Ramazan Deveci yazdı: Örnek İslam Kadını Fatıma

Ramazan Deveci yazdı: Örnek İslam Kadını Fatıma

Ehlibeyt kaynaklarına göre 03 Cemaziyelevvel Hz. Fatıma'nın ölüm tarihi...Selam olsun rahmet olsun Hz. Fatıma'ya ve evlatlarına...

Ramazan Deveci yazdı: Örnek İslam Kadını Fatıma
Ramazan Deveci yazdı: Örnek İslam Kadını Fatıma

Rabbimiz peygamberimiz için “Onda sizler için güzel örnekler vardır”(33/ Ahzab:21) buyurur. Bu güzel örnekliğin kadın boyutu Hz. Fatıma’da şekillenir.

O öyle bir örnekliktir ki; bir kadın yaşamında bulunan tüm evrelerde onu örnek alabilir. Çocukluk ve genç kızlık dönemlerinden başlayarak, bekârlıktan evliliğe, her evrede Fatıma örnekliğine başvurmak mümkündür. Kız olarak, eş olarak ve anne olarak her Müslüman kadın Fatıma’yı kendine örnek seçmelidir.

Hz Fatıma, Cebrail’in uğrak yeri olan evde doğdu ve onun getirdiği öğretileri ilk ağızdan aldı. Bu öğretileri eksiksizce hayatına yansıtan bu yüce kadın, bütün zamanlarda ve mekânlarda kadınlarının uyması gereken en güzel örnektir.

Mustafa İslamoğlu hoca: ‘‘Kur’an’ı insanlaştırın Muhammed olur, Muhammed’i kitaplaştırın Kur’an olur’’ der. Bu sözün devamında şöyle demek gerekir diye düşünüyorum. Kur’an’ı kadın suretinde insanlaştırdığınız zaman işte o, Fatıma olur. Hz. Fatıma sadece kadınlar için değil, insanlık namına sahip olduğu büyük erdemlerle, erkeklerin de kılavuz seçeceği bir örnekliktir.

Günümüz kadınlarının değerleri bu eksen üzerine şekillenmelidir, bu yüce kadının öğretilerinden esinlenerek ve kusursuz kişiliğinin yansıttığı mükemmel hayat tarzını örnek alarak kendi hayatımıza çekidüzen vermeliyiz. Onun yaşamını kendi hayatımızda, yaşama dönüştürmedikten sonra Fatıma’yı sevmenin bir anlamı yoktur. Onu sevmek yaşamımızda örnek almakla anlam kazanır.

Müslüman olduktan sonra "Amine" adını seçen Arjantinli bayan Patrisa Çali, Hz. Fatıma hakkında şunları söylüyor:  "Hz. Fatıma’nın yaşamını incelediğimde insanlığın bir parçası olarak kadın olmanın değeri ve konumunu apayrı bir şekilde algıladım ve günümüz dünyasında kadın-erkek çekişmesinin ne denli anlamsız olduğunu fark ettim. Hz. Fatıma’nın özellikleri, İslam dininin kadınlar için gereken dinamik ve canlı bir ortamı hazırladığını ispatlıyor.”  İşte yeni Müslüman olmuş da olsa Fatıma’yı tanıyan bir kadının İslam dinin kadına bakışını Fatıma’nın hayatında somut bir şekilde görmesinin bir ifadesi.

İnsanlık tarihi kadın sorununu en üst seviyede Hz. Fatıma’nın doğduğu dönemde yaşadı. Fatıma’nın hayatı İslam’ın kadın sorununa getirdiği somut çözümün yaşama dönüşmüş hali idi. İslam bir anlamda kadına kimlik ve kişilik kazandırırken, kadın erkek çekişmesi anlayışı ile değil, insan olarak kadının erkeğe eşit olduğunu Fatıma ile dünyaya ilan ediyordu.

Fatıma İslam dininde kadınının yaşamının en parlak noktasıdır. O; yaşamında bireysel, ailevî ve sosyal yaşamı bütünleştirmiş çalışkan, fedakâr ve mücadeleci bir kadın olarak simge haline gelmiştir.  O, cahiliye dönemi kadınlarının zillet ve karanlık dolu yaşamına son veren İslam dininin örnek kadınıdır.

