Arakanlı Yalın Ayaklılar Büyüyünce…
Vedat Kahyalar

Arakanlı Yalın Ayaklılar Büyüyünce…

Myanmar’dan kaçan Arakan’lılara yardım götürme teklifiyle karşılaştığımda, gördüklerimi görebileceğim hiç aklıma gelmezdi.
 
KATAR
Yılbaşından hemen önce yola çıktık. İlk durağımız 24 saat aktarmalı olduğundan gezme imkanı bulduğumuz Katar’ın başkenti Doha’ydı. Bu kentte gördüğümüz gökdelenlerin hiç biri birbirine benzemiyordu. İhtişam ve lüks abideleri olarak inşa  edilmişlerdi. Her şey tamamdı ama ne kadar aradıysan namaz kılacak bir yer bulamadık. İsrafın, zenginliğin  dorukta olduğu bu kentte sevgi yoktu, merhamet yoktu, adalet yoktu… Oysa ne demişti yüce peygamber (SAV)  
“Yer altı kaynakları,  ümmetin ortak malıdır“
Orta doğu’da ,geçen yüzyılın başlarında, hilafete ihanet etmenin bedelini, ümmetin ortak malı olan petrolü ; kendilerinin, emperyalistlerin ve ailelerinin lüks ve şatafatlı saltanatları için kullanan İngiltere (Bugün buna ABD ve İsrail aşkı da eklendi) bağlantılı yönetimler, ümmetin sorunlarını zerre kadar önemsemiyorlar. Önemsemedikleri bir yana, aleyhlerine bir çok kumpas ve kirli planların uygulayıcısı konumundalar. Bugün geçici olarak onlardan ayrı göründe de Katar’ın da onlardan çok farklı olmadığını anlamak çok ta zor değil. Ülkedeki küçücük dükkanlar dahil her yere fotoğraflarını astıran lider/Şeyh/halife…Bıyıklarını sünnete uygun kısaltmış, ancak ülkedeki şatafat ve saltanatı hangi sünnette bulmuşlar bu ciddi araştırmaya muhtaç bir konu.
 
BANGLADEŞ
Buradan geçtiğimiz Bangladeş’in başkenti Dakka’da yükseklerden uçuruma yuvarlanmış gibi olduk. Yokluk ,yoksulluk, açıktan akan kanalizasyon şebekesi, müthiş kalabalık ve gürültülü trafik ,180 milyonluk ülkenin aslında ne kadar geri kaldığını açık açık haykırıyordu .Bunun üzerine bir Baas tipi bir iktidarın olması işin tuzu biberi oldu. Kısa süreli kaldığımız Dakka’dan ,adını İngiliz kaptan Cox’tan alan Cox bazar  kentine kısa sürede intikal ettik.
Cox Bazar; Hint Okyanusu kenarında, hesapta turizm kenti. Kanalizasyonların açıktan aktığı, asfaltın, kaldırımın, trafik işaret ve lambalarının olmadığı bir garip kent. Pislik her taraftan fışkırıyor adeta. Arakan’lıların kaldığı kamplar buraya 50 km ötede. Dünyadan gelen tüm yardım kuruluşları mensupları burada konaklıyorlar.
Akşam otelde bizi karşılayan IHH Genel Merkezden yetkililerle kamptaki yardım organizasyonunu planladık. Sabah erkenden kamplara doğru yola çıktık. 
 
