Mirasyediyiz....
Gül Altuntaş

Mirasyediyiz....

Çocukluğumun tatilleri çok güzel bir çiftlikte geçti. Annemin anneannesinden, iki kız bir oğlan olan evlatlarına kalmıştı bu çiftlik. Yani, annemler, teyze ve de dayıları ile ortak, geniş arazili, içinde her tür meyve sebzenin gani gani bulunduğu, kaynak ve pınarları olan, küçük tepelerin vadilerin bile olduğu bir çiftlik. Ya da bir çeşit bağ evi.

Anneannem başka bir köye gitmiş, erkek kardeşi de kendine yeni bir düzen kurmuştu, dolayısıyla da çiftlik ortak olmasına rağmen en küçük teyzelere kalmıştı içinde yaşadıkları için...

Biz de tatillerimizde gider yaşardık. Belki payımızın olduğundan belki de cidden insaniyetli olduklarından, çiftlikte kalan teyze ve çocukları da ALLAH razı olsun gayet misafirperver, sevecen içten, candan insanlardı... Ama sevmediğim kötü bir huyları vardı. Daha çocukken bile, müdahale etmek istediğim ama, etkimin olmadığı, olamayacağı bir huyları vardı.
Tembel insandılar. Hazıra konmuşlar, emeksiz elde ettiklerinin kıymetini bilmeyerek, hep ambardan tüketendiler. Çalışmayı düşündükleri vakitte de, kısa yoldan ama çokça kazanma hevesleri oluyordu.. Kestirmeden ambarları dolsun istiyorlar, fakat bunun için bile gayret edip, bu kestirme nasıl olacak diye düşünmüyorlardı..

O sene soğan mı para etmiş, hemen hiç gelirini giderini düşünmeden soğan ekiyorlar, yeteri kadar bakım yapmıyorlar, ürünlerini zamanında hasat etmeden yarısının da tarlada telef olmasına sebep oluyorlar, yeterince ve ürünün gereğine uygun depolama koşullarına riayet etmiyorlar hasattan sonra etkin satış stratejisi uygulayamıyorlardı... Ama zarar edince başlıyorlardı veryansına: ''Zaten bizim kısmetimiz nerde var ki, bunda da olsun. Bu sene biz soğan ektik diye yağmur bile yağmadı.'' Hep hazırdan tükettikleri için de zararlarını fark edemiyorlardı, zarar mı ettiler, olsun du.! Emeksiz kazandıklarından, miras yedi olduklarından pek de umurlarında olmuyordu. Sene için, gene stratejisiz yeni bir plan yapıyorlar, gene hızlıdan para kazanmayı planlıyorlar, gene çalışarak kazananın öncesini görmeyip, sonrasında kişinin eline geçene odaklanıp, gene kaybediyorlardı. Mesela, bu sene kurbanlık satışı yapan birine denk geldiler, ayaküstü adamın kazancını hesap edip, kurbanlık işine soyunuyorlar: o işi yapmanın emeği ve masrafını görmüyorlardı. Sadece sonuca odaklanıp gelir bekliyorlardı. Köylüler daha oğlak iken alıp, besleyip, büyütürken bunlar dana halinde alıp üç günde satıp kazanç planlıyordu... Kendileri Akdeniz bölgesinde iken, gidip Doğu Anadolu’dan hesapsız masraflarla kurbanlık alıyorlardı. Oysa ne o kurbanlıkları tutacak fiziki ortamları ne onları besleyecek kadar yemleri, ne de teknik bilgileri vardı. O kadar yol masrafı maliyet de cabası.. Ama olsundu, kurbanlık işinde çok para vardı. Sonra bakamadıkları o kurbanlıklar zayıflayıp telef oluyor, bekledikleri fiyattan, hatta maliyetinden bile elden çıkaramıyorlar, gene kalıyorlardı zararla....

Herkes de aynı Günün altındaydı ama onlar, kendilerine günün başkaca doğduğunu iddia ederler, kendi kusurlarını görmezlerdi...! Üstelik hazırdan tükettikleri içinde ders çıkarma gibi, öz eleştiri gibi bir zahmete bile katlanmazlardı.. Giden gitti derler, miras yemeye devam ederler, hazırdan sattıkları tarlalarla günü kurtarırlardı... Bu böyle sürüp gitmedi elbet. Hazıra dağ dayanmaz, bir gün dönüp baktılar ki, en az beş yüz dönüm tarla satmışlar ve su çekilmişti... Üstelik bu tarlaları satarken de, emeksiz elde ettikleri için, pek de değerinde gitmezdi. Çünkü alıcı bilirdi ki, bu tarlayı satmaktan başka çareleri yok. Piyasa değerinin altında elden çıkarmak zorunda kalırlardı...