Hz. Fatıma bir yandan sadece ve sadece yüce Allah’a kulluk yaparken, öbür yandan vahiy evinin parlayan nuru olmuştur. Fatıma tıpkı babası gibi vahyin hayata dönüşmüş, ete kemiğe bürünmüş halidir. O Mekke’nin mücadele döneminde babasının en büyük yardımcısı. Bir kız, babası ile nasıl özdeşleşir, bir kadın hem de yaşadığı toplumda hor görülen aşağılanan bir kadın nasıl mücadelenin içinde olur ve zulme cahiliyeye karşı onurluca mücadele eder tüm bunların somut göstergesidir Fatıma.

Hz. Fatıma kadınlar için insanlık tarihi boyunca yaşamış en mükemmel örnektir.  Hz. Fatıma  Kuran’ın emirlerini yaşamının her alanında en iyi şekilde uyguladı.

Peygamber efendimizin tabirine göre Hz. Fatıma haktan başka düşünmedi ve ondan başkasını da yapmadı. O tüm hayatında hep fedakârca Rabbinin rızasına uygun şekilde yaşadı.

Hz. Fatıma’yı tanımayanlar Müslüman kadını eksik tanımış olurlar. Çünkü Müslüman kadın kimdir sorusunun tam cevabı Hz. Fatıma’dır.

Hurinur Dursunoğlu’nun ifadesi ile “Hz. Fatıma’yı örnek alan Müslüman kadınlar tarihin çehresini değiştirebilirler. Veya tarihin çehresini değiştirmek için Müslüman kadınlar Hz. Fatıma’yı örnek almak zorundalar.”

Günümüzde İslam dinini kabul edenler kadının gerçek kimliğini Hz. Fatıma’nın şahsiyetinde aramalılar, büyük bir aşk ve inançla onu örnek almalılar. Hz. Fatıma’nın şahsiyeti İslam dininde kadın erkek eşitliğinin yüzeysel bir konu olmadığını, esas meselesinin kadın ve erkeklerin eşit haklarının korunması olduğunu ispatlıyor.  

Hz. Fatıma’nın varlığı, yaşamı kadın sorununa somut bir cevaptır.  Hz. Fatıma neredeyse hiçbir toplumsal değere sahip olmayan bir ortamda gözlerini dünyaya açtı. İnsanî değerlerden yoksun, birtakım hurafe ve yanlış bilgiler üzere kurulu bir sosyal hayat süren dönemin Arapları, ancak birbirlerini öldürerek hayatta kalabiliyorlardı. Yeni doğan kız çocuklarını canlı canlı gömen bu topluluk, birçok insani değerden de uzak yaşıyordu. Böyle bir ortamda Hz. Fatıma babasından aldığı erdemler ışığında yanlışları bertaraf eden bir sembol olarak karşımıza çıktı. Ve kadınlara onurlu bir yaşamın örneğini sundu.

Hz. Fatıma küçük bir evde büyüyen, ancak tarihin büyüklüğü kadar tarihte iz bırakan, cennet gençlerinin efendisi olan çocukların annesidir. Hz. Fatıma tüm insanlar gibi bu dünyada yaşadı, ancak hiçbir zaman bu dünyadan korkmadı ve ona gönül bağlamadı. Hz. Fatıma’nın gözden kaçmayan dünyaya karşı isteksizliği, dünya güzelliklerine gösterdiği itibarsızlık ve dünyaya, dünya malına değer vermeme belki de günümüz kadınlarının en çok ihtiyaç duyduğu şeydir.

Hz. Fatıma dünya ve maneviyat arasında denge sağlamanın mümkün olduğunu ispatladı. Hz. Fatıma herkes gibi bu dünyada yaşadı ve tüm güzelliklerinden yararlandı, ancak dünya gönlünde hiçbir zaman yer edinmedi ve onun gönlü hep Allah sevgisi ile dolu olarak yaşadı. O dünya malına hiçbir zaman gereğinden fazla değer vermedi. Özellikle tüketim hastalığına tutulmuş, dünyanın gösterişine kendini kaptırmış kadınlarımız ve erkeklerimiz, Fatıma’nın bu dünyaya değer vermeyen tavırlarını çok iyi düşünmeli ve hayata bakışını yeniden değerlendirmeli.

