Ramazan Deveci yazdı: İslam’da Kadın Sorunu Ve Fatıma

Hz. Fatıma iyi anlaşılmış olsaydı Müslümanlar kadın konusunu vahyin amacına uygun anlayabilir, Emevi sapmasının etkisinden kurtulabilirlerdi. Çünkü vahyin öngördüğü kadın tiplemesi Hz. Fatıma’da somut hayata dönüşmektedir.

Ramazan Deveci yazdı: İslam’da Kadın Sorunu Ve Fatıma
Ramazan Deveci yazdı: İslam’da Kadın Sorunu Ve Fatıma

Hz. Fatıma'nın doğum günü bazı Müslümanlar tarafından Dünya Kadınlar günü olarak anılıyor. 23 C. Ahir Hz. Fatıma'nın doğum günü. Bu yıl 1 Marta denk geldi. Dünya genelinde ise 8 Mart Dünya Kadınlar günü olarak anılıyor. Ramazan Deveci'nin Kadın sorunu Hz. Fatıma'dan hareketle değerlendirdiği bu yazısını Dünya Kadınlar günü dolayısı ile ilgilerinize sunuyoruz....

 İslam’da Kadın Sorunu Ve Fatıma

Batı toplumlarında ve Batı düşünce sisteminin temelini oluşturan Roma ve Yunan medeniyetlerinde, yıllarca kadının insan mı yoksa hayvan mı olduğu tartışılmıştır. İlginçtir eski Yunanlılar çocuğu dokuz ay karnında taşıyan kadının doğumda hiçbir etkisinin olmadığına inanırlardı ve kadını insan yerine bile koymazlardı. Ne yazık ki insanlık tarihi erkeklerin egemenliğinde gelişti.

Tevhid, tarihin çok az bir diliminde insanlığın hayatına yön verebildi. Şirkin ve erkeklerin egemen olduğu bu tarih; zulüm ve haksızlıklarla dolu bir tarihti. Zaten şirkin hâkim olduğu bir yerde adaletin olması da beklenemezdi. 

Bu zulüm dolu insanlık tarihinde en fazla zulme uğrayan kesimdi kadınlar. Kadına olan bakış açısı doğru ve sağlıklı olmadığı için hem zalimlerden hem de mazlumlardan zulüm görüyordu kadınlar. Hıristiyanlar Âdem’i aldatan şeytan gözü ile bakıyorlardı kadına. Yahudiler ise kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığına inanıyorlar ve kadına Hıristiyanlardan farklı bakmıyorlardı. Kadın insan olduğu tartışılan, ancak erkeğe hizmet etmesi gereken bir yaratıktı.

Modern zamanlarda Batılı toplumlarda insan hakları çalışmalarının artması ile birlikte kadın hakları da gündeme geldi ve kadınlar görüntü itibari ile ikinci sınıf insan olmaktan kurtuldular. Ama burada da ne yazık ki kadınlar kapitalizmin tüketim aracı haline getirildiler. Özellikle cinsel bir obje olarak kadın vücudu yeni bir sömürü anlayışının kurbanı haline getirildi. Batı dünyasının düşünen yazan fikir adamları kendileri kadın haklarında, kadının şahsiyeti ve kişiliği konusunda doğru olanı yapmış edası ile İslam’ı sorgulamaya, İslam’da kadının ikinci sınıf olduğunu söylemeye başladılar.

Batılılar bu ithamlarında bütünü ile haksız mıydılar? Evet, haksızdılar. İslam’ı Allah’ın aziz dinini itham ederken haksız idiler. Ama doğrusu Müslümanlar açısından pek de haksız sayılmazlardı.

Aziz Peygamberimizin kadın konusunda söylediği ve yaptığı şeyler gerçekten bir devrim niteliğinde idi. Müslümanlar ne yazık ki Peygamberlerini gereği gibi anlayamadıklarından geleneklerin etkisinden kurtulamamış ve Emevi sapmasının etkisi ile kısmen eski cahili tavırlar içerisine girmişlerdi. Kuran’ın dönem şartları içerisinde değerlendirildiğinde devrim niteliği taşıyan ayetleri, yüce resulün uygulamaları dikkate alınmadan ve dönemin şartları dikkate alınmadan yorumlanmış ve çok farklı anlamlar yüklenebilmişti. Kadının adı ile bir sûre indiren Kur’an hiç de hak etmediği ithamlarla karşılaşmıştı. Bunun nedeni bir anlamda Kuran’ın ayetlerini, uydurma hadislerle yanlış anlayıp, yanlış uygulayan Müslümanlar olmuştu.