İşte böyle böyle, hem kendi paylarını hem diğer mirasçıların paylarını, hem o güzelim çiftliği elden uçurdular.. Belki çok dövündüler ama -tavşan yamaca geçmişti bir kere-... Hikayeleri daha çok uzun, belki başka bir sefere anlatırım... Demek istediğim sanki günümüzde Müslümanların durumu hep böyle....! Tamam bir mirasa konmuşuz, ama onu geliştirmeden hoyratça kullanmışız, bitirmişiz, fakat aç kaldıkça sarılıp satacak arıyoruz. Neymiş, atalarımız bilim üretmişler de pis Avrupa konmuşmuş üstüne.!? Aslında bir çok bilimin temelini Müslümanlar atmışmış da....da işte..! Tıpkı-aslında benim dedem hacı idi, babaannem başörtülü idi, ama ben, inkarcı da olsam onlardan faydalanmayı umuyorum böyle yeri geldikçe- söyleminden hiç bir farkı yok. Eeee sen ne yaptın o atalarının kurduğu bir çok bilimin üstüne.? Koskoca bir HİÇ. Sattım savurdum yedim.! Bilim Üreten İnsanlarımızın Çoğu Avrupa-Amerika adına çalışır ve üretir.... Biz de ismen övünürüz, O kadar.. Atalarımızın yaptığı ile övünürüz de biz torunlarımıza ne bırakacağız onu söyleyemeyiz. Eee kahrolsun Siyonistler.! Tamam kahrolsun da Siyonistler nasıl kahrolacak. Sen çalışmazsan, İslam kardeşliğinde bir ve beraber olmazsan…. Sen de ayni günün altındasın Siyonistler de. Adamlar çalışmış üretmiş. Şimdi de şimdide kendi amaçları için kullanıyorlar ürettiklerini.. Sen neden üretmedin, çalışmadın bulmadın? Hadi gel 7/24 kahır okuyalım...Yarayacak mi bir işe sence.? Sanki dünyayı algılayışımız gerçeklerden kopuk, mahalle kabadayısının övünme stiline dönüşmüş. sünnetullah, adetullah diye bir şey var bilmez misin? Hani bilim de diyor ya--eşit şartlar altında, aynı sebepler aynı sonucu doğurur.---. Yani çalışan kazanır.! Üreten doyar. Güçlü olanın borusu öter. ALLAH demeyecek mi, sana da aynı günün altında aynı koşulları verdim, neden çalışmadın, neden üretmedin, neden neden? Hiç bir yahudiye, hiç bir hristiyana, hiç bir üst akla (ki yok böyle bişey) kızmıyorum , kızamıyorum.! Daha doğrusu onlardan fazla çalışmayan ve birlik olmayan Müslümanlara kızıyorum. Ayrıca siyonistleri de kahredip kahretmeyeceği RABBİMİN bileceği iş. Ama Müslüman görünümlü fakat gerçekte ne idiğü belirsiz bütün kuklalara, insan müsveddelerine, yalancılara, nefsine köle olmuşlara, azıcık dünya menfaati uğruna ahretini satmışlara, münafıklara, hırs ve hevada doymayanlara, Müslümana sağ gösterip sol vuranlara, gerçekte adi ve aşağılık olup Ali Cengiz oyunu ile kırk takla atarak göz boyayanlara HAK ve adaletten yoksunlara, kızgınım ve de hakkımı helal etmiyorum, demekten kendimi alamıyorum.

Hristiyan da Yahudi de, ya da daha bir başkası, çalışıyor üretiyor, ırkının ve dindaşının rahatı için uğraşıyor ve de kendi çapında kendi ve aidiyet ve mensubiyeti için uğraş veriyor yaptıkları haksızlıkları zulümleri ayrı tutarak söylüyorum....

Ama içimizde bizden görünüp bizden olmayanlar asıl düşmanlara dikkat çekmek istiyorum.. Kendimizi sorgulayalım öz eleştiri yapalı istiyorum. Asıl kızmamız gereken kendimiziz kısaca!!! aptallığımıza doymayalım....

Elbet ki Siyonistleri zalim işgalci İsrail ve Amerikan emperyalizmini protesto edeceğiz, var olduğumuzu, birlik olduğumuzu dillendireceğiz. Ama gel gör ki, inanmıyorlar gülüm. Biliyorlar ki, akşam eve dönünce, onların üretimi birçok materyalle hemhal olacağız... Onlara göbekten bağlanmışız, muhtaç bırakılmışız. Değilsek bile kuklalarıyla oynatacaklar çomaklarını.... Çeşit çeşit direniş vardır.. En etkili olanı riyadan uzak kalarak.( çünkü bir bakıyoruz bizden sandıklarımız hain çıkmış emeklerimizi yok etmiş oluyor.) bilimde teknolojide, askeri alanda, üstün olmak için çalışmak çabalamaktır... bu da her fert için adeta Farzı Ayn olarak kabul edilmelidir...!Bari şimdiden sonra akıllansak! Güçlü olmanın yolu bilimden geçiyor diyebilsek.!

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İsmet Şahin     2017-12-25 Harikasın ! Mükemmel bir konu, mükemmel bir anlatım ...
İsmet Şahin     2017-12-25 Harikasın ! Mükemmel bir konu, mükemmel bir anlatım ...
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...