ARAKAN KAMPLARI
Kamplara ulaştığımızda ,ummadığımız kadar ilkel, çamur deryası bir bölge ve yalın ayaklı kadınlar ve çocukların varlığıyla irkildik. İlk olarak TİKA merkezine gittik. Günlük olarak 20.000 kişiye sıcak yemek yapılan merkezi gezdik, sonra Sağlık Bakanlığımızın 2.5 milyon dolara sadece çadırlarını getirttiği, içerisinde her türlü ameliyatların ,doğumların yapılabildiği sahra hastanesini gördük. Ardından gittiğimiz yemek dağıtım merkezinde binlerce yalın ayaklı çocuğun terbiyeli bir şekilde yemek dağıtımı beklediğini gördük. Yemek dağıtımı başladığında oluşan hava, tam bir festival coşkusu gibiydi. Önce çocuklar sonra kadınlar ve erkekler…20.000 kişilik yemek bir saattte tükendi.
Bizim organizasyonun yapılacağı kampa giderken gördüklerimiz içimizi burkuyor, yer yer ağlıyorduk. Bizim yardımların dağıtılacağı kampa geldiğimizde heyecan doruğa çıktı. Merakla bizi bekleyen 500 aile temsilcisi ve o gün gıda kolisi günü olmayan, meraktan bekleyenlerle birlikte bine yakın Kadın, çocuk ve erkeklerden oluşan kalabalık bizi dikkatle süzüyorlardı.
Dağıtım kamyonumuz geldiğinde, bugüne kadarki uygulamaların aksine, ekibimiz büyük bir şevkle,aşkla kamyonu boşalttı. Askerler, Arakan’lılar şaşkınlık içinde izliyorlardı, çuvalları bir bir indirip dağıtıma hazır hale getirmemizi. Bütün gün kampları gezip dağıtımlar yaptık. Sabah 8 de başladığımız mesaimiz akşam 9 da sona ermişti. Ne yemek yemek aklımıza geldi ne de dinlenmek. Aklımızda hep Myanmar’ın düzenlediği soykırım vardı .İnsanların diri diri yakıldığı, doğrandığı, açlık ve sefalete mahkum edilip ,topraklarından hor-hakir biçimde sürüldüğü gerçeğini un utamıyorduk. 57 islam ülkesinin  2 milyara yakın mensubunun gözleri önünde, iletişim çağında yaşandı bu emsalsiz zulümler. Bir türlü içimize sinmiyordu bu zulüm. Yemek dağıtım merkezinde pilavının bir kısmı yere dökülen çocuğun pilavını yerden sıyırıp yemesi gözyaşlarına boğmuştu  bizi. Okula gitmesi, oynaması, şımarması gereken çocuklar ,yalın ayak, neredeyse yarı çıplak yemek /ihtiyaç dağıtım kuyruklarında en çok korktukları askerlerin gözetiminde yaşıyorlardı. Yaşadıkları travma yetmemiş gibi eli sopalı askerlerin sert komutları eşliğinde sıralara diziliyorlardı.
Ziyaret ettiğimiz okul bizi kısmen rahatlattı. Kuran-ı Kerim ,İngilizce ,Bengalce, matematik öğretilen okul ; yere serilen naylon şilteler ve bambuların üzeri branda ile kapatılarak yapılmıştı. Yan duvarlar bambu çubuklarla örülmüş, doğal bir perde görünümündeydi. Çocukların coşkusu görülmeye değerdi. Maharetlerini bizimle paylaşırken çok mutlu ve gururluydular. Ziyaretin en güzel anı, hediye dağıtım töreniydi. Oyuncaklar, şekerler ,kırtasiye vs malzemeler onları çok mutlu etmişti.
Kamptaki son günümüzde gıda, hijyen seti, oyuncak dağıtımlarının ardından ev ziyaretlerine başladık. IHH’nın yaptırdığı ,kampın en güzel ve kullanışlı evlerinin olduğu bölgeye gittik. Bambuların sepet misali örüldüğü, duvarların oluşturduğu ahşap konteynırlar Arakan’lı sığınmacılar tarafından çok beğenilmişti. Etrafta  ortak kullanılan banyolar, çeşmeler, tuvaletler yapılmıştı. Sayıları bini bulan bu evlerin sayısının  beş bine tamamlanması hedeflenmiş.
Burada sığınmacılarla oturup, rehberimiz aracılığıyla uzun uzun sohbet imkanı elde ettik. İngiliz’lerin, Hindistan’dan, Pakistan’ı ayırırken arada sorunlu “Keşmir “ i bıraktığı gibi,Bangladeş’i de Hindistan’dan ayırırken 2 Milyona yakın Arakan’lı Müslümanı da Keşmir misali Bangladeş ile Myanmar’ın arasında problem yumağı halinde kasıtlı bırakmışlar. 75 yaşındaki teyze  “Kendimizi bildiğimiz bileli mutlu yaşayamadık. Hep zulüm, hep baskı, hep ölüm yaşadıklarını anlattı .Suud’ların destekledikleri Arakan Kurtuluş Ordusu “ARSA” nın birkaç karakol basıp 20 civarında Myanmar askerini  öldürmeleri zaten zulmün doruğunda olana Myanmar Hükümetine yeterince bahane olmuş ve soykırım başlamış. Bir yandan erkekler öldürülürken ,bir yandan da köyler boşaltılıp yakılmaya başlanmış .Sürgün, baskı, cinayetler…800 bine yakın Arakan’lı Müslüman sürgüne gönderilmiş. Kaç kişi ölmüş? bilen yok. Tahmin bile edilemiyor.
 