Bu noktada Hz. Fatıma’nın varlığı önem kazanıyor. Şayet Hz. Fatıma iyi anlaşılmış olsaydı Müslümanlar kadın konusunu vahyin amacına uygun anlayabilir, Emevi sapmasının etkisinden kurtulabilirlerdi. Çünkü vahyin öngördüğü kadın tiplemesi Hz. Fatıma’da somut hayata dönüşmektedir. Hz. Fatıma çocukluğunda kız olarak babasıyla ilişkisinde, evliliğinde eş olarak eşiyle ilişkisinde, anne olarak çocuklarıyla ilişkisinde, ekonomik ve siyasi mücadelesi ile toplumda ortaya koyduğu tavırlarla kendi özgün kimliği ile işte kadın dedirten bir mücadele ortaya koymuştu. O, babasının yanındadır ama öyle ön plana çıkar ki ona babasının annesi derler.

İslam toplumunda kadınların eğitimi ile o kadar yakın ilgilenirdi ki sürekli olarak kadınlara sohbetler eder, Kuran’ı anlatırdı. Anlattıkları ile onlara kimlik ve kişilik kazandırmaya çalışırdı. Kimi zaman evinde ekmek yapar, kimi zaman vahiy evinde öğrendiği ilmi, ümmetin kadınlarına öğretirdi. Sadece kadınlara mı, eşi İmam Ali bile takıldığı konuları Hz. Fatma’ya sorardı.

Uhut’ta, Hendek’te ve Mekke’nin Fethi’nde Hz. Fatıma vardı. Yiğit bir savaşçı gibi, O babasının vefatından sonra hilafetin eşinin hakkı olduğunu düşündüğü için ev ev dolaşarak Medinelilerden eşine biat etmelerini istemişti. Hz. Fatıma bu mücadeleci tavrı ile kadına öz güven kazandırıyordu.  Onun özgün kişiliğinden ve vahyin onu örnek göstermesinden hareketle İslam’da kadının adı Fatıma’dır diyorum.

Peygamberimizin kadınlar konusunda söylediklerini değerlendirdiğimizde yüce resulün kadın konusunda pozitif ayrımcılık yaptığını bile söylemek mümkündür.

Peygamberimiz: “Şunlar bana sevdirildi. Kadın ve gözümün nuru namaz”  buyurdular.

Kadının uğursuzluk olarak görüldüğü bir dönemde Allah’ın peygamberi kadının kendisine ne kadar çok sevdirildiğini annesine, eşine ve kızına olan sevgisini vurgulayarak sürekli dile getiriyor. Müslümanlara da sürekli olarak annelerine, eşlerine, kızlarına sevgilerini üst seviyede tutmalarını tavsiye ediyor.

Kadınlar erkeklerin hayatında öncelikle bu üç konumda olurlar. Anne olarak, eş olarak ve kız olarak. “Cennet annelerin ayakları altındadır.” ve “Annenin hakkı üç babanın hakkı birdir.” diyerek anne olarak erkeklere karşı kadını daha tercih edilir bir konuma yükseltmişti Allah’ın resulü. Peygamberimiz eş olarak da  "Sizin en hayırlınız kadınlarına karşı huyu en iyi olanlarınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım." buyurarak, erkeleri eşlerine karşı saygılı ve yardımcı olamaya çağırmıştı. Aynı konuda Hz. Fatıma’nın rivayet ettiği hadiste Peygamberimiz “Erkeklerinizin en iyileri eşlerine daha çok ihsanda bulunan ve onlara daha çok şefkatli olan kimselerdir.” buyurmuşlardı. Erkek eşine her şeyden önce insan olarak değer verecek, ona karşı ihsanda bulunacak ve şefkatli davranacaktı. Allah’ın Peygamberi öldükten sonra bile eşini o kadar hayırla yad edecek, eşinin yakınlarına ihsanda bulunacak ki bize işte vefa budur dedirtecekti.

Kız evlat olarak ise Peygamberimiz kendi kızı Hz. Fatıma’ya o kadar değer veriyor ki, tarihte bunun bir benzeri daha yok. Kızına olan sevgiyi de düşmanlığı da kendine olan sevgi ile de düşmanlık ile de özdeşleştiriyor.

