Piri Aşk’ın, Davası Devrimden Özgür Kudüs’e…
Ramazan DEVECİ

Piri Aşk’ın, Davası Devrimden Özgür Kudüs’e…

Piri aşk, 24 Eylül 1902’de İran’ın Merkezi eyaletine bağlı Humeyn şehrinde dünyaya geldi. Hz. Fatıma ’nın soyundan geldiği söylenen Piri Aşk’ın babası Merhum Ayetullah Seyyid Mustafa’dır. Piri Aşk beş aylık iken babası Humeyn-Erak yolunda şehit edildi.

Çocukluk yıllarından itibaren medreselerde dini eğitim alan Piri Aşk (İmam Humeyni) Fıkıh ve usul derslerinde çok başarılı olarak kısa zamanda ictihad (Muctehidlik) derecesine ulaşarak Ayetullah ünvanını aldı.

İlahi aşkın ne olduğunu yaşadığı hayatla gösteren ve hayatını tevhid ve adalet mücadelesine adayan Piri Aşk, öğrencilik belki de çocukluk yıllarında başladığı tevhid mücadelesinin merkezine tağutlarla mücadeleyi koymuştu. O ibadet ve mücadelenin cennet sevdası, yada cehennem korkusu ile değil sadece Allah’ın sevgisi ve rızası gözetilerek yapılması gerektiğini söylüyor ve aşkı böyle tarif ediyordu.

Piri Aşk, Her Nemrud’a bir İbrahim, her firavuna bir Musa gerekir diyerek 1958’de Şah rejimini Tağuti bir rejim ilan ederek, sarsılmaz bir aşkla mücadelesini başlattı. 5 Haziran 1961’de meydana gelen kanlı olaylardan sonra rejim aleyhine yaptığı bir konuşma sonucu tutuklanarak Tahran’daki İşretâbâd askeri ceza evine konuldu.

Ceza evinde yaklaşık bir yıl kalan İmam kapitülasyon tasarısı aleyhine yaptığı ateşli konuşmasının ardından şah rejimi tarafından tekrar tutuklandı ve daha sonra 4 Kasım 1965’te Türkiye’ye sürgüne gönderildi. İmam Türkiye kısa süren bir sürgün hayatı yaşadı. Daha sonra sürgün hayatına Irak’ta devam eden Piri Aşk, Irak’ın Necef kentinde onbeş yıla yaklaşan, uzun bir sürgün hayatı yaşadı.

İmam bu süre zarfında İran’daki taguti rejimle mücadelesini sürdürürken, bir taraftan da öğrenci yetiştiriyordu. Piri Aşk’ın Necef’teki mücadelesinden rahatsız olan taguti güçler onu üçüncü sürgününün de  Necef’ten de Paris’e sürmüşlerdi.

Piri Aşk’ın oğlu Seyyid Mustafa’nın, Şah rejiminin gizli istihbarat servisleri tarafından şehit edilmesinin ardından İran’da karışıklıklar meydana geldi. İmam Humeyni “Şah bir tağuttur ve yıkılması gerekir” demişti. İran halkı zalim Şah rejimi aleyhine ayaklanmıştı. Piri Aşk “Kan kılıca galip gelecektir” diyordu. Ve İran halkı kanın kılıca galip geldiğini ispatlıyor, öldürerek değil ölerek bir devrim gerçekleştiriyordu.

İmam Humeyni’nin önderliği altında yürütülen bu hareketler sonucunda 1 Şubat 1979’da Şah’ın İran’dan kaçmasının sonra İmam Humeyni onbeş yıllık bir sürgünün ardından İran’a geri döndü. Onun geri dönüşü devrimin gidişatını daha da hızlandırdı ve 11 Şubat 1979’da İmam Humeyni’nin başlattığı uzun mücadele zafere ulaştı ve halkın büyük desteği ile Şah rejimi tarihe karışarak yerine İran İslâm Cumhuriyeti kuruldu.

İslam devrimin gerçekleştiği ilk günlerde 28 Şubat 1979’de Tahran’dan Kuma gelen Piri Aşk, bir müddet Kum’da yaşadı. Daha sonra 16 Mayıs 1980’de kendi isteğiyle Tahranın Cemeran bölgesinde küçük ve sade bir eve taşındı ve vefat edinceye kadar da orada yaşadı.

