Nikahta Her Zaman Keramet Yok Efendim.
Gül Altuntaş

Nikahta Her Zaman Keramet Yok Efendim.

Evet, yanlış duymadınız her nikahta, her zaman keramet yok.!( aslen bana sorarsanız kerametin kendisi de yok zaten.!) Hatta bazen öyle zamanlar olur ki, o çok güvendiğiniz nikah keramet değil zulüm oluyor.

Nerden başlasam bilmiyorum ama, dilimin döndüğünce anlatmaya çalışacağım.. Önce bu konu nerden aklıma esti? Mesleğim gereği üzüldüğüm durumlar yaşıyorum, tanıdığım ve durumlarına üzüldüğüm insanlar var.

Eğitimciyim, ve çok şahit oldum ki, mutsuz ailede ki çocuk ta aslında mutsuz. Her ne kadar ebeveynleri durumu saklasa da, çocuk hal diliyle bangır bangır bağırır. ''Ben mutsuz ailede, mutsuz olan bir çocuğum, benim sevgi ihtiyacım karşılanmıyor ki, ben de arkadaşlarıma sevgiyle yaklaşıp, sevgi sunayım.! Bakmayın siz arkadaşlarıma saldırganca davrandığıma, aslında ben de kendimi yeterince ifade edebilsem, ben de arkadaşlarım gibi sevecen ve sevgi doluyum. Ama evde anne-babam kendi sorunlarıyla boğuşurken, beni ihmal ediyorlar, hatta bazen de onların birbirine olan kırıcı ilişkilerine şahit olduğumdan o saldırganlığımı oradan örnek almış olabilirim.''

Maalesef ki aynen böyledir. Bu mesleğinin bilincinde olan bir çok öğretmenin gözlemidir. Benim gözlemim genelde gitmeyen bir evliliği uzatarak sürdürmede birçok sebep vardır. Keşke asıl sebep yavrular olsa; onların psikolojik, fizyolojik duygusal gelişimleri olsa da sırf onlar uğruna anne-baba fedakarlık yaparak evliliklerini sürdürmüş olsalar, boşanmaktan caymış olsalar. Her halimizde olduğu gibi asıl mesele el alem ne der meselesidir çoğunlukla... Çünkü boşanmış olursak el alem çok kötü ayıplar. Koskoca ….. ağanın kızı, ya da oğlu boşanmıştır, bir çeşit veba bulaşmıştır.! Hal böyle olunca, zehir de olsa içmeli, yutmalısın kızım ya da oğlum.. Aman bize laf getirme de; evde birbiriniz gırtlaklayın hiç sorun değildir.! Siz birbirinizi gırtlaklar, keserken o evdeki yavrucakların psikolojisi büsbütün harap olsa da ne yapalım(?)!. Aslında medenice ve helalleşerek boşanarak,  o yavrulara vereceğiniz sevgi, iki düşman olarak aynı evi paylaşmanızdan daha iyi olabilir belki ama, olsun konu komşunun boşandığını duymasından daha kötü bir şey olamaz. Onun için aman ha aman boşanayım demeyin. Hem atalar ne demiş ‘nikahta keramet var.’

Tam burada aklıma geldi kendi ailemden bir durumu iletmek istiyorum. Teyze dediğim ama, gerçek teyzem değil de annemin dayı çocukları bir tanıdığımız vardı. Halleri vakitleri yerinde, gayet mütedeyyin, bir tarikata bağlı dindar insanlar, çok güzel gelir ve işleri, birden fazla evleri bağları vardı. Oturdukları ev de gayet muntazam döşeli güzel bahçeli idi. Hatta çok güzel gülleri vardı.