Peygamberimiz. “Fatıma’yı seven beni sever, Fatıma’ya düşman olan bana düşman olur” buyuruyor, kendi soyunun kızından devam ettiğini söylüyor yüce resul. Tarihte peygamberimizden başka soyunun kızından devam edeceğini söyleyen, ikinci bir kimseyi ben tanımıyorum. İnsanın kızı da oğlu da genlerini taşır. Dolayısı ile kızından olan torunlarda, erkek evlattan olan torunlarda genlerinin özelliklerinden bir kısmını taşır. Sonuçta kız evladın çocuğu da erkek evladın çocuğu da bir başkasının genlerini de taşımaktadır. Dolayısı ile soyum devam etsin düşüncesi ile ille de erkek evlat istemek çok anlamlı gözükmemektedir. Fatıma babasının soyunu devam ettiren bir kadındır.  Biraz da bunun için İslam’da kadının adı Fatıma’dır.

Kız çocuklarını uğursuzluk gören topluma Peygamberimiz “Üç kız evladını güzel bir şekilde yetiştiren cennete gider buyuruyor.” Soruyorlar: “İki kız olmaz mı ey Allah’ın resulü?” diyorlar. Peygamberimiz: “iki kız evladı da güzel bir şekilde yetiştiren cennete gider.”[1] buyuruyor. 

Yine kız evlat konusunda Peygamberimiz "Ey ashabım ve ümmetim, atıyye ve hibede çocuklar arasında eşitliğe riayet ediniz. Ben, evlâttan birisini üstün görecek olsaydım kızları üstün görür ve tercih ederdim."  Buyuruyor.

Bu hadisler Peygamberimizin kız evlat konusunda pozitif bir ayrımcılık yaptığının açık bir göstergesidir. Bu ayrım yıllardır kız evladı uğursuzluk gören cahili toplum için gerçekten de gerekiyordu. Zira o toplum kız çocuklarını uğursuz gördüğü için diri diri toprağa gömen bir toplumdu.  Toplumdaki bu cahili anlayışı yıkmak için bu pozitif ayrımcılık da gerekiyordu. Peygamberimiz Hz. Fatıma’ya gösterdiği ilgi ve alaka ile bu sözlerini yaşanan hayata dönüştürmüştü. Elbette yüce resulün Fatıma’ya gösterdiği ilginin, Fatıma ile ilgili sözlerinin Fatıma’nın sahip olduğu ilahi özelliklerle de ilgili bir boyutu vardı. Fatıma’ya verilen değer bir anlamda kadına verilen değerdi. Anneye verilen artı değer, kız çocuklarına verilen artı değer, kadına verilen artı bir değer olarak kadın konusundaki cahili anlayışları yıkmaya ve değiştirmeye dönüktü.

Ne yazık ki Resulullah döneminde yıkılan bu cahili anlayış Peygamberin vefatından sonra fazla zaman geçmeden yeniden hortlamış ve kadını erkeğin hizmetkârı gören bir anlayış uydurma hadislerle dini bir kimlik de kazanarak Müslümanlar arasında yaygınlık kazanmıştı.

Kadına değer vermemek bana göre bir anlamda insanın annesine, eşine, kızına değer vermemesidir. Kadına değer vermemek bir anlamda Fatıma’ya değer vermemektir. Kadın ve erkek aynı özden yaratılan insan unsurunun iki parçasıdır. 

 “Ey insanlar! Sizi tek bir özden iki eş var ederek yaratan, sonra ikisinden birçok erkekler ve kadınlar meydana getiren Rabbinize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Adını dilinizden düşürmediğiniz “Allah’a” kullukta saygılı olun, aile bağlarını gözetin. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir. (4/Nisa: 1)

Nisa yani kadın suresinin bu ilk ayeti kadın ve erkeğin aynı özden ve birlikte yaratıldıklarını ifade ederek başlıyor, erkek ve kadına insan olarak sorumlu olduklarını hatırlatıyor. Ve insan olarak, birbirlerine üstünlüklerinin olmadığını yani eşit olduklarını ilan ediyor. Nisa suresindeki diğer ayetlerde o günün koşullarında kadının durumunu daha da iyileştiren ayetlerdir. Kur’an öncelikle çok evliliğe bir sınırlandırma getirmiş ve Müslümanlara tek evliliği tavsiye etmiştir. (4/Nisa: 3) Belkide tarihte ilk kez mirastan kadına pay vererek kadının ekonomik özgürlüğünü ilan etmiştir. (4/Nisa: 7)

