Patronun Borusu
Gül Altuntaş

Patronun Borusu

Bütün suç çimlerin güzel olmasında, o çimlerde tepineceklerin akıl yerine yumruk kullanmalarındaymış.....

Dünya’nın çok çok uzak köşelerinden birinde, doymaz bir patron varmış. Doymazmış ama  kendini besleyecek marabaları da varmış elbet. Bu patron çalışmadan marabaları vasıtasıyla karnını doyurur, üstüne de bi güzel eğlenirmiş.

Mesela patronun bildiğimiz borulardan bir borusu varmış. Bildiğimiz borulardanmış ama, marabalar arasında çok kıymetliymiş bu boru.. Epey bir kütleli, çıngırdaklı cinsinden.. Hoşuna gidiyormuş elbet boruyu görenin. Umuntu içine girip, patronun borusunu ben öttüreyim diyenler hadsiz hesapsız bir şekilde çok oluyormuş... Rekabet de ona göre.... Biraz tadıp, damaklarında yer yapsın diye de patron, şöyle bir koklatıyor, azıcık da yalamalarına izin veriyormuş borusunu.. Sonra boru ortaya, herkesin ulaşacağını sandığı bir şekilde bırakılıyor, mücadeleye start verilmiş oluyormuş.. Boruyu öttürmek isteyen isteyene olunca da, boru sahibi, boruyu en iyi öttürecek olanı seçebilme müsabakasına çok önem veriyormuş. Öylesine kolayca boruyu teslim etmek de istemiyormuş.. İstiyormuş ki, herkes boru için birbirini parçalama derecesinde yarışsın.... Herkes gerekirse gözünü kırpmadan boru için her türlü fedakarlığı yapacak kıvama gelsin.

Sonuçta bu patronun borusu.! Bu gün boru için yapılan fedakarlık yarın gerekiyorsa patron içinde yapılsın. Boruyu öttürecek borucu başı iyi cinsten seçilsin.... Patron sıkıldıkça, borusunu daha iyi öttürebilecek, patronun sesini daha bir düt düt ettirecek, borucu başı müsabakası düzenliyormuş. Borucu başı en en en yalaka ve yalama kişiden seçilsin ki, haliyle boruya en en en nefesli üflesin..Tabi bu borucu başını ararken patronun bazı hesapları da oluyormuş elbet.. Durduk yere herkese her boru verilmiyormuş.! Çünkü patron hep bir taşla iki kuş değil, çok kuş vurmak isteyen, birden fazla hesapları olan, en çok kar etmek isteyen, kendi ambarından zırnık çıkmadan, bütün ambarların kendi ambarına dökülmesini hedefleyen, marabalarına -ark altından bostanlık bağışlıyor- görünürken, aslında bataklıkta debelenerek sıtmaya tutulmalarını bekleyen hin mi hin bir adammış.!

Birilerine az biraz -sen bendensin, ötekiler ikinci sınıf sayılır- derken; ötekilere de uğrar, bir iki göz kırpıp, sonra, diğerlerine yaptığı gibi onlara da mavi boncuk bırakıp çekilirmiş.. Her iki taraf ta hırs yapmış olur, her yol mübah deyip birbirlerine saldırır kıvama alınırmış. Ve meydana sürülürlermiş. Hepsinin hedefi aslında kendilerinin olmayan, patronun borusuna bir iki üfleyebilmekmiş... Çünkü boruyu görünce akılları başlarından uçuyormuş.. Hiç biri de akıl edemiyormuş ki, patronun borusundan bana ne, boru benim olmadıktan sonra.!(?)