Piri Aşk’ın, tevhid adalet mücadelesinde hedefi, insanların vahiyle Allah’ın kitabı ile tanışması, bir olan eşi ve benzeri olmayan Allah’a kulluk yapmaları idi. Yeryüzünde zulme ve zalimlere karşı durarak İmam Ali’nin adalet devletini gerçekleştirmekti. Piri Aşk, hayatı boyunca bunun için yaşadı. O devrim yapmış bir lider olarak saraylarda yaşamayı değil, küçük ve sade bir evde yaşamayı tercih etmişti. O aşıkların piri olarak biz aşk ehliyiz diyordu.

Rahmetli Aliya İzzetbegoviç “Mehdi bizim tembelliğimizin adıdır” der. İmam Humeyni ‘mehdi’ye en yoğun inanan bir toplumdan devrim yapacak bir halk yetiştirmişti. İran’da yeryüzünde günahlar artsın ‘mehdi’nin gelişi çabuklaşsın diye bekleyenlere İmam, mehdiye hazır bir toplu oluşturmaları gerektiği gerçeğini öğretmiş ve o mücadele ruhu ile devrimci bir halk yetiştirmişti.

İmam Humeyni’nin mücadelesinin merkezinde devrimden öncede devrimden sonrada Tevhid ve adaletten sonra Filistin ve kutsal Kudüs davası vardı.

İmam’ın bakış açısına göre Kudüs bir iman ve İslam davasıdır. Kudüs davası şaşmaz bir mihenk taşıdır. Bir Müslümanın İslami düşüncesinin sağlıklı olup olmadığını Kudüs’e İsrail’e bakış açısından anlayabilirsiniz. Kudüs’ün özgürlüğü davasını ideal edinmeyen bir Müslüman küresel güçlerin oyuncağıdır ve Kuran’ı anlamda bir İslam anlayışına sahip değildir. O öz Muhammedi İslam ve Amerikancı İslam ayrımız yaparken insanların Kudüs davasındaki duruşlarına bakıyordu.

O “Kudüs meselesi şahsi bir mesele değildir veya bir ülkeye ait bir meselede değildir. Hatta çağımızda yaşayan Müslümanlara ait bir meselede değildir. Kudüs geçmişte şimdi ki zamanda ve gelecekte yaşayan dünyanın tüm muvahhid ve mü’min insanların meselesidir” diyordu.

İmam bir konuşmasında İran halkının Şah’a kıyam etmesinin bir nedeni de Şah’ın İsrail’i desteklemesidir der. Şah işgalci İsrail’in en önemli müttefiki idi. Şah döneminde İsrail’in petrol ihtiyacının çoğu İran’dan karşılanıyordu. Zalim Şah İsrail sadece göstermelik olarak kınıyor ama işgalci İsrail ile her türlü ticari ilişkiye giriyordu.

1979 İslam devriminden sonra Piri Aşk İsrail’in gayrı meşru bir devlet olduğunu ve İran İslam Cumhuriyeti’nin İsrail devlet olarak tanımadığını ilan etti. Devrimden sonra İsrail elçiliği kapatılarak Filistinlere verildi.

Daha sonra Ramazan ayının son cumasını Dünya Kudüs günü olarak ilan eden İmam Humeyni bir konuşmasında:

“Ben uzun yıllar boyunca gasıp İsrail tehlikesini Müslümanlara hatırlatıp durdum. Ben bütün Müslüman devletler ve dünya Müslümanlarından bu gasıp ve destekleyicilerinin ağzının payını verme amacıyla birleşmelerini istiyorum. Keza bütün dünya Müslümanlarına; Filistin halkı için kader belirleyici olabilecek olan ve Kadir günlerinden de sayılan mübarek Ramazan ayının son Cuma gününü “Kudüs Günü” olarak seçip bu günü Müslüman Filistin halkının kanuni haklarını destekleme konusunda dünya Müslümanlarının milletlerarası dayanışma günü olarak belli program ve merasimlerle geçirmeyi öneriyorum. Allah Teâlâ'dan Müslümanları küfür ehline galip kılmasını dilerim.” Diyordu.