Kadının ekonomik özgürlüğünü Sahihi Müslim’de zikredilen şu rivayet çok açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor. Hz. Zeynep anlatıyor, Allah Resulü (a.s.): "Ey kadınlar topluluğu, kendi ziynet eşyalarınızdan da olsa sadaka veriniz." buyurdu. Bunun üzerine ben eşim Abdullah'ın yanına dönüp: Sen fakir bir kişisin Resulullah ise bize sadaka vermemizi emir buyurdu. Sen Peygamber'e git ve ondan şunu sor: “Kocama ve yakınlarıma infak etmem benden sadaka yerine geçer ve kâfi gelir mi? Yoksa sadakalarımı sizden başkalarına mı vereyim?” dedim. Abdullah bana, Resulullah’a sen git ve bunu sor, dedi. Bunun üzerine ben gittim. Resulullah'ın kapısında Ensar'dan bir kadını (bekler) gördüm. Onun meselesi de benimki gibiydi. Resulullah’ın kapısına geldik girmek için beklerken yanımıza Bilâl geldi, biz ona: Resulullah'a git ve ona haber ver ki: Kapıda iki kadın var sizden; kocalarına ve himayelerinde bulunan yetimlere sadaka verip infak etmeleri, kendilerinden sadaka yerine geçer mi? diye soruyorlar de. Bilâl, Resulullah’ın yanına girip bu hususu ondan sordu. Resulullah Bilâl'e: "Kim onlar?" dedi. Bilâl de: "Ensar'dan bir kadın ile Zeynep" dedi. Resulullah: "Zeyneplerin hangisidir?" diye sordu. Bilâl: "Abdullah'ın hanımıdır." dedi. Bunun üzerine Resulullah (a.s) ona: "Evet, bunlardan her birinin sadakası için iki sevap vardır: Biri akrabalık (sılayı rahim) ecri, öbürü de sadaka sevabı" buyurmuştur.

Bu rivayetten açık bir şekilde anlaşılacağı gibi kadın, kendi malı üzerinde tam bir ekonomik özgürlüğe sahiptir. Onu istediği gibi kullanabilir. Eşinin kocasının buna hiçbir müdahalesi olamaz. Ta ki kadın kendi rızası ile eşine tasarruf hakkı verebilir. Zikrettiğimiz rivayette olduğu gibi fakir olan eşine kendi malından sadaka niyeti ile bile verebilir.  İslam ailenin ekonomik sorumluluğunu erkeğe verdiği için bir anlamda erkeği aile reisi olarak kabul etmiştir. Kadına mirasta erkeğin yarısının verilmesinin bir nedeni de erkeğe yüklenen bu ekonomik sorumluluktur. Erkek hukuken kadının ve ailenin ihtiyaçlarını karşılamakla sorumludur. Kadının böyle bir sorumluluğu olmadığı için eşine verdiği sadaka yerine geçebilmektedir.

İslam’da kadının ekonomik özgürlüğünün en somut göstergelerinden biride Hz. Fatıma’nın Fedek mücadelesidir. Hz. Fatıma Fedek hurmalıklarını elinden alan Halifenin karşısına çıkmış, kendi malına sahip çıkmak için her türlü fıkhi ve siyasi mücadeleyi vermişti.  İmam Ali, Fedek için çok ön plana çıkmazken, Fedek, Fatıma’nın hakkı ise mücadelesini vermekte Fatıma’ya düşer tavrı içerisinde idi. Fedek mücadelesi bir anlamda kadının ekonomik özgürlük ve haksızlığa karşı çıkma mücadelesi olarak tarihteki yerini almıştı.