Ara  ara uğrar öğretmenime gül demeti bile yaptırırdım.. Görünürde mutsuz olmalarını gerektiren bir durum yoktu. Fakat tüm sülale bilirdi ki bu ailemiz mutlu değil. Yaşları da öyle genç sayılacak bir yaş değildi. Beş tane, en küçüğü bile benden büyük çocukları vardı. Hepsi ayrı bir havada, ayrı bir telden çalan.! Anne-babanın mutsuzluğu çocukları da etkilemişti desem herhalde günahlarını almış olmam. Evet boşanmıyorlardı ama, yedi kişiye hayatı zindan ederek yaşıyorlardı. Evin hanımı köylerinde sözü sazı geçer, eski muhtarlardan ve de varlıklıca birinin kızı olduğu için , boşanması tüm sülaleye kara bir leke olur diye düşünülüyor, zindana sabretmesi salık veriliyordu.! Ama olmazsa olmuyor işte.. Bu teyzeceğiz mutsuzluğunu çeşitli şekillerde yansıtıyordu.. Örneğin herkes bilirdi ki, asla eşi ile aynı sofraya oturup yemek yemez. Ya önce eş yer, mutfaktan çıkar, diğeri yemek için giderdi, ya da kendisi eş gelmeden yemeği yiyip çıkmış olur ki adamla aynı odada bulunmamış olsunlar... Mesela çok sinirlendiğinde, sırf eşine zarar vermiş olmak için, Onu ekonomik olarak çökertmiş olmak için gece-gündüz , yirmi dört saat tüm muslukları ve elektrikleri açık bıraktığı söylenirdi.! Mesela, eşin haberi olmadan ceket, pantolon ceplerini kestiği söylenirdi, ki eşin paraları çar çur olsun.... Üstelik bu teyzemiz dininde diyanetindeydi...

Ve o evliliği, öyle zehir zemberek sürdürmelerinin de çocuklarına hiç bir faydaları olmadı.. Aksine zararları bile oldu belki de. Her bir evlatları ayrı bir dram yaşadı.. Hiç tasvip etmedikleri davranışlar geliştirerek adeta anne-babalarından öç aldılar.. Sanki sevgisiz büyümenin, anne-babalarına kendi sorunları dolayısıyla , çocuklarını ihmal etmelerinin cezasını, onların beklentilerinin tam zıttı davranış ve karakterle ödettiler.

Her gün duyuyoruz, kadın cinayetleri..... Boşanmak isteyen karısını kesenleri biçenleri.. Ya da boşanmak istemeyen kadının türlü oyunlarını.. Tabi ki sınanmadığımız acılardan, başkalarını kınama hakkımız yok. Ama ülkede var olan böyle bir mesele de var.. Kadınlarımızın çoğunlukla ekonomik özgürlüğü olmadığından, eşi, ömür boyu binecek, besleyici olarak görüyor. Zoraki devam ettirilen bu birliktelik de hayr yerine hayatı cehenneme dönüştürüyor... Erkekler ‘ya benimsin ya kara toprağın’ felsefesinden kurtulamıyor.... Hem kendilerine, hem çocuklarına hem karşılarındakilerine, ailelerine türlü acılar yaşatmış oluyorlar.. Nikahı müftü mü kıysın, belediye memuru mu, sorusu kadar; nikah bitirilecekse, en az zararla, taraflar travmasız nasıl tolere edilire de bakmalı artık devlet...

Gerekiyorsa kadın ekonomik olarak kendi ve çocuklarının hayatını asgari düzeyde idame ettirebilecek kadar desteklenmeli. Kocasını ömür boyu binecek eş....k görmemesi için... Adamlar SOKAK ORTASINDA kimseyi öldürmesin diye eğitilmeli.. Psikologların öcü, ya da deli tedavicisi değil de gerektiğinde içinden çıkamayacağımız, baş edemez gibi gördüğümüz sorunlarda bize yol gösterici olabilecekleri anlatılmalı.... Gerekiyorsa onlara, erkeklere de maddi destek sağlanmalı.. Mesela imkanım olsun, sokakta kalanlara ya da barınacak yeri olmayanlara sosyal devlet borcu ve görevi olarak apartlar yaparım.... Belki eşlerine çok sinirlenen adamcağızlar bir kaç gün buralarda dinlenip sinirlerinden arınınca eve dönerler de sokak ortasında vahşilik yapmaktan imtina ederler......

VELHASIL KELAM, kabul etsek de etmesek de bizim ülkemizde de aile kurumu çatır çatır çatırdıyor....Kafayı kuma gömmenin gereği yok... Onun yerine bu soruna nasıl iyileştirici çözümler üretilebilir devlet buna bakmalı artık...... Her gün kadın cinayeti kanıksadığımız olay O-L-M-A-M-A-L-I....

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Abdullah ÇAKAR     2017-12-20 "Kalblerin en lâtifi, en şefiki, kısm-ı sâni ile tâbir edilen kadın kalbidir." Kadın Kalbi, İfadesini Nasıl Anlamalıyız? Allah varlığı çift çift yaratmıştır. Hayatın devamını da bu iki çift arasındaki ilişki ve uyuma bağlamıştır. Adeta her canlı yarım yaratılmış olup, diğer eşiyle birlikte tam olma vasfını kazanıyor. Bu nedenle, karı koca için eş ifadesi kullanılır. Yani birbirine takabül eden iki varlık demektir.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...