O, dünya malına hiçbir zaman değer vermedi. Öyle ki kendi ihtiyacı varken, sahip olduklarını başkalarına vermekten geri durmadı.

“Allah’a kullukta bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar” (3/Al-i İmran: 136)

 İmam Ali ile Hz. Fâtıma'nın nafile oruç tuttukları bir akşam vakti kapılarına bir fakir gelir. "Allah için" diyerek bir şeyler ister. Onlar da kendileri için hazırladıkları iftarlıkları olduğu gibi fakire verdiler. Peş peşe üç gün aynı vakitte akşam ezanı okunacağı zaman değişik kılık ve kıyafette birinci gün yoksul, ikinci gün yetim üçüncü gün köle birileri kapılarına gelir: "Allah için" diyerek istekte bulunur. İmam Ali ile Hz. Fatıma birlikte hazırladıkları iftarlıkları olduğu gibi bu yabancı garip kimseye verirler. Kendileri üç gün bir şey yemeden peş peşe su ile oruç tutarlar. Onların bu güzel hali, gönüllerindeki engin infak bilinci ve fedakârlık duygusu Rabbimizin hoşuna gider ve bu olay üzerine şu ayetler nazil olur: “Erdemli kimseler öyle kimselerdir ki onlar sözlerini yerine getirirler ve dehşeti her yanı saracak olan bir günden korkarlar. Kendi hoşlandıkları yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. Ve onlara biz sizi sadece Allah rızası için doyururuz. Sizden herhangi bir karşılık da teşekkür de beklemeyiz. Çünkü biz sıkıntılı ve dehşet dolu bir günde rabbimize vereceğimiz hesaptan korkarız derler.” (76/İnsan: 7-10)[1]

Hz. Fatıma tüm yaşamı boyunca her daim istinasız olarak, ahireti dünyaya tercih etmiştir. Geçici dünya hayatını ve dünyanın değerlerini hiçbir zaman gereğinden fazla önemsememiştir. Onun bu tavrını tarihte çokça tartışılan, Hz. Ebubekir ile girdiği Fedek tartışmasında da görürüz. Fedek Medine’de peygamberimize ait olan bir hurmalıktır. Peygamberimiz yaşadığı dönemde Fedek hurmalığından Hz. Fatıma’ya hep bir pay vermiştir. Peygamberimizin vefatında sevgisinin büyüklüğünü acısına yansıtan ve ölüm anı gelip sevgili babasına kavuşacağını hissedene kadar bir daha gülmeyen Hz. Fatıma, hilafetin İmam Ali’nin hakkı olduğunu düşündüğü için Hz. Ebubekir’e biat etmedi. Hz. Ebubekir peygamberlerin mirasçısı olmayacağı düşüncesi ile Fedek hurmalıklarını Hz. Fatıma’ya vermeye yanaşmadı. Dünya malına değer vermeyen Hz. Fatıma Fedek için bir kez Hz. Ebubekir’e gitti ve itirazını şu beliğ hutbe ile dile getirdi.

“Lütfettiği nimetler için Allah’a hamd, ilham ettikleri için şükürler, takdim ettikleri için övgüler söyleriz. Bütün nimetleri için ki önümüze serdi, bütün lütufları için ki bize ulaştırdı, bütün ihsanları ki peş peşe geldi. Onun nimetleri sayılamayacak kadar çok, karşılığı verilemeyecek kadar fazla, idrak edilemeyecek kadar sonsuz…”

“Sizler ey Allah’ın kulları, sizler Allah’ın emir ve yasakları üzerine bekçileri, dinin ve vahyin taşıyıcılarısınız. Sizler kendi benlikleri üzerine Allah’ın emirlerisiniz. Sizler diğer milletlere de hakikat tebliğcilerisiniz. Ve sizler Allah’ın aranızdaki hakkının, ahdinin ve emanetinin de koruyucularısınız.”

“Ey insanlar bilin ki ben Fatıma’yım, babamda Muhammed Mustafa’dır.”