“Allah’ın bir kısmına diğerlerinden fazla lütufta bulunması ve mallarından harcamaları dolayısı ile erkekler kadınlar üzerinde koruyup- gözeticidirler. Erdemli kadınlar Allah’ın korumasını buyurduğu mahremiyetlerini, koruyan sadık ve itaatkâr kadınlardır. Hanımlarınızın size tepeden bakarak adam yerine koymadıklarını görürseniz onları uyarın vazgeçmezlerse yatakta onları yalınız bırakın yine vazgeçmekte direnirlerse bu kez onları dövün/ayrılın. Şayet itaat ederlerse bundan böyle onlar aleyhine olacak bir davranışta bulunmayın. Unutmayın ki Allah çok yücedir çok büyüktür.” (4/Nisa: 34)

Kadın konusunda çokça tartışılan ama çok da doğru anlaşılmayan ayetlerden biri de Nisa suresinin bu otuz dördüncü ayetidir. Kimilerinin bu ayeti yanlış anlayarak kocasının bir çocuk gibi kadını terbiye edecek konumda değerlendirdikleri bir ayet. Erkek ve kadın her şeyden önce insan olarak birbirine değer vermek zorundadır. Aile yapısı içerisinde erkeklerin kadınlar üzerinde koruyup gözetici kılınması, erkeklerin ekonomik ve sosyal sorumluluklarından dolayıdır. Eşler birbirlerine saygı ve sevgi içerisinde bir davranış ortaya koyacaklardır. Hz. Fatıma ile İmam Ali arasındaki ilişki bizim için ciddi bir örneklik oluşturmaktadır. Söz konusu ayette aile içi geçimsizliklerde eşlerin birbirlerine karşı davranışlarını dikkate almakta ve onlara çeşitli tavsiyelerde bulunmaktadır. Öncelikli olarak eşler arasında sağlıklı bir iletişim ve konuşma tavsiye edilmektedir. Daha sonra eşler problemlerini konuşarak halledemedikleri takdirde bir müddet birbirlerinden ayrılmaları tavsiye edilmektedir. Peygamberimizin uygulaması da bu yönde olmuştur.

Yine ayette geçen “darp” sözlükte “vurmak, dövmek” anlamlarına gelmekle birlikte birçok farklı anlamlara da gelmektedir.[2] “Kadınları dövün” ayeti olarak bilinen bu ayet, çok evlilikle ilgili ayetin, çok evlilikleri çoğaltmayı değil, giderek azaltmayı amaçlaması gibi, kadını dövme olaylarının yaygın olduğu bir toplumda bunun giderek azaltılması ve nihayetinde tümden terk edilmesini hedeflemektedir. Ayette geçen “darp” kelimesini vurmak anlamında değerlendirirsek bu kadınların kocalarını aşağılayıcı tavır takınıp, kocalarına yukardan bakıp, kaba tabirle adam yerine koymadıkları özel şartlarda sembolik olarak başvurulabilecek bir durumdur.

Peygamberimiz kendisi eşlerini hiçbir zaman dövmediği gibi eşine vuran birine aynı şiddette eşinin de vurmasını sağlamıştır. Taberi’nin rivayetine göre bu ayetin iniş nedeni de sayılan bu olayda ilginç olan Peygamberimizin kocasından yediği bir tokada karşılık, bir kadına, kocasına tokat atma hükmünü vermiş olmasıdır. Peygamberimiz:  “Allah’ın hizmetkârlarını hiçbir zaman dövmeyin.”[3] diyerek kadını dövmeyi yasaklamıştır. Peygamberimiz, eşleri geçimsizlik çıkardığında onları dövmeyi hiçbir zaman düşünmemiş; ama Kuran’ın tavsiyesi ile gerektiğinde ayrılmayı teklif etmiştir.

Kuran’daki kadın ile ilgili ayetleri, kadın suretinde yaşayan Kur’an olan Hz. Fatıma’nın örnekliğini dikkate alarak değerlendirmemiz gerekiyor. Hz. Fatıma’nın varlığı kadın konusunda birbiri ile çelişen hadislerin hangilerinin daha sahih olduğu konusunda da bize yardımcı olacaktır. Böylelikle uydurma hadislerle kadın konusunu değerlendirmekten kurtulmuş olacağız.

Bu yazı "Yaşayan Kuran Hz. Fatıma" kitabından alıntıdır....


[1] Ebu Davut

[2] Hayat kitabı kuran M. İslamoğlu

[3]İbniMace, Nesai

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Statü ve çıkar mücadeleleri yeni bir putperestliğe dönüşüyor.
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Statü ve çıkar mücadeleleri yeni bir putperestliğe dönüşüyor.
Ali Bulaç Yazdı: Kelam-ı Muhammed: Dil, toplum, kültür
Ali Bulaç Yazdı: Kelam-ı Muhammed: Dil, toplum, kültür