Piri Aşk, Dünya Kudüs gününü ilan ederek, Kudüs’ün özgürlüğünü Müslümanlar için bir hedef olarak ortaya koydu. O bu tavrı ile Kudüs’ün özgürlüğü meselesinin sürekli olarak Müslümanların gündeminde kalmasını istiyordu. Bu düşüncelerle İran’da bir Kudüs ordusu kurulmasını istedi. Ve Devrim sonrasında İran Dünya’ya Kudüs’ün özgürlüğünü hedefleyen resmi bir ordu kurduklarını ilan etti.

İmam Kudüs’ün özgürlüğü için Müslümanların vahdetinin çok önemli olduğunu söylüyordu. O “Eğer Müslümanlar bir araya gelse ve her biri bir kova su dökse İsrail’i sel götürürdü. Halbuki şimdi Müslümanlar İsrail karşısında alçalmış vaziyetteler. Halbuki şaşılacak olan şu ki Müslümanlar tek ve kesin doğru, çözüm yolu olan birlik ve beraberliğe yönelmiyorlar.” Diyordu.

İmam bir başka konuşmasında ise vahdetin Kudüs’ün özgürlüğünün önemini vurgularken “İnşallah bir gün bütün Müslümanlar yekdiğeriyle kardeş olacak ve bütün İslam ülkelerindeki hastalıklı kökler kazınıp temizlenecek ve İsrail -adlı- bu hastalıklı kök; Mescid'ul Aksa ve İslami ülkemizden sökülüp atılacak ve hep birlikte Kudüs'e gidip orada vahdet namazı kılacağız inşallah.” Diyordu.

İmam Humeyni’ye göre işgalci İsrail ile siyasi ve ticari ilişkiye girmek haramdı. Müslümanların İsrail mallarını kullanmaktan sakınması gerekiyordu.

O “İsrail’e yardım etmek haram olup İslam yasalarına ters düşmektedir. İsrail ile siyasi ve ticari ilişkiye girmek haramdır ve İslam yasalarına ters düşmektedir. Müslümanlar İsrail mallarını kullanmaktan sakınmalıdırlar” diyordu. İmam Humeyni’ye göre İslam ülkeleri İsrail’e yardım eden ülkelere bile petrol satmamalılar.

İmam Humeyni İslam ülkelerine, dünya Müslümanlarına seslenerek “Sizler birleşerek böyle bir fesat kaynağını ortadan kaldırmalısınız. Eğer sizler onu ortadan kaldırmazsanız bilin ki o bir kanserdir. Golan’la yetinmeyecek bilakis diğer yerlere de bulaşacaktır. Onlar İsrail’in bütün ırklardan üstün olduğuna Fırat’tan Nil nehrine kadar bütün yerlerin İsrail’e ait olduğuna ve oralara sahip olmaları gerektiğine inanmaktadırlar” diyerek, tıpkı Rahmetli Erbakan hoca gibi İsrail’in sadece güçten anladığını ifade ediyordu.

İmam’a göre işgalci İsrail’le müzakere ve görüşmelerle bir mücadele yürütülemez. İki devletli çözüm arayışları boşa uğraşlardır ve gerçekçi değildir. İşgalci İsrail sadece güçten anlar ve İsrail ile mücadelede direnişten başka seçenek yoktur. Onun için İslam ülkeleri işgalci İsrail ile tüm diplomatik ve ticari ilişkileri sonlandırmalı ve direniş örgütlerine her türlü yardımı yapmalıdır.

Sonuç olarak İmam Humeyni’ye göre; Kudüs kurtarılmalı ve işgalci İsrail Filistin topraklarından kovulmalıdır. Ve İsrail yok olana kadar denizden nehire bütün Filistin kurtulana kadar mücadele etmek her Müslümanın görevidir…

Bu yazı 'Özgün İrade' dergisinin Ocak sayısında yayınlanmıştır...


 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Tarık Tufan Yazdı: Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim
Tarık Tufan Yazdı: Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...
İşgalci İsrail, yaralılara yardım eden hemşire Rezan El Neccar'ı şehit etti...