Hırs bu, elbet kolay kolay kurtulacak bir huy değil...''Boru bendeyse ben güçlüyüm, patronun da olsa ben üflüyorsam bana de değer elbet bir köşeden'' diyerek boru için can atıyorlarmış ! Böyle böyle boru zaman zaman el değiştirirmiş. En çok hırs yapanların borusu en çok ses çıkarmaya başlayınca , diğerleri de bakarlarmış ki, düdük elden gidiyor, onlar da hırs yapıp diğerlerini egale etmenin yolunu ararlarmış.... Sonra ötekiler daha çok hırs yaparmış. Bunlar hırs yapınca, diğerleri bakarlarmış ki, dürüst kavga işe yaramıyor, hile yapan kazanıyor, onlar da onu yaparlarmış.. Onların hile yaptığını gören bunlar da hile yapmaya başlarmış.. Bu kavgayı izleyen seyirciler bakarlarmış ki, fırsat bu fırsat , bu kez de onlar sahaya inip dalarlarmış marabalara.. İki tarafa da tekme tokat. Onların daldığını gören diğerleri sağa sola salvo yaparlarmış... Derken göz gözü görmez olurmuş sanki... Herkes herkese kolu gücü yettiğince atarmış yumruğu. Ortalık toz duman elbet. Kim kurtulursa yumruktan şanslı, ya da kime denk gelirse yumruk ALLAH yardımcısı olsun.... Yumruklar da yetmezmiş belli bir yerden sonra.. Hile kumpas, desise, iftira, dedikodu, sahtecilik, yani ne ararsan....Yumruk, tekme tokat,saç baş yolma.. Sallarmışlar da sallarmışlar.. Kime sorsan kendini haklı sanırmış..

Herkes kendi adamını en akıllı bilip, O'nu patronun borusunu en iyi öttürecek adam kabul ederlermiş.  Boruyu kendi adamlarının öttürmesi için elden ne gelirse yapmak isterlermiş. İsterlermiş de bunun bir yolunu yöntemini, herkesin AMENNA diyeceği bir mukaveleyi bir türlü ortaya çıkaramazlarmış.

Bildikleri tek şey yumruklaşmakmış işte. Böyle böyle beyinleri iyice hasar görür, düşünme yetenekleri -sadece bizim taraf haklı- modunda çalışmayı becerir olurmuş. Çünkü yumruk atmaktan iflahları kesilip takatleri bitermiş... Ama gene de kimsenin aklını başına alma gibi bir derdi yokmuş. Herkes kendi yumruğunu ötekinin yumruğundan daha büyük sanıp, atarmış, ortalığa, boşluğa sağa, sola. Herkes en çok yumruğu ben attım ben kazanırım sanırmış. Böyle düşündükçe daha bir gaza geliyorlarmış. Daha bir uçuyorlarmış. Hatta kimin kime yumruk attığı bile seçilemez oluyormuş artık. Yumruklar havada savruluyormuş ama, hangi yumruk kimin, hangi yumruk kimin tepesine inecek bilinemiyormuş. E tabi bu kadar seyirlik olayın elbet seyircileri de olur.!

Seyirciler için hiç birinin değeri yok, kim kazanırsa kazansın önemli de değilmiş zaten.... Onlar için eğlencelik seyir olması yetiyormuş. Hatta baktılar ki yumruklar azıcık durdu, hemen yeni bir sloganla hurraaa diye amigolarını yolluyorlarmış çimlerin kenarlarına. Amigolar göz kırptıkça herkes kendi üzerine alınıyor, patron benden taraf sanıyor, yeniden hırslanıyorlarmış. Oysa amigolar ve patron ne oradanmış, ne buradan. Onlar purolarını tüttürürken seyredecekleri horoz dövüşü arıyorlarmış o kadar.... Nasıl olsa enkazda dolaşırken, hepsini pabucunun ucuyla iteleyip, üstünden geçerlermiş. Hangi yumruk kimindi, kim kimi nasıl yumrukladı değilmiş maksat. Maksat tüm yumrukların iflahı kesilene kadar birbirini yumruklaması daha sonra da bütün yumrukların heba olması leşe dönüşmesiymiş. Çünkü onlar zevki böyle alıyorlarmış. Akılsız başların birbirlerini yumruklayarak yok etmesiymiş zevkin doruk hali.

En nihayetinde bu boruyu öttürecek birini zaten bulurlarmış. Hem boru sahibi patronsa, diğerlerinin ağzına değirip bir iki üflemesinin ne ehemmiyeti olurmuş ki ? Canı sıkılan patron elbet borusunu öttürecek bir maraba bulurmuş. İşte böyle böyle onlar tepişirken o güzelim çimler de ezilip bitermiş. Patron baktı ki, artık bu çimler işe yaramaz oldu, kendine yeni çimler ülkesi arar, marabalarını oracıkta baygın halde bırakır borusunu da alır gidermiş.

Evet marabalar kavga eder, çimler ezilir, patron kazanırmış.....

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...