SONUÇ NE YAPMALI?
Sonuç olarak bu insanlar bizim kardeşlerimiz. Bu insanların ihtiyaçlarını karşılamak üzerimize en büyük vazife. Sadece ihtiyaçlarını karşılamak değil yaşadıkları zulmü dünyaya haykırmak gerek ,duyurmak gerek.Buna hiç ara vermemeliyiz.
Kampta gördüğümüz en önemliş eksiklik ve çözüm önerilerimiz :
1-Arakan’lıların kamp dışına çıkmaları yasak.Adeta açık hava cezaevindeler.
--Mesleki kurslar organize edilerek kardeşlerimizin nitelikli hale getirilmeleri gerekir.
2-Okul diye nitelenen yerler hem yetersiz,hem de diploma yeterliliği yok.
--Çocuklarımıza denkliği olan eğitimler verilmeli
3-Savaş,sürgün,göç,baskılar kadın ,erkek ve çocukları çok olumsuz etkilemiş.  Ürkeklik, korkaklık, özgüven eksikliği had safhada.
--Psikologlar, psikiyatristler ,uzmanlar aracılığıyla rehabilite eğitimleri yapılmalı.
4-Çocuklar için oyun parkları yok.
--Çocukların enerjilerini boşaltabilecekleri, oyunlar oynayabilecekleri oyun parklarının acilen kullanıma açılması gereklidir.
5-İnsanlar yeterince temiz değiller. Su kaynakları ve diğer şartlar çok zayıf.
--Başta anneler olmak üzere tüm kamp mensuplarına hijyen, tuvalet, diş fırçalama, el yıkama , banyo etme vs ile ilgili eğitimler verilmeli .Banyo, mutfak, WC ‘lerin sayıları arttırılmalı.
6-Kamp mensuplarına tarım usulleri öğretilmeli ,insanlar üretime kazandırılmalı .
Bizim birkaç günde gördüklerimiz ve izlenimlerimiz böyle.Elbette ki bölgede yaşayanların görüş ve önerileri ciddiyetle sorgulanmalı ve geri dönüş takvimi netleştirilmeli ve kardeşlerimiz vatanlarına kavuşmalı. Kimlik ve insani tüm haklarına kavuşmaları BM güvencesine alınmalı.
İnanıyorum ki kamplarda elektrikten ve bir çok olanaklardan yoksun olarak yaşayan on binlerce  yalın ayaklı Arakan’lı çocuk büyüyecek ve bu yaşadıkları zulümlerin hesabını soracaktır.
Bize düşen saman alevi misali parlayıp sönmek değil, kardeşlerimize her alanda sürekli sahip çıkmaktır.Bu  sürekli ilgiyi Arakan’lılara olduğu gibi Filistin’li, Yemen’li, Afganista’nlı, Somali’li  …. kardeşlerimize de aynı duyarlılıkla gösterebilmeliyiz.
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...