçmişten daha acıdır...
Hayatımız çelişkilerle dolu..

Şarap fabrikasında çalışan başörtülü,
Cumada rakı reklamı tişörtlü cemaat,
Hutbede  haramı öven imam,
Rızkı, milli piyangodan bekleyen halk,
Bankada faiz sırasında hacı,
Domuza, zinaya onay veren bir kanun,
Vergini ver istersen k....hane işlet diyen devlet,
Mübarek günlerde camilerde dağıtılan kandil simidi,
Cemaate sabrı ve fakirliği överken, kendine villa, otel ayıran şeyh,
Kabe’de evlenme teklifi,
Siyaset meydanında, din kardeşine, dava arkadaşına iftira atan yoldaş,
Komşusunun hakkını gasp edip, küs hacca giden kul,
Yetim hakkına riayet etmeyen sakallı, sarıklı,
Çalışanının emeğini ve hakkını zayi eden patron,
Başını sarıp, streç kot ve makyajla sokakta gezen nisa,
Mevlütlerde çay ilahisi okuyan bacı

Firavunlar mazlumların kökünü kazırken;bizler sakalı kazımanın hükmü ile uğraşıyoruz.!

Zulüm her yeri sarmışken; bizler, sarık sarmanın faziletini konuşuyoruz.!

Mazlumlar,mahrumlar daha hayatta iken azabın büyüğünü yaşarken bizler "kabir azabı var mı yok muyu tartışıyoruz..!

Kadınların namusu pazarlarda satılırken; bizler İslam'da cariyelik meselesini konuşuyoruz!

İnsanlar kapitalizmin kölesi olmuşken; bizler İslam'da kölelik meselesini tartıştık!

Sonrada aynaya bakmadan, başkalarını suçlayıp, "niye bu haldeyiz" diye suçlu arıyoruz.!

Sen kendi elinle kendine kötülük yaptın ey Müslüman...

MÜSLÜMAN; elinden dilinden emin olunan, kavi, müstakim, her zaman ve her zeminde hakkın yanında olan hakkı tutup kaldıran, batıla meyletmeyen olmalıydı, olacakttı...

Ama göçtü kervan kaldık dağlar başında....Cesaret deyince elinde Zülfikar’la Ali, adalet deyince Ömer, feraset deyince Ebu Bekir, sabır , metanet haya, deyince Osman, Kudüs deyince Selahattin Eyyubi, er meydanı deyince Hamza bekler olduk O kadar!....Peygamberi örnek aldığını söyleyen ama ;
- Daha lüks araba almak için ihtiyaç kredisi çeken,
- Konu infak olunca 40'da biri bile kılı kırk yararak zekatı vermemeye çalışan,
- Komşusu açken " Allah versin! " diyen,
- Menfaati söz konusu olunca her şeyi kılıfına uyduran,
- Allah " Akletmez misiniz?" derken, akıl bizi şaşırtır, biz okusak da anlamayız diyen...........diyenler olduk!
- Kur'an var ama şeyhim hocam daha iyi bilir diyen ümmet olduk çıktık!......

Yetmedi,kaynağım sadece KURAN dır diyenlere niye kızıyoruz!? Eğer kızılacaksa; sırf siyasi rant uğruna hadis uydurttuğu bilinen Muaviye den başlamamız, bunu artık konuşmamız gerekmez mi ? Sonra sayısı belirsiz mezhep ve tarikat uygulamalarını ihdas edenlere kızmalıyız.. Sonra dini ticari hayatına alet ederek zengin olanlara kızmalıyız....İnsanlar durduk yere bu hale gelmedi.! ''iyi ki önce islamı tanıdım, eğer önce Müslümanları tanısaydım Müslüman olmazdım'' diyen YUSUF İSLAM boşuna dememiş..!......... Kaynağım KURAN’dır diyen insanlar aslında yukardaki rantçılara rağmen ALLAHIN dinine sarılma mücadelesi veren, her şeye rağmen İslam’ın temiz ve pak olduğunu anlatma mücadelesinde olan kişilerdir....

Zorlaştırmayınız kolaylaştırınız... Allah (CC) ümmetin Tevhid ve vahdet  şuuru ile şuurlanıp birlik ve beraberlik içinde olmasını nasip etsin İNŞALLAH...
 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...