“Sözün ilkini ve sonunu söylerim. Konuşmamda lüzumludur. Davranışımda münasebetsiz bir şey yoktur. Şimdi siz kalkıp benim kendi babama varis olamayacağımı söyleyebilir misiniz? Cahiliye ahlakıyla mı hükmediyorsunuz. Yoksa durumu bilmiyor musunuz? Hayır biliyorsunuz. Şu parıldayan güneş kadar açık biliyorsunuz ki ben; Muhammed’in kızıyım.”

“Ey Ebukuhafe’nin oğlu (Ebubekir) Allah’ın kitabında senin için babasına varis olur yazılı iken benim için varis olmaz mı yazılı? Yoksa Kuran’ın hükümleri benim için geçerli değil mi. Benimle babam arasında veraset ve akrabalık işlemiyor mu? Mirasla ilgili ayetler size mi özgü. Babam o hükümlerin dışında mı kalıyor. Yoksa iki millet varda ben ve babam bunların ikincisinden miyiz?”

“Ve siz Ensar, Allah’ın resulü babam ‘kişinin varlığı evladında korunur’ demez miydi? Ne kadar da çabuk unuttunuz. Ne kadar acele olarak yeni şeyler icat ettiniz.”

“Ey insanlar! Yaptıklarınız, Allah’ın gözü önünde oluyor. Ve ben size acıklı bir azabı haber vermiş olan bir nebinin kızıyım. Yapın yapacağınızı ve bizler de yapalım yapacaklarımızı ve bekleyin sonucu ve bekleyelim bizler de”. [2]

Böyle dedi Fatıma ve babasının yürüyüşüne benzeyen yürüyüşü ile terk etti orayı. O dünya malı derdinde değildi. Zaten yaşadığı hayatla bunu göstermişti. O yapılan bir haksızlığa onurluca karşı çıkıyordu. Karşı çıkarken de muhatabına hakaret etmiyordu. Doğruları hatırlatıyordu. Müslümanların biat ettiği halifeye karşı doğru bildiği mücadeleyi veriyordu. Müslüman kadınlara haksızlığı kim yaparsa yapsın ona karşı makul ölçülerde mücadele edilmesi gerektiğini öğretiyordu.

O zorlu Mekke yıllarında hep babasının yanında yer alarak, Mekke müşriklerine korkmadan karşı durarak da öğretmişti kadınca nasıl mücadele edileceğini.

Yine o Uhut Savaşı’nda babasının ve eşinin yanı başında bir sağlık görevlisi, bir savaş gazisi olarak da öğretmişti mücadeleyi. Onun tavrı muhataplarına göre farklılık gösteriyordu. O tavrın ve sözün coğrafyasını çok iyi biliyordu. Onu örnek almak isteyenlerin bu inceliğe dikkat etmesi gerekir.

Hz. Fatıma engin bir ilmi derinliğe sahipti. O eğitimini vahiy evinde vahyi birinci elden dinleyerek almıştı.

Hz. Fâtıma sevgili babasının sohbetlerinden çok istifade etmişti. Allah resulünün terbiyesinde yetiştiği için onun feyziyle gönlünü doldurmuş, ilim, edep, hayâ gibi üstün ahlaki meziyetlerle kendini yetiştirmişti. Geniş bir ilmi birikime sahipti. Bu ilmini Müslüman kadınlarla paylaşır, onları eğitmek için onlara sohbetler eder Kuran’ı anlatırdı. 

Hz. Fatıma öyle bir ilmi derinliğe sahipti ki Resulün ifadesi ile ilim şehrinin kapısı olan İmam Ali bir konuda takıldığı zaman gelir eşi Hz. Fatıma’ya sorardı.    Bir gün peygamberimiz İmam Ali'ye: "Ya Ali, Allah Teâlâ'yı sever misin?" diye sordu. O da: "Evet! Ya Resulullah severim." dedi. Efendimiz: "Onun Resulünü de sever misin?" dedi. İmam Ali heyecanlanarak: "Evet ya Resulullah!" dedi. Efendimiz tekrar: "Kızım Fâtıma'yı da sever misin?" diye sordu. İmam Ali hiç tereddüt etmeden, "Evet" dedi Efendimiz: "Hasan ve Hüseyin'i sever misin?" dedi. O da: "Evet ya Resulullah severim." diye cevap verdi. Peygamberimiz "Ya Ali, gönül bir tane, sevgi ise dört. Bir kalbe bu kadar sevgi nasıl sığıyor?” Buyurdu. Hz Ali bu suale bir türlü cevap veremedi. Düşünceli bir vaziyette evine döndü.

Onu düşünceli ve durgun görünce Hz. Fâtıma üzüldü. Ne olduğunu ve onun zihninden geçirdiklerini öğrenebilmek için şefkatle: "Ya Ali sizi durgun görüyorum. Üzücü bir şey mi oldu diye söze girdi ve eğer bu dünya ile ilgili ise kederlenmeye değmez. Ahiret ile ilgili bir husus ise nedir sizi üzen şey?" dedi. Muhterem eşinin sorusunu cevapsız bırakmak istemeyen İmam Ali, başından geçen olayı anlattı ve Efendimizin sorduğu soruya cevap veremediğini söyledi. Hz. Fatıma soruyu öğrenince gülümsedi ve "Ya Ali! Babamın yanına var ve bu suali şöyle cevaplandır." diyerek açıklamalarda bulundu. İmam Ali bu izahtan memnun oldu. Gönlüne hoş geldi ve Efendimizin huzuruna koştu: "Ya Resulullah! Sağ, sol, ön, arka diye insanın yönleri vardır. Kalbin de böyle. Ben Allah'ı aklım ve imanımla, sizi ruhum ve imanımla, Fâtıma'yı, insani nefsim ile Hasan ve Hüseyin’i de babalığın tabii icabı ile seviyorum." dedi. İki Cihan Güneşi Efendimiz bu cevaba tebessüm etti ve: "Ya Ali! Bu sözler ancak Peygamber ağacının dalından alınmış meyvelerdir." buyurdu.[3]

Yine bir gün Peygamberimiz İmam Ali’nin ve ashabından bazılarının bulunduğu bir toplulukta: “Kadın için en üstün sıfat nedir bilir misiniz?” diye sormuştu. İmam Ali de dâhil kimse cevap verememişti. İmam Ali eve gelip Peygamberimizin sorduğu bu soruyu Hz. Fatıma’ya sormuş Fatıma şöyle cevaplamıştı. “Bir kadın için en üstün sıfat onun hiçbir namahrem erkeğe görünmemesi, namahrem erkeğinde onu görmemesidir.” İmam Ali Peygamberimize bu cevabı verdiğinde, Peygamberimiz bunun Fatıma’nın cevabı olduğunu bilerek gülmüştü.

Ehli beyt mektebi kaynaklarında geçen bu rivayet biraz problemli gibi gözüküyor. Eğer bu sözden kast edilen kadınların hiçbir şekilde erkeklere görünmemesi ise bu durum Hz. Fatıma’nın yaptıkları ile uyuşmaz. O tesettürü ile sürekli toplumun içindedir. Erkeklerinde bulunduğu cemaate hutbeler okur, ümmetin halifesi ile tartışmaya girer ona karşı doğru bildiğini savunurdu. Kaldı ki Kur’an kadınlara tesettürü namahrem erkeklere karşı emretmiştir. Eğer kadınlar namahrem erkeklere hiç gözükmeyeceklerse o zaman tesettüre ihtiyaçları olmayacaktır.  Bu durumda bu rivayet ya uydurmadır, ya da bu rivayette kastedilen kadının tesettürsüz bir şekilde namahrem bir erkeğe hiçbir şart içerisinde görünmemesidir.

Vahiy evinde resulün terbiyesi ile yetişen Fatıma sanki sürekli ihramda bulunuyormuş gibi kimi helallerden bile sakınarak yaşıyordu.

Hz. Fatıma’yı Peygamberimiz sürekli olarak zühde ve takvaya yönlendiriyordu. Peygamberimiz bir gün seferden döndüğü zaman âdeti üzere evine gitmeden yine önce Fatıma’yı ziyaret etmişti. Peygamberimiz kapıya kadar geldi ve içeri girmeden geri döndü. Hz. Fatıma buna çok üzüldü. İmam Ali eve geldiğinde hanımını üzüntülü gördü. Sebebini sordu. O da: "Ya Ali Resulullah geldi kapıdan içeri girmeden geri döndü, gitti." dedi. Buna İmam Ali de çok üzüldü. Derhal sebebini öğrenmek üzere Peygamberimize koştu, Fatıma'nın üzüntüsünü söyledi. Eve niçin girmediğini sordu. İki Cihan Güneşi Efendimiz birazcık sitemle: "Benim dünya ile ne işim var? Benim işlemeli perde ile ne işim var?" buyurdu. İmam Ali meseleyi anladı ve hemen ailesine döndü ve Efendimizin hoşnutsuzluğunu haber verdi. Bunun üzerine Hz. Fatıma  "O perdeyi ne yapmamı emrediyor" dedi. Yine peygamberimizin huzuruna varan İmam Ali'ye Peygamberimiz "Fâtıma'ya söyle; o perdeyi filan oğullarına göndersin." buyurdu. Bunun üzerine o perde yerinden indirilip ihtiyaç sahiplerine gönderildi. Peygamberimizin istemediği bir şeyi onlar hiç istemezlerdi. Allah Resulünü, babacığını, memnun etmek onların en büyük arzusuydu. Bunun için sevgide kusur etmemeye son derece dikkat ederlerdi. Efendimiz de damadı ve kızını çok severdi, fırsat buldukça onları ziyaret ederdi. İşlemeli bir perde kullanmak elbette haram değildi. Ama Peygamberimiz Fatıma’yı terbiye ederken onu kimi helallerden de sakındırıyor, Fatıma’nın gönlünde dünyaya meyil olsun istemiyordu.

Bir başka olayda Peygamberimiz Hz. Fatıma’daki ziynet eşyalarına tavır almıştı. Bunlar ümmetin kadınlarına helal olan ama yüce resulün Fatıma’ya yakıştıramadığı şeylerdi. Oda hiç itiraz etmeden babasının işaretlerinden gerekli dersi alıyor zühde ve takvaya yönelerek, Müslüman kadınlar için ideal bir örnek oluyordu. Dünyanın geçici süslerine arkasını dönmüştü. Dünya hayatının aldatıcı güzelliklerine eğilim göstermiyordu ve dünyaya meyletmenin ne büyük felâketlere yol açtığını çok iyi biliyordu. Dünya hayatının zorluklarına sabrederken, dilinden Rabbinin zikrini eksik etmeden sorumluluğunu yerine getirme hususunda muazzam bir sabır örneği sergiliyordu.

Fatıma, yüksek bir ahlakı, onurlu bir karakteri ile Müslüman kadın olmanın ufuk noktası olmuştu. O, hoşgörü, sükûnet, geniş ufuklu vakarıyla, öz güven ve yumuşaklığıyla, fedakârlığı, ağırlığı ve temkinliliğiyle, sağlam karakteri ve iffetiyle, onurunu korumasıyla bir ahlâk abidesiydi. Gıybet etmez, kimseyi arkadan çekiştirmezdi. Kimseyi küçümsemez kaş göz işareti yapmazdı. Başkalarının sırrını saklar, verdiği sözü tutardı. İstişarede doğruyu söyler, onların gerçek hayrını isterdi, başkalarının mazeretlerini kabul ederdi. Yanlışlıkları hoş görürdü. Onda kibrin zerresi bulunmaz, kimseye yüksekten bakmazdı. O tam bir ahlak abidesi idi. Değil mi ki babası güzel ahlakı tamamlamak için gönderilmişti. Oda bir kadın olarak güzel ahlakı tamamlayacak ondan İslam ahlakına ters bir şey zuhur etmeyecekti. Kimse Fatıma’nın söz verdiği halde sözünde durmadığına şahit olmayacaktı, yada yalan söylediğini görmeyeceklerdi. O babası gibi özü sözü dosdoğru olan biri idi.

Fedakârlığı o kadar üst seviyede idi ki kendisinden daha fazla başka Müslümanları düşünürdü. Kendi ihtiyacı varken infakta bulunduğu gibi, kendisinden önce komşularına dua ederdi.

 Hz. Fatıma Cuma gününün son saatlerini duaya ayırırdı ve Müslümanlar için dua ederdi. Ramazan’ın son on gecesinde hiç uyumaz dua ve ibadetle meşgul olurdu. Ev halkını da gece ibadet yapmaya teşvik ederdi.

Dilinden haktan başka bir söz dökülmezdi, sadece doğruyu konuşurdu. Kimsenin kötülüğünden söz etmezdi. İnsanlara hep hüsnü zanla yaklaşır, gönül kırmamaya özen gösterirdi.

Ahlakî yozlaşmanın her geçen gün daha da arttığını görüyoruz. Bir taraftan toplumun dindarlaştığı konuşulurken, diğer taraftan ahlakî yozlaşma artıyorsa bir yanlışlık var demektir. Ya dindarlık yanlış anlaşılıyor, doğru İslam öğrenilmiyor yada toplum sanıldığı gibi dindarlaşmıyor demektir.

İslam güzel ahlaktır. Doğruluktur, dürüstlüktür, güvenilirliktir, emin insanların artmasıdır. İslam’ın örnek insanları güzel ahlakları ile örnektir.  Bediüzzaman, "İslâmiyet, insaniyet-i kübradır." der. Bir insanın İslâm'dan nasibi ölçüsünde insanlıktan nasibi vardır. Buda insanlığın ortak değeri ahlaki değerlerdir. Ahlaki değerlerden nasibi olmayanın İslam’dan da nasibi yoktur. İman ile ilgili ayetlerde imandan sonra mutlaka ‘salih amel’ gelir. Salih amel bir anlamda güzel ahlaktır.

 Peygamber Efendimiz bu gerçeği, "Ben, güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim." şeklinde ifade eder. Peygamberimizi örnek almak, Hz. Fatıma’yı örnek almak gerçek anlamda onların ahlakı ile ahlaklanmakla mümkün olur. Yoksa şekilsel olarak onlara benzemeye çalışmak onları örnek almak demek değildir. Şekilsel olarak benzemeye çalışmanın da mutlaka bir anlamı vardır ama esas olan ahlaken benzemektir.

 Hz. Fatıma’yı günümüze taşıyarak onun ahlakı ile ahlaklanarak onu gerçek anlamda örnek alabiliriz. Yapılması gerekende budur.

 Hz. Fatıma yirmi beş yıllık ömrünün tamamında bir ihramlı hassasiyeti ile yaşamış, nefsini sadece haramlardan değil kimi helallerden de sakındığı için onun günah işlediğine hiçbir kul şahit olmamıştı. Ömrü boyunca tam bir ihram hassasiyeti içerisinde, bir gönül kırmamış, bir canı incitmemiştir. Hayatından verdiğimiz örneklerde de görüldüğü gibi hayatı boyunca başkalarını hep nefsine tercih etmiştir. Onun haksızlıklar karşısında tepkileri bile kırıcı olmaktan uzaktır. Bu ufuk insanın varlığı insanlık tarihinin kadın sorununa İslam’ın getirdiği somut çözümdür.

Onun yaşamı ideal insan ve ideal kadın tipidir. Herkes hepimiz bu ideal hayata yaklaşa bildiğimiz ölçüde kendimizi başarılı görebiliriz. Sözün özü ölçü de, örnek de Hz. Fatıma’dır.

Bu yazı “Yaşayan Kuran Hz. Fatıma” Kitabından alıntıdır.

 


[1]Fatımatüzzehra Cemal Öğüt S.162

[2] S. Eraslan Can parçası nak.

[3]Hz.Fatımatüzzehra Cemal Öğüt S.104

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Kuran’ı Kerim  muhafazakarların yoğun saldırılarına uğruyor.
Atasoy Müftüoğlu Yazdı: Kuran’ı Kerim muhafazakarların yoğun saldırılarına uğruyor.
Cevdet Işık yazdı: Silah Ve Zeytin Dalı, Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri
Cevdet Işık yazdı: Silah Ve Zeytin Dalı, Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri
pendik escort kartal escort pendik escort sex hikaye kurtkoy escort